BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabrın sonu “dün dündür bugün de bugün”!..

Sabrın sonu “dün dündür bugün de bugün”!..

Şehit yakınlarının, Öcalan konusundaki haklı infiallerine karşı söylenenlerde, eğer inanılmaz bir vurdumduymazlık yoksa, “idare-i maslahatçılığın” zirvesi var!



Şehit yakınlarının, Öcalan konusundaki haklı infiallerine karşı söylenenlerde, eğer inanılmaz bir vurdumduymazlık yoksa, “idare-i maslahatçılığın” zirvesi var! Sayın Demirel, şehit yakınlarına “Sabrediniz” diyor.. Sabrın sonu ne olacak? Bunun somut ve tatmin edici bir cevabı yok! Bakın, Öcalan’ın dahili ve harici yandaşları “bedhahları” bile zirve kararının ve devletin tutumunun “politikasızlığın ifadesi” olduğunu söylüyorlar. Demirel ve Ecevit, çocuk mu kandırıyorlar? Öcalan’ın kararı belki sonunda Meclis’e gelecek, ama burada tarih düşürüyorum; cezası sonunda kesinlikle infaz edilmeyecek! Bu ülkenin, yüksek menfaatleri açısından doğru mu olacak, yanlış mı olacak artık şu bağlamda tartışmasını sürdürmek istemiyorum. Bunun neticeleri konusunda haksız çıkmayı, ülkemin çıkarları açısından, samimiyetle, çok istiyorum! ÇANKAYA’DAKİ İBRETAMİZ KONUŞMALAR Cumhurbaşkanımızın, şehit yakınları ile Çankaya’da yaptığı konuşmanın ayrıntılarını ibretle okumak gerek. Baba’nın sözlerine, Kırıkkale Şehit Aileleri Derneği Başkanı Mehmet Gencer’in “O zaman da, iki yıl sonra ‘dün dündür bugün de bugün’ dersiniz!” şeklindeki cevabı, idare-i maslahat ve politik kolaycılık felsefesini ortaya koydu. Velhasıl kimse bir iki yıl sonra Öcalan hakkında parlamentoda veya başka bir yerde, “gereğinin yapılacağına” ve Sayın Bahçeli’nin dediği gibi “Adaletin tecelli edeceğine” inanmıyor. Bari, savsaklamaktan vazgeçilsin, “Öcalan’ın devletin yüksek menfaatleri için artık idam edilmeyeceği” açıkça söylensin... O “âli menfaatlerin” de ne olduğunu tümüyle açıklasalar. Şu bağlamda, kimse, hele şehit yakınları ve milliyetçiler ikna edilmiş değildir ve tepkiler büyüyerek devam edecektir. GÜNEYDOĞU NİRE ÇANAKKALE NİRE? Mehmet Gençer’in, “Devletimize güvenmeseydik çocuklarımızı askere göndermezdik!” sözleri, maksadını belki biraz aşmış. Türk milletinin en büyük kuvveti, bağrına taş basıp vatana hizmet etmektir ve inşaallah bu hep böyle olacaktır. Ama bu sözler gene de gözardı edilmeyecek, Çanakkale şehitleri edebiyatı ile kolaylıkla geçiştirilemeyecek gerçek bir acının ve güvensizliğin ifadesidir. YANLIŞ BENZETMELER Yanlış ve bir yerde tehlikeli benzetmeler sürüp gidiyor; PKK, İspanya’daki ayrılıkçı ETA örgütüne, İrlanda’daki İRA terör örgütüne, Peru’daki Aydınlık Yol hareketine, Öcalan da bu hareketin lideri Guzman’a benzetiliyor. Dünyada biribirine tamamen benzeyen iki insan olamayacağı gibi, ne karakteri ne kuruluş sebepleri ne de operasyon şekilleri ile biribirine tıpa tıp benzeyen iki terör veya bölücü örgüt yoktur. Bu örgütler bulundukları ülkelerin koşulları içinde biribirlerinden farklıdırlar ve öyle değerlendirilmelidirler. Diğer ülkelerdeki örgütler konusunda, bulundukları ülkelerdeki şartlardan kaynaklanan bu gelişmelerden, Türkiye için ahkam çıkartılması yanlıştır! Daha da tehlikeli bir şey var. Başbakanımız, Öcalan’ın asılmaması gerektiğini söylerken, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerinin yanlış olduğunu söylüyor. Gezmiş ve arkadaşlarının terör suçları, tabii Öcalan’ın suçları ile, ne şekil, ne nitelik ne de nicelik bakımında aynı değildir. Ama o gençlerin, düştükleri gaflet içinde, Anayasa’yı tadil ve tagyire fiilen ve silahla teşebbüs ettikleri de bu eylemlerin TCK’daki cezasının da idam olduğu muhakkaktır.. Eğer pişmanlık gösterselerdi (ki Mahkeme heyeti bunu sonuna kadar beklemiştir) cezaları müebbet hapis cezasına çevrilecekti. Ama Gezmiş ve arkadaşları, pişmanlık göstermediler, aksine meydan okudular ve ölüme Yaşasın Marksizm Leninizm ve Kürt Türk halkları” diye gittiler! Bunu da unutmayalım.. Öcalan’ın idamını, Yassıada’daki düzmece bir Mahkeme tarafından uydurma bir suçlama ile idama mahkum edilen rahmetli Menderes’in, Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın “katledilmeleri” ile kıyaslamak, onları 30 bin küsur kişinin katili ile aynı kefeye koymak tarihe ihanettir! VE ŞEYH SAİT Birisi de, Öcalan’ın asılmasına karşı çıkarken “1926’da Şeyh Sait asıldı da ne oldu?” buyurmuş. Asıl sorulması gereken soru şudur: “Şeyh Sait ve sonra da Tunceli-Dersim isyanlarının elebaşısı Seyit Rıza o zaman asılmasalardı ne olurdu? Bu ve Cumhuriyet dönemindeki Kürt başkaldırılarının büyük bir kararlılıkla, cesaretle ve en ağır cezalar verilerek bastırılması sayesindedir ki, Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş yıllarında, sadece Doğu’da değil bütün Türkiye’de atılımlar yapmak ve en önemlisi bu vatanda yaşayan tüm insanları “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışı ile kaynaştırmak (asimile etmek değil) için zaman kazanmış ve bu alanda büyük başarılar da elde etmiştir. Eğer Güneydoğu’da bataklık bu gayretlere ve o bölgeye oradan aldığımızdan fazlasını vermekle kesinlikle kurutulamamışsa bunun sebebini, “Kürt kimliğini veya realitesini” inkar etmek gibi göstermelik sebeplere bağlamamak gerekir. Kaynaşma yürüyordu. Yürüdüğünün en büyük kanıtı da, Batıya gelen Kürt kökenlilerin zorla ve baskı ile değil, kendiliklerinden Türk toplumuna ve kültürüne entegre olmuş olmaları idi.. Ta ki, Türkiye’de ‘60’lı yıllardaki sol tarafından kaynatılan cadı kazanından çıkan solcu Kürt aydınlar, bölücülüğün tohumlarını ekene ve aynı kazandan Öcalan çıkarılana kadar... Zaten Öcalan’ın idam cezasına çarptırılması ve bu cezanın infaz edilmesi için en sağlam gerekçe milletin arasına bu nifakı sokmuş olmasıdır. Öcalan ve yandaşları, bilumum Kürt liderler, gerçekte pişman olmamışlar ve Kürt Devleti hayalinden vazgeçmemişlerdir. Geçen gün yazdım. Son günlerde basılan ve dağıtılan Öcalan’ın yazı ve konuşmalarını içeren On Binler Ölmesin adlı kitapta Öcalan’ın 1992 yılında bir gazeteci ile yaptığı sohbette, Devletin Kürtler’i asimile etmek üzere Batı’ya yerleştirilmesi için uyguladığı ve aslında yıllarca olumlu netice veren politikanın, Öcalan ve taraftarları tarafından, son yıllarda nasıl Türkiye’yi bölmek için kötüye kullanıldığını gösteriyordu. Öcalan, bu politikanın ters teptiğini ve şimdi Batı’da “Kürdistan”dan fazla ve şimdi zıpkın gibi “kararlı ve diri” Kürt olduğu tehdidini savuruyordu. Bu düşüncesi sanki İmralı’ya tıkıldıktan sonra, bir gecede mi değişti? Hem şimdi, bir de pişmanlık yasası ile dağlardan inen veya inecek “diri ve kararlı Kürt Gençlerini” bu denkleme birer faktör olarak katın! Öcalan’ın ve PKK’nın, değiştiğine ve artık “dirisinin” Türkiye’ye hizmet edeceğine inananlar gaflete düşüyorlar. Öcalan meselesini ve “devletin âli menfaatlerini” asıl bu açıdan düşünmek gerek!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT