BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalbini aldığım adam bağırıyordu: KURTAR BENİ!

Kalbini aldığım adam bağırıyordu: KURTAR BENİ!

Vural Usanmaz, kan grubu evrağa yanlış yazılınca dört yıl boyunca çıkan üç kalbi de alamadı. Onu sağlığına kavuşturan kalp ummadığı bir anda geldi... Usanmaz, yoğun bakımda rüya gördü. Motosiklet kaldırıma çarpmış, sürücü ‘Kurtar beni’ diyordu. Taşıdığı kalbin sahibi de motosiklet kazasında ölmüştü.



BU KALP SENİ UNUTUR MU? -1- OSMAN SAĞIRLI - CÜNEYT BİTİKÇİOĞLU osman.sagirli@tg.com.tr / cuneyt.bitikcioglu@tg.com.tr Vural Usanmaz, kan grubu evrağa yanlış yazılınca dört yıl boyunca çıkan üç kalbi de alamadı. Onu sağlığına kavuşturan kalp ummadığı bir anda geldi... Usanmaz, yoğun bakımda rüya gördü. Motosiklet kaldırıma çarpmış, sürücü ‘Kurtar beni’ diyordu. Taşıdığı kalbin sahibi de motosiklet kazasında ölmüştü. SUNUŞ Güney Afrikalı kalp cerrahı Christian Barnard, 1967’de dünyayı kalp nakliyle tanıştırdı. Ancak, hasta sadece 18 gün yaşadı. Türkiye’deki ilk nakil ise 41 yıl önce yapıldı. Sonuç yine hüsran oldu, hasta yeni kalbiyle birkaç saat yaşayabildi. Ardından 1968’de Dr. Siyami Ersek, ikinci kalp nakli ameliyatını yaptı ve bugüne kadar ülkemizde nakil sayısı 334’e ulaştı... “Trafik kazasında hayatını kaybeden filanca bey ya da hanım organlarıyla beş kişinin imdadına yetişti” diye uzayıp giden onlarca haber okuruz, duyarız. Kazayla biten bir ömrün, ölümle hayat arasındaki ince çizgide bekleyen insanlar için nasıl umut olduğunu hiç merak ettiniz mi? Kalbi tükenmiş bir hastayla beraber kalp beklediniz mi? Kalpten kalbe yolculuğun bilinmeyen yanlarını hekim ve hastalar kalpten anlattılar... AİLESİYLE HELALLEŞECEK Motosiklet tutkunu Necdet Bey’in kalbini alan Vural Usanmaz anlatıyor; “Çok iyi bir insanmış. Onu kalbimde hissediyorum. İkiz bir kardeşi varmış. Ailesi ile tanışıp helallik almalıyım, ne de olsa bende bir emanetleri var!..” 16 yaşında geldiği İstanbul’da kapıcılık dahil ekmek parası için yapmadık iş bırakmayan Vural Usanmaz, 2001 yılında emekli olduktan sonra küçük bir su tesisatçısı dükkanı açar. İş yerinde çalıştığı esnada sol bacağında çekme başlar. Sonrasını gelin ondan dinleyelim: “Çevremizde ‘bir insanın ayağı ağrıyorsa belinde problem vardır’ derlerdi. Bel fıtığım olabilir diyerek doktora gittim. Teşhis de bu yönde oldu. ‘Tahta üzerinde yatacaksın’ dediler yattım. Fakat ağrılarım bir türlü geçmedi. Bu defa bir beyin cerrahına gittim. ‘Senin problemin belinde değil. Git bir EKG, tele çektir, sonuçları da mutlaka iyi bir dahiliye doktoruna götür. Kalpten problemin olabilir’ dedi. İsmini vermeyeyim, bir devlet hastanesinin doktorunu tavsiye ettiler. Önce tahlil neticelerini inceledi, sonra beni dinledi. ‘Senin bir şeyin yok’ dedi. ‘Yoksa yoktur’ deyip evin yolunu tuttum. Lakin ağrılarım her geçen gün arttı... SABAHA KADAR ÖLÜRSÜN Uzatmayalım, o hastane senin bu hastane benim dolaşmaya başladım. İnsan dara düşünce nelerle karşılaşıyor? 2002 yılıydı. Haydarpaşa Numune Hastanesine gittim. Orada dört doktor oturuyordu. EKG’ye baktılar. ‘Senden kan tahlili isteyeceğiz’ dediler. Kan verdim, tahlil sonuçlarını alan uzman bir doktor, ‘Abi bu iş büyük, Ne sen, ne de biz bu işin altından kalkamayız. Sen SSK’ya git’ dedi. Artık iyice yorulmuştum, nefes dahi alamıyordum. SSK’ya gider gitmez beni yoğun bakıma yatırdılar. ‘Sana kalp nakli lazım’ dediler. Ben inanamadım, hastaneden taburcu olduğumda birkaç hocaya daha gittim. Söyledikleri hep aynı... YANLIŞ TEST 4 YIL KAYBETTİRDİ Başka bir hastaneye daha gittim. O hastanede doktor bana ‘Şu ilacı al. (İlaç 130 milyondu) Yoksa sabaha çıkamazsın’ dedi. İnsanın zoruna gidiyor, nasıl kötü oldum bilemezsiniz. ‘Hocam yaşamasam da almayacağım’ diyerek reddettim. Sabaha kadar da ölmedim!.. Sabah anjiyo yapıldı. Aynı doktor kalp kapaklarımda problem olduğunu, üç ay boyunca tedavi için kendisine gidip gelmem gerektiğini söyledi. Güvenemedim gitmedim. Başka bir hastanede ise yaşama şansımın yüzde 25 olduğunu, en kısa sürede kalp pili takılacağını söylediler. Ameliyathaneye girdim. Kendime geldiğimde kalp pili takmak için iki defa teşebbüs ettiklerini, ama teknik olarak imkân olmadığını öğrendim. Doktoruma; ‘Hocam, yaşama şansım kaç?!’ diye sorduğumda, ‘Allah bilir, bir şey diyemem’ dedi. Umutlarım bir bir tükeniyordu. “Sen Koşuyolu’na git, orada kalp nakli yapılıyor” denince, 2003 Ocak ayında müracaat ettim. Beni Çapa’ya gönderdiler, nakil için gereken testleri yaptırıp beklemeye başladım. 2007’in 8 Ekim tarihine kadar üç defa kalp çıktı. Ancak hiç biri uymadı. Uymamasının sebebi, kan tahlillerinin yanlış yapılmasıymış. Çapa’da deney testim sırasında evraklarıma 0 RH (-) yazılmış. Ben görmedim tabi orada ne yazıldığını. İkinci kalp çıktığında anjiyoya aldılar. Tekrar kan tahlili yaptılar. Orada 0 RH (+ ) çıktı. Ben itiraz ettim. Üç sefer denediler, hepsinde pozitif çıktı. Şaşırmıştım, bu kadar zaman ölümle burun buruna geldim. Meğerse yanlış test yüzünden bekliyormuşum. Beni eve gönderdiler bir daha aramadılar. KADİR GECESİNDE ÇAĞIRDILAR Hiç unutmam, Kadir Gecesiydi... Arkadaşlarla niyetlendik, o akşam camileri gezecektik. Öğlen namazını kıldım, bir arkadaşla muhabbet ederken telefonum çaldı. Arayan doktor Deniz Bey’di; ‘Acilen hastaneye gelir misin?’ dedi. Ben de hiç tereddütsüz hastaneye gittim. Hanım evde yoktu, ona bile haber veremedim. Hastanede kalp çıktığını, Deniz Bey’in Şişli’ye, kalbi almaya gittiğini söylediler. Benimle beraber üç kişiyi daha çağırmışlar. Servisteki 4 kişi de dahil olmak üzere 8 kişi, ‘Bize uyacak mı’ diye dua ediyorduk. Bizlere son defa tahliller yapıldı. Kalp bana uyuyordu. Biraz sevinçli, biraz buruk ameliyata hazırlandım. İÇİMDE BİR ACI HİSSETTİM Doktor Oğuz Bey yanıma gelip, ‘Vural Bey, ameliyata gireceksiniz göğsünüzü traş ettiniz mi?’ diye sordu. ‘Aman hocam çağırdınız, alelacele geldim, hazırlığım yok’ deyince, beni sandalyeye oturttu, 5 dakika sonra elinde permatikle geldi. Kendi elleriyle tıraş etti. Sağolsun; bu, doktorun yapmaması gereken bir şeydi. Hatta ufak bir sıyrık için mahcup olup, özür diledi. Sarmaş dolaş oluverdik, öteki yaranın yanında bu ne ki? Sabah beş buçukta beni ameliyata aldılar. Kardeşime, ‘Hakkını helal et’ bile diyemedim... Masaya yatırıp üzerime ışığı verdiler, ertesi gün gözlerimi yoğun bakımda açtım. 8 gün yoğun bakımda kalıp servise alındım. Bir gün müthiş bir şekilde korktum. Yeni kalbim neredeyse yerinden fırlayacaktı. Bir motosiklet kaldırıma çarpmış, sürücüsü kanlar içinde yere yığılmıştı. Elini bana uzatmış, ‘Ne olur beni kurtar’ diye yalvarıyordu. Kalbimde tarif edilemez acı, ter içinde yatağımdan fırladım. Başımda eşim Songül vardı. O da korktu. ‘Ne oluyor, niye bağırıp çağırıyorsun?’ diyerek ellerimi tuttu. Durumu anlattım. Doktoruma sormuş, ‘Ameliyatın tesiri ile bu gibi kâbuslar olur’ demişler. Kardeşim ben yoğun bakımdayken kalbini aldığım Necdet Gül’ün ailesine ulaşmış. Nur içinde yatsın, Allah çoluk çocuğuna sabırlar versin... Rahmetlinin cenazesinde bulunmuş. Meğer Necdet bey motosiklet kazasında vefat etmiş. İnanılır gibi değil! BİRKAÇ DEFA GİDİP GELDİM 45 gün de serviste kaldıktan sonra taburcu olup eve geldim. Bir rahatsızlık oldu, enfeksiyon kaptım. Tekrar hastaneye geri döndüm, 15 gün daha yoğun bakımda kaldım. Oradan Marmara’ya sevk ettiler, iki ay da orada kaldım. Ardından tekrar Koşuyolu’na... Ameliyat sonrası toplam 8 ayı daha hastane odalarında geçirdim. Bir nevi yatalak oldum. Her seferinde ölümün kıyısından döndüm. Haziran ayından itibaren de evdeyim. 6 sene beklediğim kalbe ulaşmam ve alışmam kolay olmadı...” 4 SAAT İÇİNDE NAKLİ ŞART! Kalp, diğer organlardan farklı olarak, sadece beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan alınabiliyor. En fazla 4 saat içinde nakledilmesi şart olduğundan, kalp doktorları ameliyatlarda âdeta zamanla yarışıyor... DOKTORLAR ANLATIYOR PROF DR. CEVAT YAKUT: Özal’ı ameliyat edemedim, çünkü!.. Meslektaşları arasında “kalbe en iyi giren adam” olarak tanınan ve Türkiye’de ilk müstakil kalp hastanesini kurarak tarihe geçen Kartal Koşuyolu Kalp Araştırma ve Eğitim Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Cevat Yakut, 1989 Eylül’ünden bu güne kadar 63 kişiye kalp nakli gerçekleştirmiş. Bunlardan 28’i hâlâ hayatta. Cevat Hoca, Koşuyolu’nu Koşuyolu yapan o tarihî anı şöyle anlatıyor: “89’da Arif Köse’ye başarılı bir kalp nakli ameliyatı yapmıştık. Rahmetli Özal, o zaman Başbakandı. Bizi Ankara’ya davet etti. Milletin içinde ‘Cevat, gel seni bir öpeyim’ dedi ve şilt verdi. Rahmetli, memnuniyetini belli ederdi. Ardından da, ‘Cevat hoca, sana müstakil bir hastane yapacağız’ diyerek önümü açtı. 89’da bu hastanenin yapımı için emir verdi, 90’da temel atıldı. Hastaneyi bitirmek Başbakanımız Tayyip Bey’e nasip oldu. Rahmetli Özal ile muhabbetimiz çok iyiydi. Ama buna rağmen Amerika’da by-pass oldu. Bana, ‘Cevat sana ameliyat olurdum, ama bu gazeteciler ameliyathanenin tavanını delerler diye korktum’ dedi...” BÜNYAMİN BENİ ÇOK ÜZDÜ Cevat Hoca, her hastasını bir bir hatırlıyor. Bugüne kadar kalp nakli yaptığı 63 hasta ile ilgili ilginç anıları olduğunu söylüyor. “Birçoğu benimle mezara gidecek” diyen Cevat Hoca, “Hatırladıkça ardından gözyaşı döktüklerim de var” diyor ve o nemli gözlerle şöyle anlatıyor: “Bünyamin Sağlam diye bir çocuk vardı. Henüz 18 yaşındaydı. 2003 senesinde kalp nakli yapmıştık. Maraş’ta üniversite okuyordu. 4 yıl sonunda orada durumu fenalaştı. Onu en yakın yer olan Adana’ya naklettik. Çünkü buraya gelmesi imkânsızdı. Fakat kurtaramadık. Halen o çocuk için çok üzülürüm, bir türlü unutamam. Yaa, bu kalp olayı bambaşka bir şey. İnsan değişik duygulara kapılıyor. Mesela nakil yaptığımız hastalardan 6 tanesi ameliyat sonrası hastanemizde işe başladı. Hatta bunlardan ikisini evlendirdik, burada güzel bir düğün yaptık. Ancak ne yazık ki damadımızı kaybettik. Diyorum ya, kalp enteresan bir organ, insanı çok etkiliyor. Başhekim dahi olsa...” SENEDE 300 NAKİL GEREKLİ Kalp nakline ihtiyaç duyanların yüzde 80’inin bir yıl içinde öldüğünü, nakil yapılanların ise yüzde 88’den fazlasının hayatta kaldığını söyleyen Prof. Dr. Cevat Yakut, “Türkiye’de şimdiye kadar 307 kalp nakli yapıldı. Oysa senede en az 300 kalp nakli yapmalıyız” dedi... DOÇ. DR. VEDAT ERENTUĞ: MUSTAFA’YI BULDUK, AMA! Koşuyolu’nda 37 kalp nakli ameliyatına katılan 4 kalbi de bizzat elleriyle alıp getiren Doç. Dr Vedat Erentuğ, şimdi Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahi Klinik Şefi... Vedat Hoca anlatıyor: “İstanbul’da bir hastanede beyin ölümü gerçekleşmiş bir donör vardı. Kalbi için bizim hasta listemizi kontrol ettik, bir isim tuttu. Fakat telefonu yoktu... Acele bulup hastaneye getirmemiz gerekiyordu. Doktor arkadaşla üzerimizde beyaz önlükler, bir taksiye atlayıp Üsküdar‘a koştuk. Kapıyı çaldık. Hastanın ismi Mustafa idi... ‘Mustafa burada mı’ diye sorduk. Kahvedeymiş, gidip çağırdılar. Arkasında kalabalık bir grup... ‘Mustafa sana kalp çıktı, hastaneye gidiyoruz’ dedik. ‘Hocam kalbim sağlam. Aynı isimde arka sokakta başka bir arkadaş var’ dedi. Evet aradığımız adres orasıydı, ama hasta bir ay önce vefat etmişti...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT