BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hudutsuz hizmet adamı Mehmet Darende

Hudutsuz hizmet adamı Mehmet Darende

Onun hedef kitlesi cami cemaatinden ziyade kahvedekiler, meyhanedekilerdi... Kibarca selam verir “muhabbetiniz bol olsun” cümlesi ile girerdi mevzuya...



İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr Faks: 0212 454 31 80 Darende abiyi en son yazacak isim benim, flu hatıra bile yok hafızamda. Ama “yazabilir misin” denildiğinde “yapabilirim” dedim, arkadaşlarını iyi tanıyordum zira... Onlar anlattılar ben not aldım, bir kitaplık malzemeden aşağıdaki “ortalamayı” çıkardım... Kalın gözlükleri vardı bir kere. Koyu yeşil camlı ve dürbün gibi derin... Gözleri merceğin ardında ufacık ufacık kalırdı, kirpiklerini kırpıştırarak bakardı insana. Gülümsediğini zannederdiniz... Zannetmek fazla oldu galiba... O zaten hep gülümserdi, gözlükler ekstradan bir sıcaklık katardı bakışlarına... Sağlık eğitimi aldığını bilirdik ama tansiyon ölçtüğüne hiç şahit olmadık, ne ateşe baktığına, ne de nabız saydığına... Beden dediğin bugün var, yarın yoktu, et kemik ne kadar önemli olabilirdi? Eğer bir gün toprak olacaksa... Küfür seli böylesine hızlı akarken, dipsiz girdaplar gençleri yutarken bigane kalamazdı... Bir şeyler yapılmalıydı mutlaka. İlim sahibi miydi? Evet! Hatip miydi? Hayli! İnanın sohbet meclisleri kursa, kürsülere çıksa kitlelere hitap edebilirdi pekâlâ... Ama o çok daha müessir bir yol seçti, İslam âlimlerinin eserlerini yaydı bütün Anadolu’ya. İş buydu işte, Mevlana Halid kadar alim, İmam-ı Rabbani gibi (Kuddise sirruh) mübelliğ olacak değildi ya. Bu iş için iki şey lazımdı, biri kendisi gibi inanmış yoldaşlar... İkincisi kör topal da olsa yürüyen bir araba! Arkadaşları sağdan say 20, soldan say 30 kişi... Alayı da üniversiteli... Bir de yol boylarında ağırlayanlar tabii... Tütünçiftlik’te, Düzce’de, Zonguldak’ta... Bunlar işçi, memur, küçük esnaf takımındandılar. Evlerinde üst üste dizilmiş yataklar, deste deste battaniyeler, takım takım çarşaflar... Ekip geldi mi tepsileri döşeyiverirler, aşı aşure tencerelerinde kaynatırlar. Olur ya “bir gece abiler gelirse” diye daim hazırlıklıdırlar. Yazdan erişte keser, torba torba tarhana tutarlar. Turşu bidonları yüzünden balkonları çökeyazar. Onca iştahlı genci doyurmak, tatlısıyla tuzlusuyla ağırlamak kolay mı? Elleri dardır ama evlerine bet bereket gelir, kilerleri dolar dolar taşar. Matematiğin iflas ettiği yer bu işte! Halbuki sadece yenilen ekmeklerin bedeli bütçelerini aşar. 12 Eylül evvelinden bahsediyoruz... Memleket ne yazık ki parsel parsel... Sağın da, solun da “kurtarılmış bölgeleri” var. Darende Abi en mimli yerlere girmekten korkmaz. Bu işi Allah’ın (Celle celalüh) rızası için yaptığına göre tereddüte mahal yoktur, şüphesiz korunacak ve kollanacaktırlar. Yola genelde tatil günleri çıkılır, bazen Cumadan! Darende Abi bir hafta boyunca bölgeyi dolanmış, kaymakamla, müftüyle, savcıyla, komutanla tanışmıştır. Resmi makamlara hizmeti anlatmış, izin almıştır bir bakıma. Sonra gelir takımları (birbirine lastikle tutturulmuş 5’erli kitap gruplarını) hazırlar, çantaları urganla arabanın tavanına bağlar, üzerine branda sarar. BASILSIN MARŞA Marşa basılırken yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server’e (Sallallahü aleyhi ve sellem), cihar-ı yari güzin efendilerimize, aşere-i mübeşşereye, cem-i cümle bütün sahabelere (aleyhimürrıdvan), ehli beyte ve ehl-i sünnet âlimlerine fatiha okumaya çağırır, kendi dudakları da kıpırdar. Sonra “niyetlerimizi düzeltelim” der üstüne basa basa... Bundan maksat, “İslam alimlerinin eserlerini, nasiplisine ulaştırmak için yola çıktım, ben bir hiçim” demektir. “Sadece aracıyım, tabiri caizse kaşığım, kepçeyim. Hizmet esnasında fevkaladelikler olabilir ama bunları asla kendimden bilmeyeceğim!” Ve bir ikaz daha... Ama detayları tekrarlamaya bile lüzum duymaz “Aman abiler” diye hatırlatır o kadar... Aman abiler!... Kimseyle münakaşa edilmeyecek, siyaset konuşulmayacak, terslik yapana da, pislik atana gülünüp geçilecek, sövene dilsiz, dövene elsiz olunacak! Ve vurulur yollara... Darende Ağabey bazen İslâm büyüklerinden menkıbeler anlatır, bazen bir marş ya da ilahi mırıldanır, gençler çoşkuyla katılırlar ona. HEDEF KAHVELER Ekip gündüz kasaba ya da şehir merkezlerini dolanır, iş hanlarına, sanayi çarşılarına girer, çıkar. Darende Ağabey tek kapı atlamadan bütün esnafın ziyaretini arzular. Hiç bilemezsiniz arabesk satan bir kasetçide, bir kadın kuaföründe, bir tekel bayiinde ne “suya hasret topraklar” çıkar. Onun hedef kitlesi cami cemaatinden ziyade kıraathanelerdir zaten. Meyhaneleri özellikle seçer ve “muhabbetiniz bol olsun” cümlesi ile girer mevzuya... Masaya kapanıp ağlayanlar, dışarı çıkanlar, şişe kıranlar... Sarhoş meyhur dediğimiz insanlar kitap teklifini ikiletmeden kabul eder, “ben yandım evladım kurtulsun” deyip ellerini ceplerine atarlar. Emaneti genellikle yan dükkana bırakmamızı ister, ya da arabalarının bagajını açarlar. Rafta “o” şişeler varken kitaplar o mekanda tutulmaz! Nefes anason kokarken, veliyullahın eserlerine asla dokunulmaz! Kumar oynayanlar ise kahveciye seslenir “arkadaşlara ödeme yap” gibilerinden bir göz kırparlar. Karışık paralarını hayırlı işe harcamaktan sakınırlar. Darende Abi Anadolu insanına bu yüzden hayrandır işte. Ona göre bu millet sıradan değildir, elmas çamura da düşse elmastır, altın pas tutmaz. Gündüz sakince geçer, macera gece başlar. Darende ağabey muhtemelen YSE’nin çizdirdiği haritalardan birini açar, kendine göre bir hat çizer ve ilk köyden başlar. Araba genelde cami önünde durur, bazen çeşme başında... O, ağır ağır geriye döner, gözlüklerinin üstünden bakarak “hafız, paşa, sadıç, ya da kızan” der. Darende Ağabeyin kime “efe”, kime “enişte” dediği bilinir, işaret edilen arkadaş kitapları alır, iner aşağıya. Diyelim indin. Önüne değil köye, vilayete yetecek kadar kitap bırakırlar. Külüstür alametin kapısı kapanır, motor zoraki hırıldar, egzoz inceden genzini yakar ve tekerlekler dönmeye başlar... Minibüsün ardından bakakalırsın, taa ki stop lambaları köşede kayboluncaya kadar. YAPAYALNIZ BİR BAŞINA İlk köyde inmek arzu edilen bir şey değildir aslında... Zira Darende Ağabeyin ne zaman döneceği belli olmaz... Gece yarısına kadar köy meydanında ağaç olursan iyi, sehere dek bekletirse hiç şaşma! Kahveler bir bir kapanır, uzaktan uzağa motor sesleri gelir, köpekler acı acı ulurlar. Biri koluna girip de evine götürürse ne âlâ, yoksa kalırsın ayazda? Olur ya bir de o beldenin aşırı solun elinde olduğunu düşünün. Militanlar afişe çıkmış. Buyur burdan yak! Direkt halk mahkemesine, sorgu kesin, işin içinde hırpalanmak da var. O zamanlar köy yerinde taksi ney bulunmaz, gideyim desen göndermezler, kaçayım desen kaçılmaz. Yapayalnızsın bir başına... Hadi gel de hizmeti kendinden bil, büyüklere sığınma! İlk kahveye endişe ile girersin. Şimdi çok şeyden korkmaktasındır, biriyle takışmaktan, yanlış anlaşılmaktan, münakaşaya tutuşmaktan... Elinde İslâm âlimlerinin kitapları varken efendi olacaksın, delikanlılık başka zaman. Gider kahveciye derdini anlatırsın, haklarını yemeyelim ekseri anlayışla karşılar. Alelacele televizyonu kapatıp “bi dakka” diye ünlerler “bakın misafirimiz var!” İskambil kağıtları katlanır, okey taşları saklanır, bütün kahve döner, sana bakar. Titreyen bir sesle selam verir, girersin konuya... Bu arada siyasi posterleri ve kıraathane müdavimlerini gözden geçirir, pot kırmamaya çalışırsın telaşla. ABİLERİM ABLALARIM! Hitabet profesyonel işidir, cümlelerinin yarım yarım olduğunu hissedersin, toparlayayım dedikçe hepten dağılırlar... Konuşmanı kendin de beğenmezsin ama bir babayiğit çıkar: “Ver!” der gür bir sesle, “bana da ver arkadaşlar da alsınlar!” Bir anda eller havaya kalkar, takımları dağıtırsın, ücretler yağar. Efendim ya parası olmayanlar? Darende Abi bu izni vermiştir sana, dilediğine kitap hediye edebilirsin, bunların bedelini eli biraz genişleyen ağabeyler karşılar... Onlar kendilerini saklasa da bilirsiniz, diş hekimidirler, muhasebecidirler, eczacıdırlar... Satışa genelde ürkerek başlanır ama çantalar boşalıverince içinizi doyumsuz bir haz kaplar! Bazen de olmaz, yalvarsan da yakarsan da yaprak kıpırdamaz. Minibüs döndüğünde çantaların dolu doludur, küp gibidir mübarekler, yerlerinden kalkmaz. Darende abi az satanın da, hiç satamayanın da sırtını sıvazlar, “önemli olan göstermekti gülüm” der, “içini serin tut, ecrimiz büyük olacak!” Gençler şuurludurlar, meşakkati sever, “parmakla gösterilmekten” pek korkarlar. Diyelim yüzlerce takım sattın, filanca sayıda mektubat, ilmihal... Tanesi şu kadardan, şu kadar tutar. Hesap vermeye kalkarsın, Rahmetli konuşturmaz. “Tamam tamam” der, “at torbaya!” Kitap paralarının toplandığı poşete kirli banknotları tıkarsın. Bir kere de saysa ya! Asla! DUALARI KABUL OLDU Rahmetli Darende Ağabey’in mal mülk edinmek gibi bir derdi hiç olmadı, halbuki evi kiraydı, borç gırtlağında... Yana yakıla dua eder, hizmet yolunda ölmeyi arzulardı. Ah büyüklerin eliyle bir kabre konulsa... Duaları kabul olmalı ki kucağında kitaplarla düştü toprağa... (26 Kasım 1979) Henüz bir yıllık evliydi, hayatının baharında... Yolun karşısında dolu dolu bir kahve görünce dayanamamış, fırlamıştı asfalta... Efendim ona çarpan vasıta hızlıymış, farlar cılızmış, frene biraz daha erken basılaymış da filan... Belki de rahmetli hatalıydı, gecenin kör karanlığında kavanoz dipli gözlüklerle o kadar... Laf işte... Bahane çok, arayana... O yaşadığı gibi öldü... Ve inanıyoruz ki öldüğü gibi haşr olacak! Veliyullaha âşıktı... Balıkesir Temsilcimiz İsmet Ağabey anlatmıştı: Mehmet Darende’nin Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine büyük bir muhabbeti vardı. Rahmetli her hafta Bağlum’a giderdi, ben de katılırdım zaman zaman... O zamanlar sağlık okulunda talebeyiz. Ankara büyükçe bir köy, otobüs, tramvay arama... Keçiören’e kadar bir vasıta bulursan ne âlâ... Sonrası yaya... Soğuk kış günlerindeyiz, hava nasıl ayaz. Git gel 30 kilometre, nerden baksan 6 saat. Darende yolda Efendi Hazretlerini bir anlatır, zaman su gibi akar. Kabrin başına gelince paltosunu yayar, alır eline Mushaf-ı şerifi başka âlemlere dalar. Biz dualarımızı bitiririz ama okur da okur, vakit daralır, neticede leyliyiz, kapılar kapanmadan okula varılacak. Neden sonra kalkar, dizlerinde karlar. Uyuşmuştur ihtimal ama farkına bile varmaz. Biz telaşlanırız. O rahat. Geç kalmış, idareye çağrılmış... Kimin umurunda? Cüz eksik çıkınca!.. Erzurumlu bir marangozdu Rahmetli Sırrı amca. Darende Ağabeyin vefat haberi ulaştığında “bir hatim indirelim” demiş, cüzleri dağıtmıştı oracıkta. Birkaç gün sonra Mehmed Ağabeyi görüyor. “Sırrı Amca hediyenize çok memnun oldum” diyor rüyasında, “ama cüzlerden biri eksik. Kontrol edebilir misin acaba?” Sırrı amca sabah yoklamaya başlıyor. -Sen okudun mu abi? -Evet. -Sen okudun mu peki? -Tabii ki! Ve iş ortaya çakıyor. Birine “üç” cüz vermişler ama o “iki” anlamış yanlışlıkla... HUDUTSUZ HİZMET Mehmet Darende ve arkadaşları için mekan, zemin fark etmez, onlara kâh lüks semtlerde rastlarsınız, kâh gecekondular arasında... Dağ başlarında, hudut boylarında... KOL KOLA, OMUZ OMUZA Ekip kardeş gibidir, bazen mükellef sofralara oturur, icabında kuru lokma paylaşırlar. Dostlukları “Maşaallah!” dedirtesidir. Birinin ayağına diken batsa alayının canı yanar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107068
    % 0.19
  • 3.5224
    % -0.11
  • 4.1167
    % -0.24
  • 4.5319
    % -0.02
  • 145.659
    % 0.4
 
 
 
 
 
KAPAT