BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin kayıp yüzü

Türkiye’nin kayıp yüzü

Türkiye’de kayıp listesine her yıl 5 bin kişi ekleniyor. Kimi psikolojik rahatsızlıktan, kimi maddi sıkıntıdan, kimi de aile baskısından kaçıyor. Geride ise yaşlı gözlerle yol bekleyen aileler kalıyor.



Türkiye’de kayıp listesine her yıl 5 bin kişi ekleniyor. Kimi psikolojik rahatsızlıktan, kimi maddi sıkıntıdan, kimi de aile baskısından kaçıyor. Geride ise yaşlı gözlerle yol bekleyen aileler kalıyor. Kahırlı bekleyiş Türkiye’de her yıl yaklaşık 5 bin kişi kayboluyor. Kimi psikolojik rahatsızlık, kimi maddi sıkıntı, kimi de aile baskısı ile evden kaçarak. Fuhuş amacıyla, organ ticareti için, dilendirmek ya da uyuşturucu kuryeliği için kaçırılanlar da var. Kaybolan insanların bir kısmı bulunarak ailesine teslim edilse de önemli bir bölümü sokaklarda ya kendi hâline terk ediliyor ya da bir yerde ölü bulunuyor. Yakını kaybolmuş insanlar, “Ölü mü?” diğeri “Diri mi?” sorularına cevap arar. Onu ölmüş olarak kabul etmeye çalışsa da bunu bir türlü başaramaz. Hep kendi kendine “mutlaka bulmam gerek ve bulacağım” diye düşünür durur. Gün gelir geri döner diye kayıpların elbiseleri askıdadır. Her kapı ziline ‘O geldi’ diye koşar, her telefonu o arıyor diye açar. ‘Şu anda ne yapıyor?, üşüyor mu?, işkence mi görüyor?’ soruları peşini hiç bırakmaz. Oğlu kaybolan İsmet Özbilici’nin kurduğu Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği (YAKAD) 14 yılda 900’den fazla kayıp insanı buldu. Özbilici’nin ömrü oğlunu bulmaya yetmedi. O ölünce derneğin başına diğer oğlu Zafer Özbilici geçti. Kayıp aileleri yakınlarını bulmak için pek çok yol denedi. Türkiye’yi şehir şehir dolaşan bir otobüse kayıplarının fotoğraflarını astılar; poşetlerin, balonların, çakmakların, kibritlerin üstüne bastılar. AİLESİ PERİŞAN OLDU Türkiye’de kaybolan insanlarla ilgili bir sistem bulunmadığını belirten YAKAD Başkanı Zafer Özbilici, “Biri kaybolduğunda yakınları ne yapacağını bilemiyor. Ölüm her şeyin bittiği yerdir, kayıp ise acıların başladığı yer. 1992’de evimizin önünden kaçırılan otistik ağabeyimi rahmetli babam o dönem il il gezerek aradı. Her gittiğimiz yerde, yakını kaybolmuş insanlar olduğunu gördük. Türkiye’nin bu kayıp yüzünü ortaya çıkarmak için 1994’te bu insanlarla dernek kurduk” dedi. “Kayıp yakınının acısı hiç bitmez, her dem tazedir” diyen Özbilici, “ Babam bu acıya 5 yıl dayanabildi. Üzüntüden kanser oldu ve öldü. Annem kahrından verem oldu. ‘Oğlum da yerde yatıyordur’ diyerek yıllarca yerlerde yattı. Şimdi ben ölüsünü bulmaya razıyım” dedi. ÖLDÜ SANILAN ADAMI BULDUK Özbilici, şahit olduğu ilginç bir buluşma olayını da şöyle anlatıyor: “Tekirdağ’da kaybolan biri, bulunan bircesedin kendisine ait olduğu sanılarak gömülmesinden 15 gün sonra sağ olarak ortaya çıktı. Dernekte oturuyordum, telefon çaldı. Ağlamaklı bir ses, 60 yaşlarında hafıza kaybından evinin yolunu bulamadığından kaybolan babalarını bulmamız için yalvarıyordu. Biz araştırırken birkaç gün sonra aile telefon ederek babalarını bulduklarını söyledi. Ne yazık ki Adli Tıp’ta cesedi teşhis edip, memleketlerine defnetmişler. Bu olaydan kısa bir zaman sonra derneğimize Maltepe’den başka bir telefon geldi, ‘burada yaşlı bir adam geziniyor, adı İrfan Yılmaz’mış buna sahip çıkın diye’. Hemen adrese gittik. Adamı alıp ailesine götürdük. Babalarını karşılarında gören aile şaşkınlıktan dona kaldı. Peki, Adli Tıp’tan alınan adam kim? Yazık ki o da bir kayıp...” Kayıplarını bulabilmek için memleketin her karış toprağını adım adım geziyorlar Dağıttıkları broşür, resim ve kibrit gibi malzemelerle bıkmadan usanmadan yakınlarını arayan, kayıp yakınları her ihbarı değerlendiriyor. Özkan Dilme henüz 17 yaşındaydı. İstanbul Okmeydanı’nda evinin altındaki düğme atölyesinde çalışıyordu. 8 Temmuz’da panik içinde eve geldi, üzerini değiştirip çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ülkeyi adım adım dolaşarak oğlunu arayan 75 yaşındaki Sait Dilme, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Oğlum işyerinden bir kızı seviyormuş. Sonradan öğrendik ki kız arkadaşı doğum yapmış. Sanırım oğlum bu doğumdan kendini sorumlu tuttu. Oysa çocuğun gerçek babası ortaya çıktı. Özkan, bir daha eve dönmedi. Oğlumu bulabilmek için Bulgaristan’a bile gittim.” YAKAD, aradığı kayıpların resimlerini kibrit kutularına bastırarak her yere dağıtıyor. BEN YANDIM SİZ YANMAYIN Caner Sarıcan Iğdırlı bir ailenin 4 çocuğundan biri. Bekçilikten emekli olan Celal Sarıcan “17 yıldır yolunu gözlüyoruz. Caner’e kavuşabilmek için televizyon programına çıktık. Bu programdan sonra Caner aradı. ‘Yaşıyorum. Beni aramayın, ben yandım siz yanmayın’ dedi. O kadar.” Behlül Elhan 22 yaşında kaybolmuş. Daha doğrusu köprüden atladığı söylenmiş baba İlyas Elhan’a. Ancak o oğlunun yaşadığına inanıyor. Oğlunun intihar etmek için hiçbir sebebinin bulunmadığını söyleyen İlyas Elhan “Laleli’de dükkanı vardı. Oradaki komşusundan arabasını istemiş. Birkaç saat sonra Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden aramış komşusunu ‘Abi arabanı al ben intihar ediyorum” demiş. Bütün köprüden intihar edenlerin cesetleri çıktı benim oğlumun cesedi bulunamadı. Cüzdanını, kimliğini, ehliyetini her şeyini arabanın içine bırakıyor. Bir tek cep telefonunu yanına alıyor. Borcu filan yoktu. Tam iki yıl oldu. İzmir’den bir ihbar geldi. Oraya giderek oğlumu aramayacağım.” ÖLENE KADAR ARAYACAĞIM Bayram Küpşi 2007 yılında Ümraniye’de evinin önünde oynarken kayboldu. 5 çocuklu Küpşi ailesinin 7 yaşındaki en küçük çocuğu Bayram’dan o gün bu gündür haber alınamıyor. Acılı baba Cevher Küpşi, arkadaşları ve akrabalarıyla birlikte mahalledeki bütün su kuyularına ve dere yataklarına bakmış, ancak küçük Bayram’ı bir türlü bulamamış. Oğlunun kaçırılmış olabileceğini belirten baba, “Ancak ne olursa olsun oğlumu ölene kadar arayacağım”diyor. Anne Feride Gönül ve oğlu Umut ‘Umut’uyla kızının geri dönmesini bekliyor Feride Gönül, Ebru’nun kaybolmasının ardından oğlu Umut’la birlikte kızının döne-ceği günün hayalini kuruyor Ebru 8 yaşında oturdukları Şişli İzzetpaşa Mahallesi’ndeki evlerinin yakınında kaybolmuş. Feride ve Adem Gönül çifti kızlarını 12 yıldır arıyor. Ebru kaybolduktan bir buçuk yıl sonra bir çocukları olmuş. Adını Umut koymuşlar. GELECEĞİNE İNANIYORUM Anne Feride Gönül yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Yağmurlu bir pazardı. Kurban bayramı için yavruma mahalledeki tuhafiyeden pantolon aldım. Bedeni büyüktü, değiştirmek için izin istedi. Hevesi kırılmasın diye verdim. Anne ben 10 dakikaya kadar gelirim diyerek çıktı. İçime bir acı düştü. Tuhafiyeye gitmiş pantolonunu değiştirmiş sokağın başına kadar gelmiş. Arkadaşlarına göstermiş. Ondan sonra kimse görmemiş. 12 yıldır ne yaşadım bir Allah bir de ben bilirim. Bir anne olarak bunu söylemek çok acı ama ölmüş olsaydı mezarına gider bir Fatiha okur teselli bulurdum. Bir gün yavrumun geleceğine yürekten inanıyorum.” En çok vaka İstanbul’da Sadece İstanbul’da her yıl ortalama 2 bin kişi çeşitli sebeplerle kayboluyor. Kayıpların yaşlara göre dağılımında ilk sırada yüzde 55’le 15-30 yaş aralığındakiler var. Onu yüzde 19 ile 0-15 yaş, yüzde 14 ile 30-45 yaş, yüzde 6 ile 35-60 yaş arası ve 60 yaş üstü kişiler oluşturuyor. Kayıpların yüzde 35’i İstanbul’da. Bölgesel dağılımda ise Marmara yüzde 44’lük oranla birinci sırada. Yüzde 80’i ilkokul mezunu ve okuma yazma bilmiyor. Şöhret olma hayaliyle evden kaçan kız sayısı da epey fazla. Yalnız İstanbul’da her yıl 200-300 kız ünlü olacağım diye evi terk ediyor. Kayıpların yüzde 80’ine zaten ulaşılabiliyor. İstanbul’da bir yılda, aralarında evden kaçanların da bulunduğu bin çocuk için kayıp başvurusu yapılıyor. Yaklaşık 700-800’ü bulunurken diğerlerinin akıbeti meçhul.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT