BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ve bir akşam...

Ve bir akşam...

Ve bir kış mev­si­mi­ne ait ak­şam vak­tiy­di... Ka­ra­köy’de­ki köh­ne li­ma­na de­mir atan dev ge­mi­ler uzak kent­le­re gö­tü­re­ce­ği yol­cu­la­rı­nı ses­siz­ce bek­li­yor­du... Gü­lüm­sü­yor gi­bi du­ran be­yaz ge­mi­ler az son­ra sı­ğın­dık­la­rı li­man­dan ay­rı­la­cak­tı...



Ve bir kış mev­si­mi­ne ait ak­şam vak­tiy­di... Ka­ra­köy’de­ki köh­ne li­ma­na de­mir atan dev ge­mi­ler uzak kent­le­re gö­tü­re­ce­ği yol­cu­la­rı­nı ses­siz­ce bek­li­yor­du... Gü­lüm­sü­yor gi­bi du­ran be­yaz ge­mi­ler az son­ra sı­ğın­dık­la­rı li­man­dan ay­rı­la­cak­tı... Ken­ti terk eden dost­la­rı­nın ar­dın­dan “gi­den mi suç­lu yok­sa ka­lan mı?” so­ru­su­nu so­rup du­ru­yor ama suç­lu­yu bu­la­mı­yor­du... Bu­gü­nü var, ya­rı­nı hiç yok­tu... Şai­rin; “Sen ge­çer­ken sa­hil­den ses­siz­ce, ge­mi­ler kal­kar yü­re­ğim­den giz­li­ce” de­yi­şin­de­ki ay­rı­lık­la­ra sü­rek­li dü­men kı­rı­lı­yor­du... Her fır­tı­na son­ra­sı ba­tı­yor ev­ha­mı­na ka­pı­la­rak ge­mi­yi terk eden­le­rin akı­be­ti­ne fer­yat et­mek­ten yor­gun dü­şü­yor­du... İs­tan­bul’un dü­nü yok muy­du? * Pe­ra gi­den­le­rin ar­dın­dan Der­sa­adet’e inat kah­ka­ha­lar­la gü­lü­yor­du... Ve Aya­sof­ya ağ­lı­yor­du... Se­la­tin ca­mi­le­rin­den yük­se­len sa­la ses­le­ri Ga­la­ta’ya doğ­ru da­ğı­lı­yor­du... Ve Ha­liç hü­zün­le­ni­yor­du... Işık­lar, ken­tin gar­di­yan­la­rı gi­bi nö­bet tu­tu­yor­du... Işık­lar de­ni­zin ka­ran­lı­ğı­na gö­mü­lü­yor­du... Bir de­li rüz­gâr esi­yor ve yü­rek­te bi­ri­ken dost­la­rı bir yap­rak gi­bi ken­tin bi­lin­me­yen ad­res­le­ri­ne sa­vu­ru­yor­du. Ak­lı­nın bir ucun­da unu­ta­ma­dı­ğı, di­ğer ucun­da ise unut­mak is­te­di­ği yüz­ler du­ru­yor­du... Öte yan­dan ise ken­tin ya­nı ba­şın­da­ki ba­tak­ha­ne­ler­de umu­du­nu yi­ti­ren ka­dın­la­rın saç­la­rın­dan tu­tup çe­ki­li­yor­du... İs­tan­bul aşk pa­za­rı mıy­dı? * Ve bir kış mev­si­mi­ne ait ak­şam vak­tin­de ge­mi­ler li­man­dan usul­ca ay­rı­lı­yor­du. Sü­ley­ma­ni­ye hey­be­tiy­le dim­dik du­ru­yor­du... Ge­ri­de bı­rak­tı­ğı yıl­lar göz­le­ri­nin önün­den, kü­rek çe­ken kü­çük ba­lık­çı san­dal­la­rı gi­bi ge­lip ge­çi­yor­du. Ve mar­tı­lar gök­yü­zün­de çığ­lık­la­rıy­la ka­nat çır­pa­rak do­la­şı­yor­du... Bir dost da­ha terk edi­yor ve ar­dın­dan; “Ve de­miş­tim ki, ha­yat ge­ce gi­di­len bir yol gi­biy­miş. Yol­da yü­rü­yen adam sü­rek­li -ah şu ge­ce bit­se- der­miş. Ve bir za­man ge­lir ge­ce bi­ter­miş. Adam se­vi­ne­cek­ken bir de ba­kar­mış ki ge­cey­le bir­lik­te yol da bit­miş” di­ye­rek im­za­sız pu­su­la­yı bı­ra­kıp gi­di­yor­du... İs­tan­bul dost pa­za­rı mıy­dı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT