BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Duygusal krizler

Duygusal krizler

Eko­no­mik kriz­ler, mev­sim­le­re san­ki da­ha baş­ka, da­ha an­la­şıl­ma­sı ge­re­ken an­lam yük­lü­yor­du... Ay­rı­lık­lar son­ra­sın­da hüz­ne bo­ğu­lan bir ada­mın terk edil­miş­li­ği­ne ben­zi­yor­du... So­kak­lar, al­da­tı­lan bir adam gi­bi ses­siz­di...



Eko­no­mik kriz­ler, mev­sim­le­re san­ki da­ha baş­ka, da­ha an­la­şıl­ma­sı ge­re­ken an­lam yük­lü­yor­du... Ay­rı­lık­lar son­ra­sın­da hüz­ne bo­ğu­lan bir ada­mın terk edil­miş­li­ği­ne ben­zi­yor­du... So­kak­lar, al­da­tı­lan bir adam gi­bi ses­siz­di... Ço­cuk­la­rın yüz­le­rin­de çek­me­dik­le­ri çi­le­nin san­ki çiz­gi­le­ri be­lir­gin­leş­miş­ti... Bir sa­va­şın ar­dın­dan kent­ler ha­rap edil­miş gi­bi, san­ki cad­de­ler­de yal­nız­lık zap­ti­ye­le­ri dev­ri­ye ge­zi­yor­du.. Yok­sul­lu­ğun fer­ya­dı, ka­ra du­man­lar gi­bi ba­ca­lar­dan gök­yü­zü­ne doğ­ru tü­tü­yor ve yük­se­li­yor­du... Ye­re, gö­ğe sığ­dı­rı­la­ma­yan bir adam da­ha tah­ta bir ta­bu­ta ko­nul­muş, be­yaz bir ke­fe­ne sa­rıl­mış iki met­re­de de­rin­lik­ten iba­ret me­za­rı­na gö­tü­rü­lü­yor­du. Sev­da, umut ve bek­le­me­nin te­dir­gin­li­ği ile ge­çen bir ömür da­ha, ken­tin iz­be bir so­ka­ğın­da, ‘se­rin ser­vi­ler al­tın­da’ ha­ber­siz­ce bi­ti­yor­du... * Pa­ra kriz­le­rin­de bi­ri­le­ri dai­ma kay­be­di­yor, bi­ri­le­ri de ka­zan­ma­ya de­vam edi­yor­du... Ka­zan­ma umu­duy­la ya­şa­yan, ça­ba sarf eden, mer­de ve na­mer­de muh­taç ol­ma­mak için ge­ce­yi gün­dü­ze ka­tan­lar ne­den hep kay­be­di­yor­du? Her şe­yi sa­tın alan pa­ra­ya yi­ğit­ler ne­den ye­nik dü­şü­yor­du. Bi­li­ni­yor muy­du? Ağ­la­ya­rak kay­be­den­le­rin ka­zan­cı, gü­le­rek ka­za­nan­la­rın ce­bin­de ol­du­ğu... Söz­de ay­nı ül­key­di... Ay­nı kent... Ve söz­de her­kes ay­nı ate­şin or­ta­sın­day­dı. Ne­den bi­ri­le­ri yan­mak­ta, ağ­la­mak­tay­dı ama bi­ri­le­ri de gül­mek­tey­di? * Kriz ön­ce­si gün­ler, ilk­ba­ha­ra ne de çok ben­zi­yor­du... Çi­çek açan ley­lak­la­rın, er­gu­van­la­rın, oya ağaç­la­rı­nın al­tın­da bir sev­da def­te­ri­ne ait say­fa­lar usul­ca açı­lı­yor­du... Ay­lar son­ra o yap­rak­lar dö­kü­lü­yor ve ba­zı­la­rı kı­zıl ren­gi­ne bü­rü­nü­yor, ku­ru­yor, yer­le­re dö­kü­lü­yor, yağ­muår çi­se­li­yor, kar ya­ğı­yor, gül ağaç­la­rı bu­da­nı­yor­du... Son­ba­har bir kriz gi­bi ge­lip kent­le­rin üze­ri­ne çö­kü­yor­du... Kuş­lar, uzak di­yar­la­ra göç edi­yor­du... Her şey, san­ki her şey so­na eri­yor­du... Bi­ri­le­ri gü­lüp, bi­ri­le­ri ağ­lar­ken, bir aşk da­ha bi­ti­yor­du... * Kriz son­ra­sı, ay­rı­lık­la­ra ne de çok ben­zi­yor­du... Göl kı­yı­sın­da kış ak­şam­la­rın­da ya­kı­lan çı­ra­la­rın ışık­la­rı dur­gun su­la­ra vur­du­ğu gi­bi, vu­ru­yor­du lam­ba­la­rı yan­ma­yan ev­le­re... Çı­ra­la­rın ale­vi bir ateş da­ğı gi­bi kay­be­den­le­rin yü­re­ğin­de ya­nı­yor­du. Kar­lar su­la­ra ve so­kak­la­ra ya­ğı­yor­du... Is­la­nı­yor­du fu­ka­ra­la­rın el­le­ri... Üşü­yor­du ço­cuk­la­rın göz­le­ri... Ha­zar Ba­ba Da­ğı­‘nın etek­le­rin­de, fır­tı­na­lar esi­yor­du... Bir ses ge­li­yor­du, uzak­lar­dan... Bir fer­ya­dın ağı­dıy­dı... Uzak di­yar Ker­kü­k‘­ün zin­dan­la­rın­da yük­se­len ağıt gi­biy­di; “U­yan­maz... Uyan­dır­sam uyan­maz... Her iki­miz bir ataş­ta... Ben ya­na­rım o yan­maz...” Ne­den­di? Bir­lik ve be­ra­ber­lik bir ma­sal­dan mı iba­ret­ti? Ve söz­de miy­di? Gü­nü­müz aşk­la­rı gi­bi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT