BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > A­li Kuş­çu ve ‘Mü­nec­cim Ku­yu­su’

A­li Kuş­çu ve ‘Mü­nec­cim Ku­yu­su’

İs­tan­bul’da “Mü­nec­cim Ku­yu­su” adıy­la bi­li­nen bir ku­yu var­dı. Ali Kuş­çu yıl­dız­la­rı in­ce­le­mek için yap­tır­mış ve de­rin­li­ği 150 ku­laç idi. Bu ku­yuy­la ala­ka­lı ba­kın ne­ler ya­şan­mış!..



Ali Kuş­çu İs­lam âle­mi­nin bü­yük astro­no­mi ve ke­lam âli­mi­dir. Uluğ Be­yin hü­küm­dar­lı­ğı sı­ra­sın­da Se­mer­kant’ta ilk ve di­ni öğ­re­ni­mi­ni ta­mam­la­dı. Kü­çük yaş­ta ma­te­ma­tik ve as­tro­no­mi­ye kar­şı aşı­rı bir il­gi duy­du. Dev­ri­nin en bü­yük âlim­le­rin­den as­tro­no­mi ve ma­te­ma­tik ders­le­ri al­dı. Uluğ Be­yin öl­dü­rül­me­sin­den son­ra Se­mer­kant’tan ay­rı­lıp Teb­riz’e, bir müd­det son­ra da, Uzun Ha­san’ın el­çi­si ola­rak İs­tan­bul’a gel­di. Fa­tih Sul­tan Meh­med Han, onun de­ğer­li bir ilim ada­mı ol­du­ğu­nu an­la­dı ve on­dan Os­man­lı Dev­le­ti hiz­me­ti­ne gir­me­si­ni ri­ca et­ti. Bu tek­lif üze­ri­ne Ali Kuş­çu İs­tan­bul’da kal­dı. Uzun se­ne­ler Os­man­lı ilim ve ir­fan âle­mi­ni ay­dın­la­tan Ali Kuş­çu 16 Ara­lık 1474’te ve­fat et­ti. Ey­yüb Sul­tan Kab­ris­ta­nı­na def­ne­dil­di... “VE­BA İS­Tİ­LA EDER!..” İs­tan­bul’da “Mü­nec­cim Ku­yu­su” adıy­la bi­li­nen bir ku­yu var­dı. Bu ku­yu­yu Ali Kuş­çu yıl­dız­la­rı in­ce­le­mek için yap­tır­mış ve de­rin­li­ği 150 ku­laç idi. Ali Kuş­çu ve­fat et­tik­ten son­ra o za­ma­nın ilim adam­la­rı; “Bu ku­yu han­gi mem­le­ket­te ol­sa o mem­le­ke­ti ve­ba is­ti­lâ eder” di­ye­rek za­ma­nın pa­di­şa­hı Dör­dün­cü Mu­rad’dan, ku­yu­nun dol­du­rul­ma­sı­nı is­te­di­ler. Dör­dün­cü Mu­rad Han ilk za­man­lar pek ku­yu­nun dol­du­rul­ma­sı­na ta­raf­tar de­ğil­di. Müf­tü Yah­ya Efen­di’nin fik­ri­ni sor­mak is­ter. Müf­tü Yah­ya Efen­di de üç ke­li­me­lik bir ya­zı bu­lu­nan ka­ğıt gön­de­rir. Fa­kat sa­ray­da­ki­ler ya­zı­yı oku­ya­maz ve; “Her­hal­de Müf­tü Efen­di bir bil­me­ce gön­der­miş” di­ye­rek, ya­zı­yı o yön­de oku­ma­ya ça­lı­şır. Bir tür­lü için­den çı­ka­ma­yın­ca da za­ma­nın bü­tün ilim ve fen adam­la­rı­nı da­vet ede­rek bu bil­me­ce­yi çöz­me­le­ri­ni ri­ca eder. Top­la­nır­lar, fa­kat bir tür­lü ne ol­du­ğu­nu an­la­ya­maz­lar, “se­ver­na­duh yak­la­mı, tak­la­mı, bak­la­mı, sak­la­mı” gi­bi aca­ip ke­li­me­ler uy­dur­ma­ya ça­lı­şır­lar­sa da bir tür­lü de için­den çı­ka­maz­lar... “ŞU RA­SA­DI YI­KA­LIM MI?..” O sı­ra­da ka­pı­cı da on­la­rın bu pe­ri­şan­lık­la­rı­nı gö­rüp ka­pı­dan ba­şı­nı içe­ri so­ka­rak: “İz­ni­niz olur­sa, şu ya­zı­yı bir de ben gör­sem” der. Ona da gös­te­rir­ler. Ka­pı­cı ya­zı­yı bir çır­pı­da okur: “Şu ra­sa­dı yı­ka­lım mı” bu­yur­muş­lar, bil­mem bil­me­ce mi­dir, de­yin­ce hep­si şa­şı­rır­lar. Son­ra da ka­ğı­dın al­tın­da­ki im­za­yı fark eder­ler, gö­rür­ler ki, bu­nu Ali Kuş­çu, ve­fat eder­ken yaz­mış, ken­din­den son­ra­ki­le­re va­si­yet et­miş. Bu­nun üze­ri­ne “Ra­sad adın­da­ki gay­ya ku­yu­su­nu top­rak­la dol­du­ra­sız” di­ye fet­va ve­rir ve Mü­nec­cim Ku­yu­su kı­sa za­man­da top­rak­la dol­du­ru­lup yer­le bir edi­lir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT