BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İki cihan saadeti

İki cihan saadeti

Sosyal bünyeyi kemiren, psikolojik huzur ve sükûnu temelinden sarsan haset ve nifak duygularının kontrol altına alınması uhrevî hayatımız kadar dünya mutluluğumuz açısından da büyük önem taşımaktadır.



Hem Hak nezdinde hem de halk katında makbul ve itibarlı bir yere sahip olabilmek öyle basit ve sıradan bir iş değildir. İnsanı yücelten ve değerli kılan çeşitli sebepler vardır. Kimisi ilmiyle irfanıyla, aklı ve tedbîriyle, kimisi de servet ve sâmânı, cömertlik ve ihsanıyla itibar görür. Bazıları da çok kimsenin dikkat ve gıpta ile takip ettiği ciddî ve sürekli bir başarı ve yükselişle toplumda farklı bir konum yakalamış olur. Aslında herkesin gönlünde şu veya bu şekilde toplumda önemsenen kişi olma tutkusu vardır. İnsanların takdîr ve övgüsünü kazanmak, denilebilir ki insanoğlunun ortak tutkusudur. HESABINI YANLIŞ YAPANLAR Fakat dikkatle değerlendirilirse görülecektir ki insanların teveccüh ve takdîri, diğer dünya ni’metleri gibi kısa ömürlüdür. Bazen saman alevi gibi parlayıp sönüverir, bazen de bir süre gündemde kalsa da sonuçta insan için unutulmak yine kaçınılmaz âkıbettir. Hesabını dünyevî başarı ve itibarlara göre yapan kimseler, beşerî ilişkilerini ve hattâ bütün faaliyetlerini insanların eleştirilerinden uzak kalarak toplumda kendisine prestij ve saygınlık kazandıracak davranışları programlayacak şekilde düzenlerler. Bütün ince hesaplara, gösterilen titizlik ve dikkate rağmen emellerimizin gerçekleşmediğini görmek ve hayal kırıklığına uğramak hiç de uzak bir ihtimal değildir. Sonsuz bir hayatın yanında kayda değer bir değeri olmayacak kısa ömrümüzü böyle neticesi belirsiz boş didinme ve çırpınışlarla hebâ etmeye değer mi? İşte bunun için iman ve akıl sahipleri, Peygamberlerin uyarı ve irşâdına kulak vererek hayatlarını devamlı, kalıcı niyet ve amellere göre düzenlemeyi en kârlı ve isabetli yol olarak görmüşlerdir. Onların temel ölçüsü işlerinin her şeyden önce Hak katında beğenilir nitelikte olmasıdır. İnsanlar ne kadar değer verirse versin bir iş, Allah nazarında makbul değilse o işin akıllı mü’minin programında yeri yoktur. Bu, elbette ki dünya ni’met ve şöhretine düşkün nefsin hemen kabul edebileceği bir şey değildir. Nefsin ahlâk-ı zemîme denilen kötü huy ve hasletleriyle mücadele etmek başlıbaşına bir handikaptır. Müşkil ve zor bir iştir. Fakat sonucu, gerçek anlamda zafer ve bahtiyarlıktır. İmanında sâdık ve samîmî olanlar, Hak nezdinde makbul olan işlere her zaman öncelik tanımışlardır. Bütün sıkıntı ve meşakkatlerine rağmen nefsânî tutkularla mücadele, insana farklı bir özellik ve şahsiyet kazandırır. AĞIRBAŞLI VE KÂMİL İNSAN OLMAK Nefsinin bitip tükenmek bilmeyen arzû ve ısrarlarına karşı çıkarak uzun vadeli programlarla hayatı sürdürmek öyle her kişinin kârı değildir. Ağırbaşlı, kâmil, olgun bir insan olmak, her halde sarsılmaz bir imana sahip olmakla elde edilebilecek yüce bir haslettir. İnancı olmayan bir insandan sonucu âhırette alınacak bir davranış beklemenin anlamı yoktur. Ebedî hayatın mutluluk ve sürûrunu her şeyin üstünde görebilmek ancak gerçek bir iman ve hak sevgisiyle mümkündür. Kibir, gurur, haset, nifak gibi kötü huyları iman kardeşliği ile aynı potaya koymanın imkânsızlığı ortadadır. “Mü’minler kardeştirler” hükmü öyle bir sevgi ve fedakârlığı çağrıştırır ki bu kavram içinde nefsânî rekabet ve mücadelelere yer bulmaktan söz edilemez. SEVGİ BAĞLARINI KOPARAN ZAAFLAR Gerçek mü’min din kardeşini öylesine sever ki onun için göze alamayacağı fedakârlık yoktur. Nerede kaldı ki kardeşinde tecellî eden ilâhî ni’metleri kıskansın ve çekemesin! Mü’minler arasındaki gerçek sevgi bağını koparan kendini beğenme, kıskançlık ve çekememe gibi nefsânî zaaflardan kurtulmadıkça olgun ve yetişkin bir mü’min olmak mümkün olmadığı gibi saygıdeğer bir beşerî şahsiyete sahip olmaktan da söz edilemez. Sosyal bünyeyi kemiren, psikolojik huzur ve sükûnu temelinden sarsan haset ve nifak duygularının kontrol altına alınmasının uhrevî hayatımız kadar dünya mutluluğumuz açısından da ne kadar önemli olduğunu önümüzdeki günlerde detaylı bir şekilde kaleme almak istiyoruz. Ne mutlu hem Hak hem de insanlar katında makbul insan olabilmeyi başaranlara!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT