BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çekinerek vurdu kapıya...

Çekinerek vurdu kapıya...

Seher onun gösterdiği yere baktı. Hiç de uzak değildi, hele bütün gün durmadan evin içinde çalışan, köyünde tarlada çapa sallayarak büyüyen vücutlar için bir şey değildi gösterilen mesafe.



Seher onun gösterdiği yere baktı. Hiç de uzak değildi, hele bütün gün durmadan evin içinde çalışan, köyünde tarlada çapa sallayarak büyüyen vücutlar için bir şey değildi gösterilen mesafe. Elini göğsüne sakladığı eski, plastik, fermuarlı çantasına götürdü. Gecekondunun satışıyla aldığı parayı güzelce bir mendilin içine sarmış, beline sıkı sıkı bağlamıştı. Üzerine beli lastikli eteğini giymişti. İndiler arabadan. Şoför tepeye bağlanan şilteleri çözdü, kaldırımın kenarına koydu. Parasını almak için uzattı elini. Kadın dikkatle saydı banknotları, umduğundan fazla para verdiğini düşündü ama burası İstanbul’du. - Sağ ol teyze, Allah yolunu açık etsin, memleketi bırakıp geldiğin belli, seni de doyurur bu koca şehir, meraklanma... - İnşallah evladım, hele bir yerleşelim de... Yüklerini sırtladıkları gibi gösterilen eve doğru yürüdüler. Siyah demir kapılı, betonarme bir yapıydı 5 numaralı ev. Üç katlıydı, en tepede ise kolon demirleri uzatılmış, öylece bırakılmıştı. İleride diğer katlara devam edilecekti belli ki. Seher çekinerek çaldı kapıyı. Şişman, dağınık saçlı bir kadın çıktı, sert bir sesle sordu ana-kızı süzdü. Seher çekingen bir sesle: - Biz Afyon’dan geldik. Fahri gönderdi bizi. Yeğeniniz. - Fahri de kim? Ürperdi Seher, yanlış mı gelmişlerdi yoksa? Şoför kandırmış mıydı kendilerini parasını almak için. - Fahri, el arabası var meyve sebze satıyor, dayısı oturuyor burada... Şişman kadın birkaç saniye cevap vermeden baktı Seher’e. Sonra umursamaz bir tavırla yukarıyı işaret etti: - Üst kata çık, Nafiz ağabey orada oturuyor, Afyonlu kendisi. Bir rahatlık gelip oturuverdi kadının yüreğine. Sevinçle bağırdı: - Tamam, Nafiz... Söylediydi adını Fahri efendi. Hay Allah, nasıl unuttum. Sağ ol kardeş, Allah ne muradın varsa versin. Arkasına dönüp kapıda bekleyen Şehnaz’a seslendi: - Yürü kız, bulduk işte, haydi... Şilteleri birinci katta bırakarak çıktı yukarıya. Dar merdivenler inşaat kokuyordu. Daha merdiven kenarlıkları bile boyanmamıştı. Evin yeni yapıldığı belliydi. Açık kahverengi kapının üstündeki zil kuş sesleri çıkartarak çaldı. Kapıyı sarışın, uzun yüzlü, hafif toplu, kısa saçlı bir kadın açtı. - Buyurun? - Nafiz ağa burada mı? Biz Afyon’dan geldik. Fahri gönderdi. Yeğeni... Kadın kapıyı ardına kadar açtı, kenara çekildi: - Gelin, buyurun, girin içeri. Bırak onları kardeş, sonra alırız, hele geç sen... Arkasına dönüp seslendi: - Nafiz, Nafiz gel bak, Afyon’dan misafir geldi. Tıpkı Fahri’ye benzeyen, ama ondan daha şişman ve dökük saçlı olan bir adam oda kapısında gözüktü. Şaşkın, meraklı gözlerini Seher’le kızının üzerinde dolaştırdı. Tok bir sesle: - Hoş geldin bacı, çıkaramadım seni ben... diyerek yürüdü odanın ortasına. Seher hemen fırladı ayağa: - Beni tanımazsın Nafiz dayı. Biz Fahri’nin arkadaşlarıyız. Yani, kocam arkadaşıydı. Geçende vurdular kocamı eski bir hesap yüzünden. Kalakaldık ortada... Fahri verdi senin adresini, yardım eder dedi. Kimimiz kimsemiz yok burada. Nafiz iri çiçek desenli kanepeye oturdu yavaşça: - Anladım, sen de oturduğun memleketi, yani Afyon’u terk edip İstanbul’a yerleşmeye karar verdin, ekmek parası yani? Seher başını kaldırdı kaşlarıyla beraber: - Yok ağam, bildiğin gibi değil. Benim oğlan, haylazlık etti, bırakıp bizi buraya geldi. Onun peşinden geldim, kötü işler peşinde... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT