BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mü­min i­le mü­na­fık a­ra­sın­da­ki fark

Mü­min i­le mü­na­fık a­ra­sın­da­ki fark

İs­lam bü­yük­le­ri, na­ma­za önem ver­me­yen, na­ma­zı­nı mun­ta­zam kıl­ma­yan kim­se­le­rin de mü­na­fık ola­bi­le­ce­ği­ni bil­dir­miş­tir. Bir ha­dis-i şe­rif­te, “Mü­min ile kâ­fi­ri ayı­ran fark, na­maz­dır” bu­yu­rul­du. Ya­ni, mü­min na­maz kı­lar. Ka­fir, kıl­maz. Mü­na­fık­lar ise, ba­zen kı­lar, ba­zen kıl­maz.



İs­lam bü­yük­le­ri, na­ma­za önem ver­me­yen, na­ma­zı­nı mun­ta­zam kıl­ma­yan kim­se­le­rin de mü­na­fık ola­bi­le­ce­ği­ni bil­dir­miş­tir. Bir ha­dis-i şe­rif­te, “Mü­min ile kâ­fi­ri ayı­ran fark, na­maz­dır” bu­yu­rul­du. Ya­ni, mü­min na­maz kı­lar. Ka­fir, kıl­maz. Mü­na­fık­lar ise, ba­zen kı­lar, ba­zen kıl­maz. Sü­ley­man ib­ni Ce­za bu­yur­du ki: Ey oğul, na­maz­la­rı­nı özür­süz terk et­me ki, mü­na­fık­lar­dan ol­ma­ya­sın. Re­sul-i ek­rem bu­yur­du ki: “Eğer ka­dın­lar­la, me­me­de olan ço­cuk­lar ol­ma­sa, ye­ri­me bir imam ko­yup, şeh­ri ge­zer, na­ma­za gel­me­yen­le­rin ev­le­ri­nin ya­kıl­ma­sı­nı te­min eder­dim.” Yi­ne Re­su­lul­lah efen­di­miz bu­yur­du ki: “Eza­nı işi­tip de, ca­mi­de ce­ma­ate git­me­mek, mü­na­fık­lık­tır” “Ma­ze­ret­siz üç cu­ma­yı terk eden mü­na­fık­lar­dan ya­zı­lır.” “Za­ru­ret­siz ar­ka ar­ka­ya üç cu­ma­yı terk ede­nin kal­bi­ni Al­la­hü teâ­lâ mü­hür­ler.” Kal­bi mü­hür­len­mek, iyi­lik yap­maz hâ­le gel­mek­tir. Ha­yır ha­se­nat ve iba­det yap­mak ona zor ge­lir. Mü­na­fık­lar­dan ya­zı­lır de­mek ise, kâ­fir olur an­la­mın­da de­ğil­dir. Mü­na­fık ame­li iş­le­miş olur. Me­se­la mü­na­fık ya­lan söy­ler. Ya­lan mü­na­fık­lık ala­me­ti­dir. Ama ya­lan söy­le­yen mü­na­fık, ya­ni kâ­fir ol­maz. Mü­na­fık ame­li iş­le­yen­le­rin so­nun­da küf­re düş­me ih­ti­ma­li çok­tur. Bu­nun için bü­tün ha­ram­lar­dan sa­kın­ma­ya gay­ret et­me­li, bir ma­ze­re­ti yok­sa cu­ma­la­ra git­me­li­dir. Bir ma­ze­ret­le cu­ma­ya gi­de­me­yen mu­hak­kak öğ­le na­ma­zı­nı kıl­ma­lı­dır. Mü­na­fık­lı­ğın her iki ha­lin­de de, o kim­se­nin kal­bi­nin has­ta ol­du­ğu ana­şı­lır. Ayet-i ke­ri­me­de, “On­la­rın kalb­le­rin­de ma­raz (ni­fak, ha­set has­ta­lı­ğı) var­dır. Al­lah da, (İs­lam’ı güç­lü kıl­ma­sıy­la on­la­rın kin ve ni­fak) has­ta­lık­la­rı­nı ar­tır­dı. (İnan­ma­dık­la­rı hal­de inan­dık di­ye­rek) ya­lan söy­le­me­le­ri se­be­biy­le on­lar için elim (çok şid­det­li, ebe­di) bir azap var­dır.” [Be­ka­ra 10] Sa­id bin Cü­beyr haz­ret­le­ri bu­yur­du ki: Üç tür­lü kalb var­dır: 1- Mü­mi­nin kal­bi­dir. Te­miz ve sev­gi ile Al­la­hü te­âlâ­ya bağ­lı­dır. 2- Ka­tı, ölü kalb­dir. Kim­se­ye acı­maz. 3- Has­ta kalb­dir. Has­ta­lık, mü­na­fık­lık has­ta­lı­ğı­dır. Mâ­lik bin Di­nar haz­ret­le­ri bu­yur­du ki: “Mü­na­fık­lık alâ­met­le­rin­den ba­zı­la­rı şun­lar­dır: Ya­rı­nın rız­kı­nı sak­la­yıp baş­ka­la­rı­nı dün­ya­lık hak­kın­da sı­kış­tır­mak; in­san­lar ara­sın­da par­mak­la gös­te­ri­lir tek ki­şi ol­ma­yı sev­mek; kal­bin­de in­san­la­ra kar­şı kin ve ha­sed bes­le­mek.” Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT