BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 24 saat çalışıyoruz ama memnun edemiyoruz

24 saat çalışıyoruz ama memnun edemiyoruz

“Ge­nel Ku­rul’a ka­tıl­ma­sak yö­ne­tim, se­çim böl­ge­mi­ze git­me­sek par­ti teş­ki­lat­la­rı ve va­tan­daş, e­vi­miz­de o­la­maz­sak e­şi­miz, ço­cuk­la­rı­mız si­tem e­di­yor. Ya­ni ge­ce gün­düz ça­lı­şı­yo­ruz, a­ma kim­se­yi mem­nun e­de­mi­yo­ruz”



ANKARA - Şükran KABAN RÖPORTAJ HERKESİN BİR DERDİ VAR... “Kö­yü­nün yo­lu su­yu, ma­hal­le­si­nin hiz­me­ti ya da il­çe­si­nin ö­nem­li iş­le­ri i­çin baş­kan­la­rı­mız, il­çe teş­ki­lat­la­rı­mız, iş­le­ri­ni bü­yüt­mek i­çin iş a­dam­la­rı­mız ge­li­yor. Ken­di­mi­ze bi­le va­kit a­yı­ra­mı­yo­ruz...” Her za­man top­lu­mun gö­zü önün­de olan ve ço­ğu za­man sa­de­ce “kı­yak­lar­la” ya da “özel ha­yat­la­rın­da ya­şa­nan olum­suz­luk­lar­la” gün­de­me gelen mil­let­ve­kil­le­ri as­lın­da ne­ler ya­pı­yor? Mil­let­ve­kil­li­ği yap­mak dü­şü­nül­dü­ğü ka­dar ko­lay mı? Biz de bu­nu öğ­ren­mek için AK Par­ti Bur­sa Mil­let­ve­ki­li Se­dat Kı­zıl­cık­lı’yı ya­kın ta­ki­be al­dık. Bir gün­de ne­ler yap­tık­la­rı­nı, sa­bah evin­den çı­kı­şın­dan ak­şam evi­ne dö­nü­şü­ne ka­dar her yap­tı­ğı­nı adım adım iz­le­dik. İz­le­yin­ce gör­dük ki; as­lın­da mil­let­ve­ki­li ol­mak hiç de öy­le ko­lay bir iş de­ğil­miş. Bur­sa Mil­let­ve­ki­li Kı­zıl­cık­lı, li­se­yi bi­tir­dik­ten son­ra Bur­sa’nın İne­göl il­çe­sin­de mu­ha­se­be­ci­lik ya­par­ken, bir ha­tır gö­nül işi so­nu­cun­da ye­rel bir te­le­viz­yon ka­na­lın­da si­ya­set­le il­gi­li prog­ram yap­ma­ya baş­la­mış. Ko­nu si­ya­set, ko­nuk­lar da si­ya­set­çi­ler olun­ca Se­dat Kı­zıl­cık­lı da si­ya­se­te ısın­mış ve bir an­da si­ya­se­tin için­de bul­muş ken­di­ni... O sı­ra­lar­da ku­ru­lan Fa­zi­let Par­ti­si’nin ku­ru­cu il­çe yö­ne­tim ku­ru­lu üye­si ol­muş. İNE­GÖL’DEN MEC­LİS’E Bu gö­re­vi, onun o za­man İs­tan­bul Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye Baş­ka­nı olan Re­cep Tay­yip Er­do­ğan ile ta­nış­ma­sı­na se­bep ol­muş. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, İs­tan­bul’a gi­dip ge­lir­ken, Er­do­ğan’ın be­le­di­ye baş­ka­nı ola­rak yap­tı­ğı iş­le­ri ve halk­ta­ki mem­nu­ni­ye­ti gör­müş, Re­cep Tay­yip Er­do­ğan’a olan sem­pa­ti­si böy­le­ce yük­sel­miş. Son­ra­sı­nı şöy­le an­la­tı­yor Se­dat Kı­zıl­cık­lı: “Tay­yip Bey­le il­gi­li her­ke­sin bil­di­ği o sü­reç baş­la­dı. Hap­se gir­di. Ben de ha­pis­ha­ne­de zi­ya­ret et­tim ken­di­si­ni. O gün için de­dik ki, ‘Bi­zim si­ya­set­te işi­miz ol­maz ama Sa­yın Re­cep Tay­yip Er­do­ğan bir par­ti ku­rar­sa biz onun par­ti­sin­de ol­ma­ya ça­lı­şı­rız. Han­gi gö­rev ol­du­ğu önem­li de­ğil!’ Son­ra par­ti kur­ma sü­re­ci baş­la­yın­ca AK Par­ti’nin 2001 yı­lın­da ku­ru­cu il­çe baş­kan­lı­ğı gö­re­vi­ni ba­na tev­di et­ti­ler. İne­göl il­çe­si ku­ru­cu il­çe baş­ka­nı ol­dum. Ça­lış­tık. 2002 se­çim­le­rin­de de aday gös­te­ril­dik ve se­çil­dik.” 2002 se­çim­le­rin­de ilk de­fa mil­let­ve­ki­li se­çi­len Se­dat Kı­zıl­cık­lı, o dö­ne­min en genç mil­let­ve­kil­le­rin­den bi­ri ola­rak par­la­men­to­ya gir­miş. 1992 yı­lın­da eşi Be­hi­ye Ha­nım­la ev­len­miş Se­dat Bey. 15 ya­şın­da Ay­şe­nur isim­li bir kı­zı, 11 ya­şın­da da Se­mih is­min­de bir oğ­lu var. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, sa­bah ço­cuk­la­rı ve eşiy­le bir­lik­te yap­tı­ğı kah­val­tı­nın ar­dın­dan Mec­lis’te­ki oda­sı­na ge­li­yor. Bek­le­yen va­tan­daş­la­rın prob­lem­le­ri­ni tek tek din­le­yip dert­le­ri­ne çö­züm arı­yor. Mil­let­ve­ki­li Kı­zıl­cık­lı, as­lın­da di­ğer il­le­re gö­re Bur­sa’dan ge­len va­tan­daş sa­yı­sı­nın çok yük­sek ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor. Ge­len­le­rin da­ha çok gü­nü bir­lik gel­di­ği­ni ve bir­çok mil­let­ve­ki­li gi­bi, seç­men­le­re bir de ya­ta­cak yer ayar­la­ma zor­lu­ğu ya­şa­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor Se­dat Kı­zıl­cık­lı... SEÇ­ME­NİN TA­LEP­LE­Rİ BİT­Mİ­YOR “Da­ha çok ne­ler is­ti­yor­lar siz­den” di­ye so­ru­yo­ruz, o da an­la­tı­yor: “İşi kü­çük olan, bü­yük olan, te­le­fon­la hal­le­di­le­cek işi olan bi­le ge­li­yor. Mec­lis’i me­rak et­ti­ği için ge­li­yor. Kö­yü­nün yo­lu su­yu, ma­hal­le­si­nin hiz­me­ti ya da il­çe­si­nin önem­li iş­le­ri için be­le­di­ye baş­kan­la­rı­mız, il­çe teş­ki­lat­la­rı­mız, iş adam­la­rı­mız ge­li­yor. İş­le­ri­ni bü­yüt­mek, ih­ra­cat po­tan­si­ye­li­ni ar­tır­mak is­te­yen iş adam­la­rı da bil­gi al­mak için ge­li­yor. Şah­si ta­lep­ler­de ise ta­yin, işe gir­me ve has­ta­lık ko­nu­la­rı ön pla­na çı­kı­yor.” Se­dat Kı­zıl­cık­lı’nın yo­ğun ça­lış­ma tra­fi­ği­ni iz­ler­ken biz bi­le yo­ru­lu­yo­ruz. Ken­di­si­ni TBMM bü­ro­muz­da bi­raz din­le­nip bir mo­la ver­me­si için kah­ve iç­me­ye da­vet edi­yo­ruz ve, “Bü­tün bun­la­rı bir gü­ne na­sıl sığ­dı­rı­yor­su­nuz. Bu tem­po­ya na­sıl da­ya­nı­yor­su­nuz?” di­yo­ruz. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, “Bir mil­let­ve­ki­li­ne 24 sa­at yet­mi­yor. Hiç­bir şe­ye ye­ti­şe­me­yen bir mil­let­ve­ki­li pro­fi­li or­ta­ya çı­kı­yor. Te­le­fon gö­rüş­me­le­ri çok za­ma­nı­mı­zı alı­yor. Ge­nel Ku­rul’da te­le­fon ke­si­ci ol­du­ğu için ora­day­ken te­le­fon­lar bi­ri­ki­yor. Ula­şa­ma­yan va­tan­daş­lar si­tem edi­yor. Bi­zim bu­ra­da gö­re­vi­mi­zin ya­sa­ma yap­mak ol­du­ğu­nu, ge­nel ku­rul ve ko­mis­yon ça­lış­ma­la­rı­nı ak­sat­ma­mak ol­du­ğu­nu ka­bul et­mek is­te­mi­yor­lar. On­lar sü­rek­li bi­zim iş­le­ri­miz­le il­gi­li mil­let­ve­ki­li­nin koş­tur­ma­sı la­zım di­ye dü­şü­nü­yor­lar” di­yor... Mil­let­ve­ki­li Kı­zıl­cık­lı, her ta­ra­fa bir­den ye­tiş­me­ye ça­lı­şır­ken, ba­zen kim­se­yi de mem­nun ede­me­dik­le­ri­ni söy­le­me­den ge­çe­mi­yor. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, “Her­kes bi­ze kı­zı­yor. Ge­nel ku­rul ça­lış­ma­la­rı­nı ak­sa­tır­sak gru­bu­muz kı­zı­yor. Eğer se­çim böl­ge­mi­ze ula­şa­maz­sak böl­ge­de­ki il, il­çe teş­ki­lat­la­rı­mız si­tem edi­yor. Bi­ze ula­şa­maz­sa va­tan­daş kı­zı­yor. Ai­le­mi­ze za­man ayı­ra­ma­dı­ğı­mız için de on­lar si­tem edi­yor” di­ye an­la­tı­yor ya­şa­dık­la­rı zor­lu­ğu. Aİ­LE İLE YE­MEK LÜKS! “Ai­le­niz­le za­man ge­çi­re­bi­li­yor mu­su­nuz?” di­ye so­ru­yo­ruz Kı­zıl­cık­lı’ya. O da “Ev­de ai­le­miz­le ye­mek yi­ye­bil­mek bi­le bi­zim için lüks” di­yor. 6 yıl­lık mil­let­ve­kil­li­ği bo­yun­ca en faz­la 6 de­fa dı­şa­rı­da ço­cuk­la­rı ve ai­le­siy­le bir­lik­te bir alış­ve­riş mer­ke­zi­ne ya da si­ne­ma­ya gi­de­bil­di­ği­ni an­la­tı­yor. 2007 se­çim­le­ri ön­ce­sin­de kı­zı Ay­şe­nur’a sor­muş­lar, “Ba­ban ye­ni­den mil­let­ve­ki­li ola­bi­lir, ne di­yor­sun?” di­ye. Ay­şe­nur’un, “Ben mil­let­ve­ki­li is­te­mi­yo­rum, ba­ba­mı is­ti­yo­rum” ce­va­bı et­ki­le­miş Se­dat Kı­zıl­cık­lı’yı. “Bu be­nim ku­la­ğı­ma kü­pe­dir. Ço­cuk­la­rı­ma ne ka­dar az za­man ayı­ra­bil­di­ği­min en bü­yük gös­ter­ge­si” di­yor, ama mil­let­ve­kil­li­ği­nin de hal­ka hiz­met için en önem­li gö­rev­ler­den bi­ri ol­du­ğu­nu vur­gu­la­ma­dan ede­mi­yor. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, bu ka­dar yo­ğun ça­lış­ma tem­po­su için­de bir de üni­ver­si­te sı­na­vı­na gi­rip üni­ver­si­te oku­muş. Li­se me­zu­nu ola­rak mil­let­ve­ki­li se­çi­len Se­dat Kı­zıl­cık­lı, Mec­lis’e gel­dik­ten son­ra eği­tim ko­nu­sun­da­ki ek­si­ği­ni de gö­re­rek, bir ar­ka­da­şı­nın tav­si­ye­siy­le sı­na­va gir­miş. İki yıl­lık halk­la iliş­ki­ler bö­lü­mü­nü ka­zan­mış ve iki yıl­da da me­zun ol­muş, dip­lo­ma­sı­nı al­mış. Se­dat Kı­zıl­cık­lı, “Böy­le bir yo­ğun­lu­ğun için­de, böy­le bir işin al­tın­dan da kalk­tık. Ben böl­ge­mi, seç­me­ni, An­ka­ra’da­ki iş­le­ri­mi hiç ak­sat­ma­dan bu­nu yap­tım. Eği­tim­de­ki ek­sik­li­ği­min far­kı­na var­dım ve bu­nu da ta­mam­la­mak, ken­di­mi ge­liş­tir­mek için böy­le bir ça­lış­ma yap­tım. İn­şal­lah de­va­mı­nı da ge­ti­ri­rim, 4 yıl­lı­ğı bi­tir­me ni­ye­tim var” di­yor. VE­KİL­LİK ­ÇOK ŞEY ÖĞ­RE­Tİ­YOR Se­dat Kı­zıl­cık­lı bu ka­dar yo­ğun­luk­la na­sıl baş et­ti­ği­ni ise es­pri­li bir dil­le, “Mil­let­ve­kil­li­ği in­sa­na bü­yük me­le­ke­ler ka­zan­dı­rı­yor. Ay­nı an­da bir­çok şe­ye bir­den ye­tiş­me­yi öğ­re­ni­yor­su­nuz” di­ye an­la­tı­yor. Bi­ze de bu ka­dar yo­ğun tem­po için­de ça­lı­şan mil­let­ve­kil­le­ri­ne “ko­lay gel­sin” de­mek dü­şü­yor... A­i­le­siy­le ye­mek yi­ye­bil­me­nin bi­le ken­di­si i­çin lüks ol­du­ğu­nu söy­le­yen Se­dat Kı­zıl­cık­lı; e­şi Be­hi­ye Ha­nım, kı­zı Ay­şe­nur ve oğ­lu Se­mih i­le kah­val­tı ya­pa­rak gü­ne baş­lı­yor. A­i­le, 20.45’te Dik­men’de­ki ev­le­rin­de, ak­şam ye­me­ğin­de tek­rar bir a­ra­ya ge­li­yor. Kızılcıklı Meclis’teki makam odasında, milletvekili olduğu Bursa’nın dağlık ilçelerinin problemlerini çözmek için kurulan DAĞDER üyeleriyle görüşüyor. Vatandaşların derdini dinleyen Sedat Kızılcıklı, neler yapılabileceğini istişare ediyor. Asıl işlerinin yasama faaliyetlerinde bulunmak, komisyon toplantılarına katılmak olduğunu söyleyen Sedat Kızılcıklı, AK Parti grup toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı dinliyor, yapılacak çalışmalara dair gerekli notları alıyor. Kızılcıklı, kendisiyle görüşmeye gelen seçmenlerin bir kısmını öğle yemeğinde ağırlıyor. Ziyaretçilerinin genellikle günübirlik geldiğini söyleyen Kızılcıklı, bazı milletvekilleri gibi misafir konaklama problemi yaşamadığını söylüyor. Bursa’nın Yenice beldesi belediye yöneticileri ve belde teşkilatından gelen bir grubun problemlerini dinleyen Sedat Kızılcıklı, saat 15.00’da da TBMM Genel Kurulu’nda bir yasa tasarısı hakkında partisinin görüşlerini aktarıyor. Genel Kurul’da yaklaşık 3 saatlik çalışmanın ardından Kızılcıklı, TBMM büromuzda yorgunluk kahvesi içme davetimizi kabul ediyor. Siyasete girişini ve hizmetlerini anlatan Kızılcıklı, saat 20.00’de Meclis’ten ayrılarak evine dönüyor... Ne­den Sedat Kı­zıl­cık­lı’yı seç­tik? Se­dat Kı­zıl­cık­lı, ya­şa­dı­ğı İne­göl’de genç yaş­ta ön­ce Fa­zi­let Par­ti­si’nde si­ya­set yap­ma­ya baş­la­mış. Ar­dın­dan da AK Par­ti’nin ku­ru­cu il­çe baş­ka­nı ol­muş. Ya­ni si­ya­se­te, bir an­lam­da en ta­ban­dan baş­la­mış. 35 ya­şın­da en genç mil­let­ve­kil­le­rin­den bi­ri ola­rak Mec­lis’e gi­ren Kı­zıl­cık­lı, ev­li ve iki ço­cuk ba­ba­sı. Ya­ni mil­let­ve­kil­li­ği­nin ya­nın­da ai­le so­rum­lu­lu­ğu­nu da ta­şı­yan bi­ri­si. İkin­ci de­fa se­çi­len bir mil­let­ve­ki­li ol­ma­sı­na rağ­men ça­lış­ma he­ye­ca­nı­nı kay­bet­me­miş... Ay­rı­ca li­se me­zu­nu ola­rak gel­di­ği Mec­lis’te üni­ver­si­te dip­lo­ma­sı al­ma­yı ba­şar­mış. Biz de bu özel­lik­le­ri se­be­biy­le Kı­zıl­cık­lı’nın bir gü­nü­nü mer­cek al­tı­na al­dık...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT