BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İngilizce konuşuyoruz

İngilizce konuşuyoruz

Bu yüzyıl, hiç kuşkusuz küreselleşmenin nimetleri kadar külfetlerinin de tartışılacağı bir dönem olacak. İletişim ve ulaşım imkanlarının dünyayı neredeyse küçük bir köy haline getirdiği bir çağda Batı’nın kültürel açıdan hegemonyasını yaymakta zorluk çekmediği görülüyor.



Globalleşmenin nimetleri kadar külfetleri de var. Her gün birilerini selamlıyoruz, hareket ediyoruz, inkar ediyoruz, tartışıyoruz, kabul ediyoruz, şakalaşıyoruz, birilerine birşeyler anlatıyoruz, çalışıyoruz, televizyon dinliyoruz. Ve bütün bu eylemleri bir şekilde ifade ediyoruz ki buna ‘dil’ deniyor. Küreselleşen bir dünyada özellikle Batı’nına ‘ifade şeklinin’ diğerleri tarafından taklit edildiği görülüyor. Dünyada hiçbir dil İngilizce kadar evrensel olmadı. Dünyada en çok konuşulan dil gelecek yüzyıl boyunca diplomasinin, ticaretin, bankacılığın, internet’in uluslararası toplantıların ortak dilinin ingilizce olmaya devam edeceği iddia ediliyor. Kelimenin tam anlamıyla ingilizcenin önüne geçilemiyor. Kimilerine göre tek dil baskısına doğru gidiliyor. Kültürel ürünler, tüketicinin konuştuğu bütün dillerde sunulmasına rağmen ingilizce yerini alıyor.Televizyon kanalları her ülkenin kendine dili ve lehçesine göre yayın yapmasına rağmen bir başka kanalda ingilizce yayın yapılıyor. Bununla beraber günümüzde otomatik çeviri olarak adlandırılan yöntemin tekrar anadillere dönüşe yol açabileceği düşünülüyor. Halen yavaş yavaş hissetmeye başladığımız dil karmaşasının nasıl durumlara yol açacağı meçhul. Kimbilir belki de bir dilde okuyup, bir başkasında yazıp veya konuşacağız, hatta dublajdan kurtulmak için oyuncuların dudak hareketleri sanal olarak değiştirilecek. Tabii bu arada İngilizcenin artan yaygınlığı bir dilin gücünün neye bağlı olduğu sorusunu da akla getiriyor. Birçok uzmanın üzerinde görüşbirliğine vardığı bir kanı var; özgürleştirici bir dilin etkinliği o dili konuşanların sayısı kadar değil o dildeki başeser sayısı ve alanlarına bağlı. Şu sıralar Japonya’da da bu yönde bir tartışmanın varlığı dikkati çekiyor. Dünya ekonomisinin ikinci büyüğü Japonya’da, İngilizcenin ikinci resmi dil olması konusu, tartışma masasına yatırılıyor. İngilizcenin çok az konuşulduğu ülkeler arasında gösterilen Japonya’da, resmi bir komisyon tarafından hazırlanıp başbakanlığa sunulan raporda, “Shakespeare’in dilinin, ikinci resmi dil haline getirilmesinin şart olduğu” belirtiliyor. Raporu hazırlayan uzmanlar, “Küreselleşen dünyada yarınlara kalabilmek için, Japonya’nın İngilizce konuşmaktan başka çaresi yok” diye görüş belirttiler ve bu konunun, toplumun her kesiminde tartışmaya açılması gereğini vurguladılar. Son yıllarda iç piyasayı yabancı şirketlere açan Japonya, Asya’da İngilizce bakımından çok gerilerde bulunuyor. Küreselleşmenin hızlanması ve internetin patlaması, İngilizcenin yeterince kullanılamamasının yol açtığı sorunları iyice gün ışığına çıkardı. Japonya’da siyasilerin büyük bölümü de, yabancı meslektaşlarıyla tercümansız görüşemiyor. Ölüyorlar... Çeşitli politikalar sonucunda, diller ölme noktasına gelmiş durumda. Dünya üzerindeki 3000 kadar dilin yarısının önümüzdeki yüzyıl içinde yok olacağı tahmin ediliyor. Daha karamsar tahminlere göre de, 2100 yılına gelindiğinde, bir milyondan çok insanın konuştuğu diller ve resmi diller dışındaki diller ölecek ve sadece 200 kadar dil konuşuluyor olacak. Yok olması beklenen diller ise şunlar: Yeni Gine’de konuşulan ve birbirinden tamamen farklı olan 1000 dil, 250 asıl yerli Avustralya dili, 1000 Amerikan kızılderili dili, Vanuatu Adası’nda konuşulan 105 dil ve Filipinler’de konuşulan 160 dil. Tüm bu diller, 1000’den az kişi tarafından konuşuluyor. Bir zamanlar Kalifornia’da konuşulan ana Amerikan dili “Wickhamni”nin ise sadece tek bir konuşanı kalmış! Tarihe şöyle bir bakıldığında, daha az dilin, daha az savaş anlamına gelmediği açıkça görülüyor. En kötü kıyımlar aynı ya da benzer dilleri konuşan uluslar arasında gerçekleşti. Ortak bir dil, Amerikan İç Savaşı’nı durdurmaya yetmedi. Türkçemizi de ‘İngilizce’leştirdik Aslında farkında olsak da olmasak da İngilizce pek çok kelime ve terimi ile dilimize nüfuz etmiş durumda. İngilizce günlük hayatımıza o kadar çok girdi ki ingilizce konuşur hale geldik de farkında değiliz. Türkçenin yetersizliğini bahane ederek günlük konuşmalarımızda kullandığımız ingilizce kelimelerin sayısı giderek artıyor. “Klip”çekimlerine start veriliyor, Brunch’lı kokteyllere gidiliyor, The Best of... albümler piyasaya çıkıyor, cd playerler dvd’de çalınıyor. Yine chat yapıyoruz, bilgisayar kilitleninci restart’lıyoruz, mailbox’da yeni maillere bakıyor, mouse ile klikliyoruz. Tabii bu arada ‘konsantrasyon’umuzu bozmadan depoyu ve moralleri fullemeyi unutmuyoruz. Canımız sıkıldıkça “zap”lıyor, reytingimiz düşünce imaj maker’ımız devreye giriyor, prime-time’a reklam veriyoruz. Olayın background’u bilmeden konuşan adama sinirleniyor, talk show’lardaki ‘irrite’ edici diyaloglara kızıyoruz... ‘Reality show’lardaki ‘agresiv’ tavırlara kızıyoruz. ‘Stand up’çılarla eğleniyoruz. Özellikle TV kanallarının ve basının, ama bilen bilmeyen herkesin kullandığı ingilizce kelimelerden birkaçı daha: Blue Jean, millenium, High Life, Klas magazin, star life, Top secret, top 10, First Class, Magazine Forever, Clip 2000, Televole, Sporazzi, Paparazzi.. Reklamlarda; Dokunmatik, anti-leke, eko-paket.. Borsada; trend, endeks, seans, spekülasyon, manipülasyon.. Tıpta; by-pass, check-up.. Ekonomide; prezentabl, marketing, manager, human resources, financial..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT