BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Samira ile Esrar’ın düğünü...

Samira ile Esrar’ın düğünü...

“Bunlara hem vefa borcumuz var, dedeleri Eshab-ı kirâma sahip çıkmış. Hem de ülkelerine gittikleri zaman bizim gönül elçimiz olacaklar. Bu bizim için bir fırsattı...”



Oğlum Emre’nin arkadaşı Rauf, telefonda heyecanlı bir şekilde anlatıyordu. “Abi” diyordu. “Bunlar garip. Kimseleri yok. Bizden yardım istiyorlar.” Bahsettiği kimseler Etiyopya’dan (eski adı Habeşistan) ülkemize gelip üniversitede okuyan öğrencilerdi. Rauf hepsiyle iyi arkadaşlık kurmuş, sıkıntılarında yardımcı olmaya çalışıyordu. Peki Rauf’u bu kadar heyecanlandıran neydi? Bu öğrencilerden birisi Esrar. Üniversite için Türkiye’ye gelmeden önce Habeşistan’da bir kız arkadaşı var. Aileler birbirini tanıyor. Aynı mahallenin çocukları. Esrar Türkiye’ye gelirken, Samira da Avustralya’da bir üniversiteyi kazanıyor. İki yıl ayrılıktan sonra arkadaşlıklarını evlilikle bağlamak istiyorlar. Peki bize düşen vazife ne? Kız hafta sonu Türkiye’ye geliyor. Ankara’ya gidip konsoloslukta resmi nikahlarını yapacaklar. Dini nikâhları için de bizden yardım isteniyor. Öyle ya; evleri yok, akrabaları yok. Ellerinden tutacak, önderlik yapacak birileri lazım. Rauf bunları anlatırken ben düşüncelere dalmışım. İslamiyet’in yeni yayılmaya başladığı dönemler. Sevgili Peygamberimiz sıkıntılar içinde. Eziyetler ediyorlar, ablukaya almışlar, bütün irtibatları kesilmiş. İşkence ve zulüm had safhada. Efendimiz topluyor Eshabını. Bir grubu ayırıyor ve “Habeşistan’a gidin, orada adil bir kral var. O size yardımcı olur” buyuruyor. Binbir güçlükle varıyorlar Bilal-i Habeşi’nin yurduna. Çok yardım ve ikram görüyorlar. Sonra ikinci kafile hicret ediyor, Kral Necaşi Müslüman olmakla şerefleniyor. İşte bu şerefli insanların torunları bizden yardım istiyordu. Tıpkı efendimizin, yardımcı olmalarını istediği gibi. Bu çocuklara yardımcı olmak lazımdı. Hem de unutamayacakları güzellikte bir nikah ve düğün yapılmalıydı. Bir plan yapıp uygulamaya koyduk. Tesettürü ile karşıladığımız kızımız Samra’yı havaalanından alıp bizim eve getirdik. Kız Türkçe bilmiyor. Kızım onunla biraz anlaşabiliyor ama yeterli değil. Komşu bir bayan bulundu, İngilizce öğretmeni. Başka bir arkadaşımızın kızı anadili gibi İngilizce konuşuyor, işi çözdük. Samira bizim evde hazırlanırken, Esrar da Raufların evinde. “Düğünümüz var” diye davet ettiğimiz komşular şaşkın. Konuyu bilmiyorlar. Biraz anlatınca ziyadesiyle ilgi uyandırdı. Beklemediğimiz bir kalabalıkla, bizim evde hanımlar arasında, kızımız Samira’ya kına gecesi yapıldı, Kur’an-ı kerim okundu. İlahiler söylendi, sohbetler yapıldı, hediyeler verildi... Raufların evinde ise erkek arkadaşlarımız ve Esrar’ın ülkesinden öğrenci arkadaşları toplandı. Osman Ünlü Hocamın katılımıyla güzel bir sohbet oldu. Habeşli öğrenciler bu arada hocama sualler sorup müşküllerini de giderdiler. Geleneklerimize, örf ve ananelerimize uygun bir nikah merasimi yapıldı. Daha sonra Rauf kardeşimizin annesi tarafından hazırlanan nefis yemekler yendi, çaylar içildi. Esrar kardeşimizi tebrik ederek misafirler dağıldı. “Şimdi bu yeni evli çiftleri bir de balayına göndermek lazım” dedik. Sakarya-Akyazı’da bulunan Kuzuluk Kaplıcalarından yer ayarlayıp ertesi gün yolcu ettik. Hanımdan öğreniyorum. Bu kadar ilgi beklemeyen kızımız Samira kına esnasında çok duygulanmış hüngür hüngür ağlamış. Balayından sonra Ankara’ya gidip resmi kayıt işlerini de yaptırıp İstanbul’a döndüler. Yeni evli çiftler birkaç evde biraz daha misafir olduktan sonra Samira kızımız Avustralya’ya gitti. Kızım kendisiyle ara sıra MSN’den haberleşiyor. Burayı ve kına gecesini unutamıyormuş. Esrar ise bir an önce günlerin geçip okulun bitmesini ve Samira’ya kavuşacağı günleri hayal ediyor. Dedelerine hürmeten yapmış olduğumuz bu işler bize de ayrı bir keyif vermişti. * Muzaffer İşcan-İstanbul Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT