BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bitkiler tükendiğinde toprak da yok olur!

Bitkiler tükendiğinde toprak da yok olur!

Orman ve meralar gibi otlakların tahribi de tabiattaki dengeyi bozuyor. Hatta ağaçlandırma çalışması yapılırken ot-çalı-ağaç sırası takip edilmelidir.



Sevgili okurlar, ateşin kullanılmaya başlanmasından sonra, avcıların ilk kurbanları bitki toplulukları ve ormanlar olmuştur. Milattan önce 7 binli yıllardaki (Neolitik Çağ) Tarım Evresinde özellikle mutedil iklime sahip bölgelerde, büyük alanları kapsayan ormanlar yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Ziraat için elverişli topraklar bulma çabası ormansızlaşmanın önemli faktörlerinden birini teşkil etmekte idi. Ayrıca, aşırı otlatma ve hammadde olarak birçok alanda odun kullanılması da ormanların tahrip edilmesinin nedenleridir. Odun kömürü sadece ateş yakmak, ısınmak için değil, aynı zamanda av aletleri yapımında, demirin oksitini azaltmak için de dökümhanelerde kullanılmıştır. Madenlerin işlenmesi, çeşitli porselen ve cam malzemelerinin oluşumu ve gemi yapımı için tercih edilen Akdeniz bölgesi sedir, meşe gibi ağaçların kullanımı, ormanların yok edilmesine zemin hazırlamıştır. AKDENİZ BÖLGESİNİN ŞANSSIZLIĞI Günümüzde ise, tüm dünyadaki kağıt tüketimi akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. Gazeteler, dergiler ve kitaplardan milyonlarca nüsha basılmaktadır. Aşırı odun üretimi, ormansızlaşmanın esas nedenidir. Dünyadaki bütün orman ekosistemlerinin içinde insandan en fazla zarar gören bölgeler Akdeniz bölgeleridir. İklimsel şartlar, özellikle yaz kuraklığı tahribatın derecesini arttırmaktadır. Ayrıca, hasat sonrası yakılan anız da, ormanlarda sonbahar yangınlarına neden olmaktadır. Bu uygulama yasaklanmış olsa da, ne yazık ki bazı yörelerde devam ettirilmektedir. Kaybolan ve yer yer azalan ormanlar, yerini bozulmuş ve çoraklaşmış ekosistemlere bırakmaktadır. Garik ve maki gibi kurak alanlarda yetişen türler, sürekli bir bitki örtüsü oluşturmaz, tersine yerini çıplaklaşmış alanlara bırakır veya erozyonla aşınan toprak ana kayayı ortaya çıkarır. Yangın, orman ekosistemlerinin bozulmasında çok önemli bir faktördür. Ekolojik şartların ortadan kalkmasıyla birçok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır. Ayrıca, toprak şartlarının bozulması sebebiyle doğal ortamda tohumların yeniden filizlenmesi, toprağın fazla sıcak ve kuru olmasından dolayı gerçekleşemez. Toprağın ana maddesi olan humus artık yoktur. Bu sebeple azot ve besleyici mineral kaybı çok büyüktür. Bundan dolayı su tutma kapasitesi de azalır. Toprağın verimli hale gelmesi uzun yıllar gerektirir. Tüm doğal alanlarda, çeşitli bitki türleri belli bir süreç içinde birbirlerini izleyerek ortaya çıkarlar. Buna “sıralı değişim” ya da “süksesyon” diyoruz. Bu sebeple, toprak ve iklim şartları dikkate almadan tek bir ağaç cinsi dikmek yerine, yerel özelliklere uygun, örneğin ot-çalı-ağaç gibi bir sıra takip etmek uygun olacaktır. BİTKİLER BİTER EROZYON BAŞLAR Sonuç olarak, bir bölgenin ormanı kesilip, bitki örtüsü tahrip oldukça normalde bitkilerin tutacağı su, sistemin dışına, göl, akarsu ve denizlere doğru akar. Artan yüzey suyu, beraberinde toprak da taşır ve erozyona neden olur. Erozyonla taşınan üst toprakla, ortam çoraklaşır, döngüler bozulur, mineral ve mikro organizma kaybı ile toprak üretim gücünü kaybeder, su döngüsü de bozulduğu için yağışlar azalır ve sonucunda yöresel iklim değişir. Kıymetli okurlar, görüldüğü gibi ekosistem bir bütündür. Bizlere düşen görev, gelecek nesillerin güzel Türkiyemizde mutlu yaşamaları için tabiatı ve onun paha biçilmez zenginliklerini korumak olmalıdır. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Yaban hayatı da dondu! Onlar evimizde mışıl mışıl uyuyan kedi, köpek ve muhabbet kuşu kadar şanslı değil. Soğukların giderek şiddetini artırdığı şu günlerde, bütün canlılar gibi yabani hayvanlar da olumsuz etkileniyor. Tabiatın vazgeçilmezi olan yabani hayatı korumamız gerekir. Gerçi bazı yörelerde yetkililer dağlara, ormanlara, göllere ve ırmaklara yiyecek ve yem bıraksa da, yine de bu onların telef olmalarına mani olamıyor. İstanbul’u susuzluktan entegrasyon kurtarmış İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural, kentin su ihtiyacını karşılayan bazı barajlarda su kalmaması sebebiyle o barajlardan beslenen bölgelerin susuzluk riski ile karşı karşıya kaldığını, ancak barajlar arasında sağlanan entegrasyon sayesinde bunun önlendiğini açıkladı. 2007 yılında İstanbul’un su açısından en kritik dönemi yaşadığını belirten Vural, barajlardaki doluluk oranının yüzde 8.96 seviyesine kadar düştüğünü, ancak halkı telaşlandırmamak için bunu açıklamadıklarını söyledi. Melen suyunun ve boğaz geçiş hattının önemine değinen Vural, “Eğer biz barajlar arasında interkonnekte dediğimiz entegrasyonu sağlamamış olsaydık, İstanbul’un bazı bölgeleri susuz kalacaktı. Proje ile Avrupa Yakası’nda Büyükçekmece, Sazlıdere, Terkos ve Alibeyköy barajları, Anadolu Yakası’nda da Darlık, Elmalı ve Ömerli barajları birbirine entegre oldu. Böylece hangi barajda su biterse bitsin, diğer barajdan beslediği alana su verebiliyoruz” dedi. Yuvayı “leylek dostları” yapar Bursa’da, Uluabat Gölü Yönetim Planı kapsamında yürütülen “Uluslararası Leylek Dostu Köyler Projesi” çerçevesinde, Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Ormankadı köyüne, leyleklerin yuva yapabilmeleri için 6 platform yuva yerleştirildi. 110 yuvanın yapıldığı köylerde, elektrik hatları kuşlara zarar vermeyecek hale getirildi. Balık çiftlikleri ortada kaldı Kuruldukları günden beri yoğun tepki ve spekülasyonlara sebep olan balık çiftliklerine Mersin’de de yer bulunamadı. Muğla’nın Güllük Körfezi ile Aydın’ın Didim sahillerinde kurulan toplam 130 çiftliğin yeni üretim alanlarına taşınması için yapılan planlamaya karşı açılan davada Danıştay, ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verdi. Kararı değerlendiren Mersin Turizm Platformu Başkanı Numan Olcar, plansız ve bilimsel kriterlerden yoksun kurulacak çiftliklerin kentin doğasını yok edeceğini söyledi. “Karayolları”na da çevre cezası verildi ∂ Sakarya Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Sakarya Nehrine asfalt atığı boşaltan Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’ne para cezası kesti. Asfalt şantiyesinin özel olarak yaptığı 600 metre uzunluğundaki kanal yardımıyla atıklarını nehire boşalttığını tespit eden çevre ekipleri, alandan aldıkları numuneyi tahlile gönderdi. Sonuçların pozitif gelmesi üzerine Karayolları’na kesilen 27 bin 734 TL’lik para cezası makbuzu, Karayollarının İstanbul’da bulunan 1. Bölge Müdürlüğü’ne gönderildi. Sizden Gelenler Atık pillere kesin çözüm! Naci Koç ∂ Atık pil toplama kampanyası ile ilgili haberiniz beni heyecanlandırdı. Demek ki ülkemde de çevre kirliliği gündeme gelmeye başlamış. Ancak bu şekilde atık pil toplamada başarı sağlanabileceği zor görünüyor. Bunun için benim iki teklifim var: 1- Okullar veya sınıflar arasında atık pil toplama yarışması açılarak en çok pil toplayan sınıf veya okullara çeşitli hediyeler (bilgisayar gibi) verilebilir. 2- Pil satan herkes mutlaka eski pilleri iade almalıdır... CEVAP: Sayın Koç bu radikal çözümleriniz için sizi gerçekten tebrik ederim. Hatta firmalar ve esnaf da elini taşın altına koysun, “atık pili getirene daha ucuz ürün” şeklinde bir depozito uygulaması başlatılabilir. O zaman mesele kökten çözülebilir. Yeter ki biz isteyelim! Saksıda melissa yetiştirilir mi? Cengiz Doğrultucu / BURSA 47 yaşında bir esnafım, bitkileri ve tabiatı çok seviyorum. Şehirde yaşadığım için ancak iş yerimde çeşitli bitkiler yetiştirerek bu hasretimi dindirmeye çalışıyorum. Aktarlarda kurutulmuş olarak satılan ve şifalı olduğunu bildiğim melissa’yı (Oğulotu) da saksıda yetiştirmek istiyorum. Tohumunu ya da fidesini nasıl bulabilirim? CEVAP: Sayın Doğrultucu, tabiata karşı olan aşkınıza hayran kaldım. İstediğiniz ‘melissa’ bitkisinin Latince adı “melissaofficinalis”dir. Akdeniz bölgesinde yetişen ve güneşi çok seven bir bitki türüdür. Bilindiği üzere, sağlığa faydalı bir bitki olarak çay şeklinde halkımız tarafından kullanılmaktadır. İstanbul’da Eminönü çiçek pazarında veya size uzak olmayan İnegöl yolundaki çiçekçilerde bulabilmeniz mümkündür. Bir de bulunduğu ortam mutlak bol güneş almalı. Meyve ağaçları orman mıdır? Eyüp Aygün / TRABZON Türkiye’nin yüzde 20-25’i orman deniliyor, bizim burada her taraf fındık bahçesi. Aynı şekilde Rize’de çay, Amasya’da elma, Malatya’da kayısı... Bunlar ormandan sayılmıyor mu? Bir de yüksek olduğu için sadece çimenden bezeli otlakların olduğu yaylalar var. Orman yerine ‘yeşillik’ mi desek! CEVAP: Sayın Aygün, ormanlar genelde iki gruba ayrılır. Birinci grubta iğne yapraklı (çam, ladin ve göknar gibi), ikinci grupta ise kış aylarında yaprağını döken (dişbudak, meşe, kayın, huş, gürgen gibi) ağaçlar bulunur. Bunları kısa boylu ağaççıklar (yer yer üvez, yabani elma, armut, ayva, muşmula gibi) takip eder. Geri kalanlar ise ormanaltı grubunu oluşturur. Orman Gülü, Şimşir ve Otsu bitkilerle orman ekosistemi tamamlanır. Tüm dünyada, 2000 m. üzerindeki bitki topluluğu “Dağ Florası” adı altında ayrı bir araştırma alanıdır. Bahsetmiş olduğunuz fındık, çay ve diğer büyük alanları kapsayan meyve ağacı gruplarına “Plantasyon” adı verilir. BANA YAZIN Her tür­lü so­ru­nu­zu ba­na so­ra­bi­lir­si­niz. “Gü­zel bir dün­ya” için bu say­fa­ya siz de kat­kı­da bu­lu­nun. Hay­di e-ma­il ve mek­tup­la­rı­nı­zı bek­li­yo­rum...Ya­zış­ma Ad­re­si: 29 Ekim Cad­de­si No: 23 34197 Ye­ni­bos­na/İS­TAN­BUL e-ma­il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106862
    % -0.05
  • 3.5255
    % -0.35
  • 4.1259
    % -0.63
  • 4.5333
    % -0.35
  • 144.338
    % -0.12
 
 
 
 
 
KAPAT