BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vücut kimyası bozulmuştu!..

Vücut kimyası bozulmuştu!..

Akif apartmandan çıkıp sitenin otoparkına doğru yürürken hiçbir yerinin hissetmediğini fark etti. Kalbi fırlayacakmış gibi atıyordu. Yutkundu. Ağzının içi kurumuştu. Başını iki yana salladı:



Akif apartmandan çıkıp sitenin otoparkına doğru yürürken hiçbir yerinin hissetmediğini fark etti. Kalbi fırlayacakmış gibi atıyordu. Yutkundu. Ağzının içi kurumuştu. Başını iki yana salladı: - Olamaz... Bu o olamaz! Ama genç adam son derece net söylemişti. Bir kez daha çınladı genç doktorun söyledikleri kulaklarında: “- Salihliliyim, adım Coşkun Ünal!” Arabasına bindi. Motoru çalıştırmadan önce ellerini direksiyona dayayarak bir müddet öyle kaldı. Hazır değildi bu tür bir karşılaşmaya. İçinde biriken öfke çağlayarak yükseliyordu. Şaşkınlık ve tedirginlik harmanlanıp öfkeye dönüşmüştü yüreğinde. Ne yapacağını bilememenin telaşı içindeydi. “- Olamaz! Bu mümkün değil... Ben karımın katiliyle bir arada bulunamam!..” İçindeki duyguları tahlil etmeye çalışıyor ama başaramıyordu. Genç adamın yüzü canlandı gözünde. O güne kadar hiç bilmediği ufak kıpırtılar hissediyordu yüreğinde. Bu kıpırtıları isimlendiremiyor, ne olduğunu bilemediği bu duyguları gerilere itelemeye çalışıyor, korkunç bir çelişki yaşıyordu... Motoru çalıştırdı ve otoparktan çıktı. Neredeyse arabayla on dakikalık bir mesafede olan evine yarım saate yakın bir sürede ulaştı. O kadar ağır bir süratle kullanmıştı arabasını. Evinden içeri girdiği zaman portmantodaki aynaya gözü ilişti. Gerçekten yıkık görünüyordu. Yüzü bembeyazdı. Vücut kimyası bozulmuştu. Duvara dayanarak ayakkabılarını çıkartabildi. Eve her gün bir yardımcı kadın gelir, temizliği yapar ve yemek hazırlayıp giderdi. Doğruca salona girdi. Son derece modern döşenmiş bir salondu burası. İki duvarda boydan boya tavandan yere kadar kütüphane vardı. Siyah koltuklar bej rengi uzun tüylü duvardan duvara halı kaplı zemin üzerinde çok hoş duruyordu. Ortada yine siyah dikdörtgen bir sehpa vardı. Tam karşı duvarda geniş ekranlı bir plazma televizyon ve DVD seti, yanında da yine zarif bir müzik seti vardı. Aydınlatma kapı girişindeki ve pencerelerin üzerindeki spotlarla yapılıyordu. Fakat Akif bu spotları değil her zaman oturduğu özel koltuğunun yanındaki siyah ayaklı abajuru tercih ederdi. Arabasının anahtarlarını sehpanın üzerine fırlatıp kendini koltuğuna bıraktı. Elleri yana düşmüştü. Gözleri sabit bir noktaya takılıp kalmıştı. Dişlerinin arasından fısıldadı: “- Hayatım boyunca sırtımda bir kambur olacağını biliyordum zaten!..” Bir an önce sabah olmasını istiyordu. İçindeki öfkeyi kusabileceği bir ortam gerekliydi. Bunu da en iyi yapacağı yer çalışma ortamıydı. Bütün gece o koltukta oturdu. Eskiyi düşündü, çok gerilere gitti. Âdeta kendisiyle hesaplaşmaya başlamıştı. Kader, suçlayarak reddettiği evladıyla yıllar sonra onu bir araya getirmişti. Bu inanılmaz bir şeydi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT