BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Kahvaltı hazırlayın misafirimize!”

“Kahvaltı hazırlayın misafirimize!”

Nafiz kapıda dikilen hanımına baktı yan gözle. Kadın öylece dinliyordu.



Nafiz kapıda dikilen hanımına baktı yan gözle. Kadın öylece dinliyordu. Zavallı kadının haline acıdığı dolu dolu olan gözlerinden belliydi. Seher devam etti: - Büyüğümüzsün, rahatsız etmek istemezdik ama burası korkuttu bizi kızımla... Bilemedik nereye gideceğimizi. Biraz param var. Gecekondumu satıp geldim. Bir ev bulup başımızı soksak yeter bize. İş bulurum ben, çalışırım. İki boğaz değil mi? Nafiz efendi ellerini dizlerine vurarak ayağa kalktı, sıcak bir gülümseme yayıldı yüzüne. Karısına döndü: - Müzeyyen, kahvaltı hazırla bakalım misafirlerimize. Karınları açtır şimdi, yoldan geldiler... * * * Cengiz Tarabya’daki villaya geldiği zaman şaşkınlıktan ve hayranlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse. Afyon’dayken ara sıra, bir yerlerden para bulduğu zaman gittiği çarşı içindeki sinemada gördüğü filmlerdeki gibi bir yerdi burası. Denizin kenarında, iki katlı, bahçe içinde, arka tarafında büyük bir yüzme havuzu bulunan, muhteşem bir villaydı. Burada kalacaktı artık. Hazım büyük adamdı. Bütün bu gördüklerinin sahibiydi. Bu kadar parayı da uyuşturucu işinden kazanmıştı. Cengiz imrenerek baktı eve: - Ben de böyle olacağım, ben de bu kadar zengin olacağım. Lüks içinde, güçlü ve zengin bir adam olacağım, beni horlayan, beni aşağılayarak bakan herkes önümde eğilecek. Yeni aldığı elbiseleri kendisini buraya kadar getiren Hazım’ın şoförünün gösterdiği odadaki dolaba yerleştirdi. Bir miktarda para bırakmıştı şoför gitmeden. Kendisine ait yatağın üzerine ellerini başının arkasına koyarak yattı, gözlerini tavana dikti. Bu daha ilk adımdı. Gerisi gelecek, çok farklı bir hayatın bireyi olarak devam edecekti yaşamaya. Afyon’dayken zengin mahallelerdeki çocuklara hep gıpta ile bakmıştı. Top oynamak için gittiği zaman altlarında pırıl pırıl bisikletler olan yaşıtlarına hep imrenmişti. Onlarla arkadaş olmaya kalktığı zaman ise ya kendileri, ya da anneleri buna asla izin vermemişler, onun bağlı olduğu sınıfı küçümseyerek dışlamışlardı. O zaman ilk kin tohumları yerleşmişti insanlara karşı yüreğinde. Kendini ispatlama çabasına girmiş, elinden gelen tek şeyi öne çıkartmıştı bunu yaparken de: Şiddeti!.. Kavgacı, maceracı, üstünlüğünü gücüyle göstermeye çalışan birisi olup çıkmıştı. Ne kadar tehlikeli iş varsa hemen atılıyor, kazandığı başarıyı da bir gurur kaynağı olarak, övünerek anlatıyordu... Ortaokuldayken cebinde çakı taşımaya başlamış, isteklerini çevresine zor kullanarak kabul ettirmeye çalışmıştı. Rahmetli Reşat ve Seher oğullarının bu agresif yapısını bir anne baba olarak farkındaydılar ama cehaletten olsa gerek, bunun onda ne gibi psikolojik çalkantılar oluşturacağının farkına varamıyorlardı. Onlar için Cengiz sinirli bir çocuktu, tıpkı dedesine benziyordu. Onun gibi çabuk öfkeleniyor, kızınca gözü bir şey görmüyordu. Oysa biraz dikkat etselerdi oğullarının ortaokuldan sonra okula gitmemek için nasıl direndiğini, bunu kabul ettirince de sevinç içinde haylaz arkadaşlarına koşup kendi aralarında nasıl kutladıklarını, hiçbir işte dikiş tutturamayışının sebebini arkadaşlarıyla kurduğu şiddet dolu dünyasında aramaları gerektiğini anlayabileceklerdi... Reşat’ın ölümüyle birden serbest kalmıştı Cengiz. Üzülmüştü babasının ölümüne. Öfkesi üzüntüsünü bastırmıştı ama. Agresif yapısından kaynaklanan kin dolu düşünceleri, üzüntüyü hemen yüreğinin derinlerine bir yere fırlatmış, sadece intikam duyguları öne fırlamış, kendisine böyle hissetmeyi yakıştırmıştı. Yattığı yerden annesini düşündü. İlk defa yüreğinde hafif bir burukluk duydu. Yabancısı olduğu bu duygudan çabucak sıyrılmasını becerdi. Çok para kazanıp, hatırı sayılır bir kişi olunca gidip alacaktı anasını. Hazım’ınki gibi lüks arabasını o gecekondunun önüne çekip, pahalı takım elbiseleriyle arabadan indiği zaman anasının bütün hıncı geçecek, gururla atılacaktı boynuna. - Geldim işte anne, zengin oldum, seni alamaya geldim... diyecekti. Sonra alıp getirecekti Seher’i işte, tıpkı böyle bir eve. Hizmetçiler, uşaklar dönecekti etrafına. İspatlayacaktı kendini... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT