BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kahramanmaraş geçmişiyle yaşıyor

Kahramanmaraş geçmişiyle yaşıyor

Kah­ra­man­ma­raş son yıl­lar­da çe­lik sa­na­yi­ne bü­yük ya­tı­rım yap­tı, ar­tık kap ka­cak iş­le­ri on­lar­dan so­ru­lu­yor. Gel­ge­le­lim ba­kır­cı­lar çar­şı­sın­da tı­kır­da­yan us­ta­lar bil­dik­le­rin­den şaş­mı­yor.



Memleketten HABER VAR HAZIRLAYAN: Behçet FAKİHOĞLU - İrfan ÖZFATURA -4- ESKİ ÇARŞI PAZARLAR HAYRAN BIRAKIYOR Kah­ra­man­ma­raş son yıl­lar­da çe­lik sa­na­yi­ne bü­yük ya­tı­rım yap­tı, ar­tık kap ka­cak iş­le­ri on­lar­dan so­ru­lu­yor. Gel­ge­le­lim ba­kır­cı­lar çar­şı­sın­da tı­kır­da­yan us­ta­lar bil­dik­le­rin­den şaş­mı­yor. Ka­lay­cı Mus­ta­fa Us­ta fik­ri­mi­zi bi­le sor­ma­dan söy­lü­yor çay­la­rı, bo­dur ta­bu­re­le­ri gös­te­rip çö­kün he­le di­yor. Ya­kın­ma­lı bir us­lüp­la, “Ali­min­yo­na sür par­ma­ğı­nı kal­dır bak” di­yor, “Sim­si­yah! Tel­le bir ova­la ade­ta me­tal ku­su­yor. Bir çay dem­le, ya­rım sa­at son­ra boz bu­la­nık bir şey olu­yor.” BA­KIR KAP­LAR KA­LAY­LAN­SIN - Ya çe­li­ğe ne der­sin us­ta? - Çe­li­ğin adı bi­le so­ğuk, ne bi­le­yim su­ni ge­li­yor ba­na... Ama ba­kır öy­le mi ya. Hem ko­lay iş­le­nir, hem iyi pi­şi­rir. De­ter­jan fi­lan da is­te­mez bir fis­ke kül­le ova­la ta­mam. Sıh­hi­dir son­ra... Bun­ca has­ta­lık ner­den çık­tı sa­nı­yor­su­nuz, ül­ser kan­ser mi var­dı ba­ba­mı­zın za­ma­nın­da? - Ama ‘ba­kır ça­lı­ğı’ di­ye bir şey du­yu­yo­ruz, in­sa­nı ze­hir­ler­miş ma­za­al­lah. İn­sa­nı ba­kır de­ğil, ka­dın­la­rın tem­bel­li­ği ze­hir­ler. Ka­bı­nı te­miz tut­maz­san mik­rop da ürer, ye­şi­le de ça­lar. Za­ten biz, bi­ze ge­len kap­la­rı ön­ce isin­den pa­sın­dan arın­dı­rı­yo­ruz, ka­la­ya öy­le sı­ra ge­li­yor. Ka­lay­cı­lar sa­de­ce iç yü­ze­yi par­lat­mak­la kal­mı­yor ten­ce­re­nin ezik­le­ri­ni bü­zük­le­ri­ni dü­zel­ti­yor, ko­puk kulp­la­ra per­çin ça­kı­yor­lar. Ha­za ser­vis bir ba­kı­ma... Mus­ta­fa Am­ca ne­re­dey­se ya­rım asır­dır ocak ba­şın­da, ni­şa­dır du­ma­nı göz­le­ri­ni ku­ru­tu­yor­muş son yıl­lar­da. “Mas­ke tak­sa­nız ya” di­ye­cek olu­yo­ruz. Eli­ni boş­ver gi­bi­sin­den sal­la­yıp “Acı pat­lı­ca­nı kı­ra­ğı çal­maz” di­yor, “Za­ten ze­na­at da son dem­le­ri­ni ya­şı­yor!” Ba­kır­cı Mus­ta­fa Am­ca ise, in­san­la­rın il­gi­siz­li­ğin­den dert­li, baş­lı­yor say­ma­ya: “Ba­kır ka­zan al ömür bo­yu kul­lan, oğ­lu­na kı­zı­na mi­ras bı­rak. Kul­lan­ma­sı­nı bi­lir­sen, ba­kır­dan sağ­lık­lı­sı yok. So­ra­rım si­ze ne­den çe­lik de pek­mez ol­maz, don­dur­ma ka­zan­la­rı ne­den ba­kır­dır aca­ba? Ba­kır sa­han­da pi­şen yu­mur­ta, ba­kır cez­ve­de ya­pı­lan kah­ve ni­ye di­ğer­le­rin­den lez­zet­li­dir. Ba­kır çay­dan­lık­ta ça­yın su­yu ber­rak olur, ba­kır ten­ce­re­de ısı­nan ye­mek ke­na­rı­na ya­pış­maz. Ocak­ta­ki ten­ce­re­yi tut kal­dır eli­ni yak­maz. Hem ba­kır her za­man pa­ra, hur­da­sı­nın bi­le de­ğe­ri var.” HOLL­YWO­OD’A ÖZEL ÇA­RIK Ka­par Ai­le­si bel­ki beş ne­sil­dir ye­me­ni­ci­lik ya­pı­yor. Me­şe pa­la­mu­du ile yu­mu­şa­tı­lıp, kök bo­ya ile renk­len­di­ril­miş de­ri­le­ri alı­yor, di­kiş­le­ri bal­mu­mum­dan ge­çi­ril­miş pa­muk ip­li­ği ile atı­yor­lar. Kim­ya­sal adı­na hiçbir şey yok, bu yüz­den ka­şın­tı man­tar yap­mı­yor. Gü­nün bi­rin­de mal ver­dik­le­ri bir es­naf on­la­ra İn­gi­liz asıl­lı bir kos­tüm ta­sa­rım­cı­sı­nı (Ba­yan Ju­udy) ge­ti­ri­yor. Ka­dın gör­dü­ğü ça­rık­la­ra hay­ran olu­yor ve bun­la­rı film­ler­de kul­lan­mak is­ti­yor. Ne­ti­ce­de Harry Pot­ter, Yü­zük­le­rin Efen­di­si, Bü­yük İs­ken­der, Tru­va gi­bi film­le­re mal yol­lu­yor­lar. Genç ye­me­ni­ci Meh­met Ka­par, “Es­ki­den dul ka­dın­lar si­yah, ev­li­ler kır­mı­zı, ni­şan­lı­lar tu­run­cu, genç kız­lar sa­rı, ha­cı tey­ze­ler de ye­şil ça­rık gi­yer­ler­di. Bü­tün bun­lar unu­tul­du ta­bi­i... Ama biz ıs­rar­la edik, ke­lik, ter­lik, bot, pos­tal ya­pı­yor, sa­na­tı ya­şat­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz Ma­ra­şı­mız­da...” di­yor. SON SE­MER­Cİ­LER... Du­va­ra ası­lan rad­yo­da Os­man Ün­lü ho­ca­nın se­si­ni du­yu­yo­ruz, Ömer Us­ta saz sı­kış­tır­dı­ğı te­li­si çu­val­dız­la di­ki­yor. Saz, Eber Gö­lün­den ge­li­yor­muş bir za­man­lar, Eber ge­ber­di ma­lum, göz gö­re ku­ru­du son yıl­lar­da! Şim­di Kı­rık­han’dan ge­ti­ri­yor­lar. Bir ti­tiz­lik bir has­sa­si­yet sa­nır­sı­nız mil­yar­de­re kos­tüm di­ki­yor. “Ağ­zı var di­li yok bir hay­van” di­yor, “Dik­kat et­mez­se­niz sır­tı­nı ya­ra ya­par, sua­li var, ve­ba­li var! Evet her hay­va­na özel se­mer ya­pıl­maz ama bel­li ka­lıp­la­rı var. Biz hat­la­rı­nı iyi bi­li­riz, saz­dan ya­pı­lan kı­sım vü­cu­dun şek­li­ni alır za­man­la. Yan kom­şu da se­mer­ci... Ali Özen us­ta, “Bu dük­kan tam 200 yıl­lık di­yor, “Es­ki­den Ma­raş’ın nü­fu­su 30 bin­di 100 se­mer­ci var­dı çar­şı­da... Şim­di 300 bin, 3 ta­ne kal­dık, şu­ra­da. Ma­lı da ci­va­ra yol­lu­yo­ruz, An­tep’e, Ki­lis’e, Adı­ya­man’a...” TAR­HA­NA TAR TAR... “Tar­ha­na tar tar bo­ğa­zı­mı yır­tar, bak­la­va kar­deş gel be­ni kur­tar...” Yaz, gü­ze dö­ner­ken Ma­raş’ı gö­ren­ler kar yağ­dı sa­nır­lar. Fa­ki­ri zen­gi­ni tar­ha­na kay­na­tır, la­pa kı­va­mı­na ge­len buğ­da­yı ke­kik bi­ber ve ek­şi yo­ğurt­la ka­rış­tı­rır. Fi­ri­gi ha­sır­lar (çiğ) üze­ri­ne ya­yıp ku­ru­tur­lar. Kı­şın bun­la­rı ıs­la­tır kay­na­tır­lar, no­hut ve sa­rım­sak­la pi­şen çor­ba lez­zet­li ve bes­le­yi­ci­dir an­cak Ma­raş­lı­lar kon­trap­la­ğı an­dı­ran tar­ha­na par­ça­la­rı­nı ce­viz­le ba­dem­le yu­var­la­mak­tan bü­yük ke­yif alır, o ek­şi ta­da ba­yı­lır­lar. SAĞ­LAM­LIK­TA ÜSTÜNE YOK! Mus­ta­fa Am­cam da ye­me­ni­ci ama onun id­di­ası za­ra­fet­te de­ğil sağ­lam­lık­ta.Trak­tör las­tik­le­rin­den kes­ti­ği ta­ban yıl­la­ra da­ya­nı­yor... SEMER MO­DA­SI ONLARDAN SORULUR! Semerci Ömer Usta moda merkezini aratmayan dükkanında dalmış harıl harıl çalışıyor... Se­mer­ci­lik de­yip geç­me­yin i­şin i­çin­de ma­ran­goz­luk var, sap sa­man i­şi var, ke­na­rın­dan kö­şe­sin­den ke­çe­ci­lik, de­ri­ci­lik var, sa­raç­lık var, de­mir­ci­lik var, eh süs­le­me­si­ni de sa­yar­sa­nız ta­sa­rım var, es­te­tik var. Çe­yiz için ce­viz­den ya­pı­yor­lar Kah­ra­man­ma­raş çar­şı­la­rın­da boy boy ce­viz san­dık­lar gö­rü­yor­su­nuz. Mü­cev­her ku­tu­la­rı, ca­me­kan­lar. Üzer­le­rin­de za­rif oy­ma­lar. Kor­ka kor­ka yak­la­şıp so­ru­yor­su­nuz ama fi­yat­la­rı ma­kul, hat­ta şa­şır­ta­cak ka­dar. Ma­lum es­ki­den kı­zı do­ğan, ko­şar san­dık al­ma­ya. İçi­ne ön­ce bir Kur’an-ı ke­rim, bir sec­ca­de ve Mız­rak­lı İl­mi­hal ko­yar, baş­lar içi­ni dol­dur­ma­ya... Ar­tık tül­bent­ler, oya­lar, hav­lu­lar... He­le “Ma­raş işi”nin na­mı mi­mi var. Boh­ça­la­rın ara­sı­na la­van­ta tor­ba­cık­la­rı sı­kış­tırır, yün­lü­le­ri naf­ta­lin­le ko­rur­lar. Dondurma tadını, Ahir Dağı’ndaki keçilere borçlu... Ağ­zı­nın ta­dı­nı en iyi bi­len hay­van ke­çi­dir, ka­ya­la­rın üze­rin­de ufa­cık bir çi­çek gör­se çı­kar, kör­pe fi­liz­le­re ulaş­mak için ade­ta ak­ro­bat­lık ya­par. Al­la­hü teâ­lâ Ahir da­ğı­na ni­met­ler yağ­dır­mış, en­va­i çe­şit bit­ki, ke­kik, ke­ven, süm­bül, çiğ­dem­ler. Ve kök yum­ru­la­rın­dan sah­lep el­de edi­len ya­ba­ni or­ki­de­ler... İş­te bu yüz­den Ahir da­ğın­da ot­la­yan ke­çi­le­rin sü­tü be­yaz öte­si­dir, kı­vam­lı ve ra­hi­ya­lı­dır. Da­ğın kuy­tu­la­rın­da­ki ma­ğa­ra ve çu­kur­lar kı­şın kar­la do­lar. Ma­raş­lı­lar bun­la­rı ya­zın in­di­rir pek­mez­le tad­lan­dı­rır­lar (kar­sam­baç). Hi­ka­ye­mi­ze ge­le­lim Ya­şar ai­le­si­nin ata­la­rın­dan Os­man ağa bir gün sah­lep kay­na­tı­yor, iç­ti­ği­ni içi­yor, ka­la­nı­nı bo­zul­ma­sın di­ye ka­ra gö­mü­yor. Ge­ce ayaz ta­bi­i, sa­bah ba­kı­yor sah­lep kı­vam tut­muş, las­tik gi­bi uzu­yor. Bu­nu bir da­ha de­ni­yor olu­yor, eşe dos­ta tat­tı­rı­yor. Çok be­ğe­ni­yor­lar “bi­ze de yap­sa­na, bi­ze de, bi­ze de” der­ken bir mes­lek do­ğu­yor. Don­dur­ma­cı­lar omuz­la­rın­da­ki fı­çı­lar­la, ten­te­li ara­ba­lar­la ma­hal­le ara­la­rın­da do­lan­ma­ya baş­lı­yor. Ma­raş­lı­lar don­dur­ma­ya dö­ve dö­ve sert­lik ve es­nek­lik ka­zan­dı­rı­yor­lar, “Na­sıl ki yay­la sa­kı­zı çiğ­nen­dik­çe dil­ber­le­şir­se, don­dur­ma da dö­vül­dük­çe gü­zel­le­şi­yor, sa­tır­la zor ke­si­li­yor. Son­ra­sı­nı bi­li­yor­su­nuz, ünü ül­ke­ler öte­si­ne ula­şıp mar­ka olu­yor. Dün­ya­da adı don­dur­ma ile anı­lan iki kent var. Bi­ri Ro­ma ki hay­li tak­lit­çi­si var. Di­ğe­ri Ma­raş ama as­la tak­lit edi­le­mi­yor. Ni­ye? Bu Al­la­hü teâ­lâ’nın bir lüt­fu, Ahir gi­bi bir dağ ve bah­se­di­len ot­lar baş­ka yer­de bu­lun­mu­yor. Na­sıl Vak­fı­ke­bir ek­me­ği, An­tep bak­la­va­sı, Ham­si­köy süt­la­cı baş­ka yer­de ol­mu­yor­sa Ma­raş don­dur­ma­sı da ol­mu­yor. MEK­Sİ­KA Bİ­BE­Rİ NE Kİ? Ma­raş lez­zet­te uç­lar­da ge­zi­nen bir şe­hir. Fıs­tık ez­me­si ne ka­dar tat­lıy­sa, bi­be­ri o ka­dar acı. Bir de Ma­ra­şo­tu var ama... Di­ler­se­niz hiç gir­me­ye­lim o mev­zu­ya...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT