BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NASIL BİR BELEDİYE - 3 -

NASIL BİR BELEDİYE - 3 -

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Türkiye’de, “seçilen kişilerin daima yetkilerini kötüye kullanacağı” noktasından hareket edildiğini belirterek, “Bir korku var ve güven yok. Ben bunu anlayamıyorum. Halbuki siz tepede kaideleri koyacaksınız. Yapacağınız tek iş denetlemek olacak” dedi.



Gökçek kimdir? Melih Gökçek, 1948 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun ilk yılları Keçiören’de geçti. Babası Ahmet Gökçek’in avukatlık mesleğini Gaziantep’te devam ettirmesi sebebiyle ilk, orta ve liseyi bu şehirde okudu. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne giren Gökçek, Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu’na geçerek buradan mezun oldu. Parlamento muhabirliği ve gazete temsilciliği yaptı. Askerliğini yedek subay olarak Kıbrıs’ta yaptıktan sonra ticarete atıldı. 1984 yılında ANAP’tan Keçiören Belediye Başkanı seçilen Melih Gökçek, siyasi hayata ilk adımı attı. 1989-1991 yılları arasında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü yaptı. 1991 yılında RP’den milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. Milletvekilliği devam ederken Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan Gökçek, milletvekili iken seçilen ilk başkan oldu. Evli ve iki çocuk babası olan Gökçek, son seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yeniden kazandı. Yetki ver denetle! Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, mevzuattan yana oldukça dertli. Günübirlik gittiğimiz Ankara’da, başkanla uzun uzun konuşuyoruz. Onu en çok siyasilerin vaad edip de yapmaması kızdırıyor. Mevzuatta ne gibi değişikliklerin yapılıp, nelerin yapılamayacağını çok iyi biliyor. İçişleri Bakanı’nın belediyecilikten gelmesini bir şans olarak görüyor. Bir konuyu özellikle vurguluyor: Belediyelerin önünün açılması halka verilen hizmeti kat be kat artırır. Bu da Türkiye’yi daha huzurlu ve müreffeh günlere taşırken, şehirlerimizin yüzünü güldürür. Gökçek, ekip çalışmasından hoşlanıyor. Yapacağı işte ilgili yöneticilerin fikrini alıp sonra karar veriyor. Konusuna vakıf. Sorularımızı da seri ve kararlı şekilde cevaplandırıyor. - Sayın Gökçek, mevcut belediye mevzuatı Ankara’yı veya bir büyük şehri idare etmek, hizmetlerini yerine getirmek için yeterli mi? - Yeterli olduğu kesinlikle söylenemez. Bizim yasalarımız çok önceden çıkmış. Çıkan yasalar, mesela 1580 sayılı yasa senelerin yasası. Birçok konuya rahatlık getiriyor tabii ama günümüz şartlarında birtakım değişikliklerin yapılması, kesinlikle yasanın değişmesi lazım. - Yeni yasa taslağını incelediniz mi, nasıl buldunuz? - İnceledim. İçişleri Bakanımızın sunduğu son yasa taslağı onun sunduğu tarzda gelirse birçok yaramıza merhem olur. Ama duyduğum kadarıyla diğer bakanlıklar İçişleri Bakanımızın hazırlamış olduğu bu yasanın belli bölümlerine karşı çıkıyor. Mesela imar konusunda Bayındırlık Bakanlığı’nın karşı çıktığını biliyoruz. Maliye Bakanlığı’nın belli hususlara karşı çıktığını biliyoruz. O zaman yasa reform yasası falan olmaz, sadece yasak savma babından bir yasa olur. Ama sayın İçişleri Bakanının getirdiği tarzda çıkarsa belediyelerin problemlerine çözüm üretebilir. - Yeni kanun taslağı, belediyelere yetki devri ve kaynak artışı bakımından yeterli mi? - Tam yeterli değil. Ama ciddi bir adım sayılır. MERKEZİYETÇİYİZ - Sayın Gökçek, uzun yıllardır belediye başkanlığı yapıyorsunuz. Belediyecilik deyince neler geliyor aklınıza? Bu hizmetin sınırları ne kadar genişletilmeli? - Ben belediyeciliği çok geniş algılıyorum. Ama Türkiye’de maalesef merkeziyetçi bir sistem var. Seçilen kişilerin daima yetkilerini kötüye kullanacağı noktasından hareket ediliyor. Bir korku var ve güven yok. Ben bunu anlayamıyorum. Siz belediyeye güvenmiyorsanız, belediye size niye güvensin. Böyle bir mantık olmaz. Ama çok entresan, bütün siyasi partilerin sloganı şudur. Seçimlerden önce, “Geleceğiz, merkezi yönetimi küçülteceğiz. Yerel yönetimlerin yetkilerini ve kaynaklarını artıracağız” derler. Geldikten sonra hepsi unutur. Benim kendi partim dahil olmak üzere... Böyle bir reformu gerçekleştiremedik. Şimdi aynı şekilde deprem hadisesi bahane ediliyor. Bayındırlık Bakanlığı bütün yetkileri merkezde toplamaya kalkıyor. Onun görevi merkezde toplamak değil, merkezden denetimi yapmak. Her türlü denetimi yap. Denetime kimse karşı değil. Ama bırak yetki merkezde değil, yerel yönetimlerde olsun, olay yerinde kullanılsın. Siz yukardan organize edin, denetleyin, denetiminize uymayanlara kanuni ağır cezalar koyun. “Öyle değil!” Ya ne?.. “Ben yapacağım” diyor. Böyle merkeziyetçilik olur mu? Dünyanın neresinde görülmüş!? Siz tepede kaideleri koyacaksınız. Yapacağınız tek iş denetlemek olacak. Bırakın yerel yönetimler o yetkileri sonuna kadar kullansınlar. Yetkilerini aşarlarsa, denetim yoluyla onları yola getirin. KORKU İLE OLMAZ - Hükümetler, programlarına girdiği halde yerel yönetimlere neden yetki ve imkan verilmiyor? İrtica, bölücülük, kaynak azalması gibi korkuların bunda rolü var mı? Doğru teşhis nedir? - Bunlar bence gerçek ve doğru teşhisler değil. Bu işler merkezi yönetimin yetkilerini yerel yönetimlere aktarmasını engellemez. Eğer kanunların suç saydığı hergangi bir uygulama varsa, savcılar ve mahkemeler her an hazır. Savcılar el koyar, alır mahkemeye verirsiniz. Bunu engelleyecek hiçbir şey yok. Bu işin bahanesi bence. Başka hiçbir şey değil. Şöyle söyleyeyim, Ankara ve İstanbul belediyelerinin Faziletli belediyeler olması dolayısıyla onların başarılarının halkın kalbinde müsbet yer yapmasından çekilen politikacılar var. Sen daha güzelini yap, seni seçsinler. “Hayır” diyor; “Ben seni başarısız kılarım. Ben sana yetki vermem.” Olmaz böyle bir şey! Dünyanın hiçbir ülkesinde korku ile yetkiler kısıtlanmaz. Varsa yanlışı yakasına yapış. - Son seçimlerde HADEP de dahil her partiden belediye başkanları seçildi. Şu ana kadarki uygulamalarını nasıl görüyorsunuz? Değişen bir şey var mı? - Hayır efendim. HADEP de, Fazilet de, CHP de yasal olmayan bir şey yapıyorsa gereğini yapın. Bana en tehlikeli belediyeler hangileri diye sorarsanız, “CHP’li belediyelerdir” derim. Eğer devletin yasadışı saymış olduğu eylemlere katılma açısından söylüyorsanız, rakamsal olarak bir istatistik çıkarın, en çok CHP’li belediyelerde çıkar bu. Ama kimsenin onlara bir laf ettiği yok. Bu, objektif kıstaslara göre söylenmiş sözler değildir. SEÇİLMİŞLER-ATANMIŞLAR - Farklı bir konuya geçmek istiyorum. Belediye başkanı-vali ilişkisi şu anda sağlıklı mı? Nasıl olmalı? - Benim kişisel kanaatimi söyleyeyim. Seçilmişler kesinlikle atanmışların emrinde olmamalı. Ama bizim hiyerarşik yapımız bu şekilde kurulmuş. Bunu da şu anda değiştirmeniz mümkün değil. Gene birtakım korkulardan ve vesveselerden dolayı. Bence halk daima en iyisini seçer. Samimi olarak söylüyorum, halkın seçtiği en kötü kişi bile atanmışların yüzde 90’ından kesinlikle iyidir. Daima seçilmişlerin ön planda olması lazım. - Şehirlerimiz seçilmiş tek kişi tarafından mı yönetilmeli? Yoksa mevcut idare şekli devam etmeli mi? - Elbette ki, seçilmiş tek kişi tarafından yönetilmeli. Anakara’nın valisi ve belediyesinin yetkileri, aynı şahsın uhdesinde seçilerek toplanmalı. - Reform iddiası taşıyan Mahalli İdareler Kanun Tasarısı, daha çok özel idareleri öne çıkarıyor. Bu demokratik bir uygulama mı? - Özel idare, merkezi idarenin taşra uzantısıdır, bağımsız değildir. Taşrada özel idarenin başındakiler, vali ve altındaki ekip merkezi idarenin istemediği bir şey yaparsa ertesi gün görevden alınır. Dolayısıyla özel idareye mahalli idare deme şansı yok. Özel idare, merkezi idarenin taşra uzantısıdır. BAŞARI İÇİN KAYNAK ŞART - Sıkıntılarınızı sıralar mısınız? - En önemli sıkıntımız para. Para olursa bütün sıkıntılarımızı aşarız. - Başarılı olmak için para bulmak şart. Devlet yeterince para vermediğine, belediyenin kaynakları da kısıtlı olduğuna göre nasıl kaynak buluyorsunuz? Bu işin sırrı nedir? - Bazı şeyleri söylemek bazı kaynakların kurumasına sebep olur. Zaten kısacakları kadar kısıyorlar. Ben geçen dönem, iktidarda olan bir sayasi parti liderinin şu lafı söylediğini duydum: “Biz bu adamın bu kadar parasını kesiyoruz. Hâlâ yatırımları devam ettiriyor. Bu işi nasıl yapıyor, anlamıyorum.” Kendi ağzıyla itiraf ettiğine göre, kesme emrini bizzat kendisi veriyor demektir. Çok enteresan. - Sayın Gökçek, belediyenin hizmetlerini sağlıklı şekilde yürütmesi için hangi kaynaklara sahip olması gerekir? - Bizim tekliflerimizi Maliye’ye kabul ettirmek çok zor. Adeta imkansız. Maliye her zaman gelirlerinin başka idareler tarafından paylaşılmasına karşı çıkar. İstediğiniz kadar müsbet olsun. Onun için Maliye Bakanlığı, yerel yönetimlerin yetki ve vergi talebine kesinlikle karşı çıkacaktır. Ama buna rağmen İçişleri Bakanlığı’nın getirdiği teklifler makul. O teklifler kabul edilirse iş hallolmasa da biraz nefes alırız. Batı ülkelerinde, bir vilayette toplanan gelirlerin yüzde 35 ila 65’i yerel yönetimlere bırakılıyor. Bizde ise yüzde 5’i bırakılıyor. Çok çok gerilerdeyiz. Mevcut maliye düzeni ile batıyı yakalayabilmek mümkün değil. Bu iktidar, önceki iktidar farketmiyor, siyasi partilerdeki bu zihniyet devam ettiği sürece Türkiye’nin kalkınması mümkün değil. Bakın hiç ayırmıyorum. Kendi partim döneminde de aynısını yaşadım. Oraya geldikleri zaman hemen değişiveriyorlar. - Nasıl bir zihniyet olmalı ki Türkiye kalkınmalı, yerel yönetimler de rahat çalışmalı? - Yerel yönetimlere yetki ve kaynak verilecek diyorsanız verin. Vermiyorsanız samimi değilsiniz, çıkıp edebiyatını yapmayın. Söylediğim bu. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT