BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > I­rak velî­le­rin­den Ebû Bekr Ensârî

I­rak velî­le­rin­den Ebû Bekr Ensârî

Ebû Bekr Ensârî, hac­ca git­miş­ti. O­ra­da bir sü­re aç kal­dı. Yi­ye­cek bir şey de bu­la­ma­dı. Nihâ­yet bir gün ib­ri­şim bir ke­se gö­rüp al­dı. İş­te ne ol­duy­sa on­dan son­ra ol­du...



Ebû Bekr En­sâ­rî, Irak ve­lî­le­rin­den ve Han­be­lî mez­he­bi fı­kıh âli­mi­dir. Şöy­le an­la­tı­lır: Bir hac mev­si­mi son­ra­sı Mek­ke-i mü­ker­re­me­de ka­lan Ebû Bekr En­sâ­rî, uzun sü­re aç kal­dı. Aç­lı­ğı­nı gi­de­re­cek bir şey de bu­la­ma­dı. Ni­hâ­yet bir gün ib­ri­şim bir ke­se gö­rüp al­dı. Doğ­ru­ca kal­dı­ğı eve gi­dip o ib­ri­şim ke­se­yi aç­tı. İçin­de pı­rıl pı­rıl, ben­ze­ri bu­lun­ma­yan, in­ci­den bir ger­dan­lık ol­du­ğu­nu gör­dü... BİN­Dİ­Ğİ GE­Mİ BAT­TI!.. Bir ara bir ses du­yup dı­şa­rı çık­tı. İh­ti­yar bir ki­şi ba­ğı­ra­rak; “İçin­de in­ci olan kay­bol­muş ke­se­yi bu­lup ge­ti­re­ne, şu el­bi­se ile beş yüz di­nar ve­re­ce­ğim” di­yor­du. O ih­ti­ya­ra ke­se­si­ni tes­lîm et­ti. O da vâ­det­ti­ği el­bi­se­yi ve beş yüz di­na­rı ver­di. An­cak, Ebû Bekr En­sâ­rî onun ver­dik­le­ri­ni al­ma­dı. O ih­ti­yar da, çe­kip git­ti... Bir sü­re son­ra Ebû Bekr En­sâ­rî Mek­ke-i mü­ker­re­me­den ay­rıl­dı. Bir sâ­hil­den ge­mi­ye bin­di. Ge­mi yo­la çık­tık­tan bir za­man son­ra fır­tı­na çık­tı ve dal­ga­lar ge­mi­yi par­ça­la­dı. Ge­mi­de bu­lu­nan­la­rın ço­ğu bo­ğul­du. Ebû Bekr En­sâ­rî bü­yük­çe bir tah­ta par­ça­sı­na tu­tu­nup kı­yı­ya çık­tı. Ora­nın bir ada ol­du­ğu­nu öğ­ren­di. İn­san­la­rıy­la ta­nış­tı. Ora­nın hal­kı­nın bü­yük bir kıs­mı onu din­le­mek için mes­ci­de koş­tu. On­dan, ken­di­le­ri­ne ve ço­cuk­la­rı­na Kur’ân-ı ke­rî­mi öğ­ret­me­si­ni is­te­yin­ce, di­lek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­di. Da­ha son­ra ona; “Ara­mız­da ye­tim bir kız­ca­ğız var. Onun­la ev­len­me­ni­zi is­te­riz” di­ye­rek ıs­rar et­ti­ler. O da ka­bul et­ti... Ak­ra­bâ­la­rı kı­zı, boy­nun­da pı­rıl pı­rıl par­la­yan ger­dan­lık ol­du­ğu hal­de evi­ne ge­tir­di­ler. Bu ger­dan­lık, yol­da bul­du­ğu ke­se­nin için­de­ki ger­dan­lık idi. Ona dik­kat­le ba­kın­ca, kı­zın ak­ra­bâ­la­rı se­be­bi­ni sor­du­lar. On­la­ra, Mek­ke-i mü­ker­re­me­de ba­şın­dan ge­çen hâ­di­se­yi an­lat­tı... “İŞ­TE BU, ONUN KI­ZI!” O za­man on­lar, teh­lîl ve tek­bîr ge­tir­me­ye baş­la­dı­lar. On­la­ra; “Bu ha­le siz ni­ye şa­şır­dı­nız?” di­ye sor­du­ğun­da; “An­lat­tı­ğın ha­di­se­de­ki o ger­dan­lı­ğın sâ­hi­bi olan ih­ti­yar, bu kı­zın ba­ba­sı­dır. O du­â eder ve se­nin için; “Ben, onun gi­bi Müs­lü­man gör­me­dim. Ey Al­lah’ım! Onun­la be­nim ara­mı bir­leş­tir. Kı­zı­mı da ona ni­kâh ede­yim” der­di. İş­te şim­di o du­rum hâ­sıl ol­du. Siz onun kı­zıy­la ev­len­di­niz” de­di­ler... Bu ev­li­lik­ten iki ço­cu­ğu ol­du. Da­ha son­ra zev­ce­si ve­fât et­ti. Ger­dan­lık, ço­cuk­la­rıy­la ona kal­dı. Son­ra iki ço­cu­ğu da ve­fât edin­ce, o ger­dan­lık ona in­ti­kâl edip elin­de kal­dı. O da onu sat­tı ve eli­ne ge­çen­le­ri Al­lah yo­lu­na sarf et­ti...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT