BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Birlikte yaşamayı başarmalıyız”

“Birlikte yaşamayı başarmalıyız”

“Bütün modern bakışlarım, bütün evrensel yaklaşımlarım yanında, ben Anadolu toprağının çocuğuyum. Bu özelliğimi, herhangi bir sebeple dışarı çıktığımda kavrıyorum. Çünkü üç gün sonra özlüyorum burayı. Hiçbir yer buranın tadını vermiyor. Öyleyse beni Türkiye’min insanı ilgilendiriyor. Her rolümde işte bu gerçeği düşünerek oynuyorum.”



Topluma rağmen... Günümüzde yaşanan akıl almaz olaylara baktığımızda şaşırıp kalmamak elde değil. Bakın şöyle bir yaşananlara. Türkiye’de toplum tamamen devre dışı. Yaşanan tüm olaylar toplumun dışında gelişiyor. Toplumun önüne sunulan, toplumdan istenen, topluma yön vermeye çalışan olayların hiçbiri toplumun iradesine göre gelişmiyor. O sebepledir ki, her konuda hep dışarıdan müdahalelere muhtaç ülke. Ekonomik yönden de dışarıdan müdahaleye muhtaç, siyasal yönden de, sanat olarak da... Her yönden... Böyle bir şey dünyada görülmüş değil. Tabii ki demokrasiden yanayım. Tabii ki meseleye evrensel ve insani boyutlarla bakmak istiyorum. Ama ülkemde yığınlarla insanı ilgilendiren birçok konuda halkın iradesi hiç düşünülmeden alınan kararlar ve uygulanması istenen emir ve yasaklarla hiçbir şeyin çözüleceğine inanmıyorum. Kamuoyu hiçe sayılarak yapılan uygulamaların sonuç vereceğine de inanmıyorum. Özel televizyonlara sevinmiştim ama... Özel televizyonlar birer birer yayına başladığında doğrusu sevinmiştim. Resmi devlet anlayışının etkisinde kalan televizyonun dışında, insanların seslerini daha değişik açılardan duyurabilen, tartışmalara daha açık bir ortam oluşacak diye sevinmiştim. Bir ara böyle de olmaya başladı. Ama hayrettir ki, şimdi hemen hepsinin bütün programları birer birer şova dönüştü. Ciddi programlar birer birer yerini showlara bırakmaya başladı. Evet, hayatta ne varsa elbette anlatmak lazımdır ama, show programlarındaki insani ilişkileri bu kadar müptezel noktada tutmanın da bir hududu olmalı. Her şeyin bir haddi bir hududu olmalı. Sinema başka mı? Televizyonlar öyle de sinema başka mı? Ben söyleyince kızıyorlar. Hemen hepsi dışarıdan bize empoze edilen, yeni dünya düzeni doğrultusunda sunulmuş şeyler. Bir arkadaşımla konuştum. Bir filmden çıkmış. Karşılaştık. Dedi ki: “-Yahu çok kötü bir film.” Neden biliyor musunuz? Affedersiniz ama, geyik muhabbeti Amerikan sineması özentisinde yapılmaya başlandı. Değişim adına yapılıyor ama değişim bu değil. Ne gariptir ki, birçoğunun halkı tanıma, halka ulaşma amaçları yok. Böyle bir kaygıları, sancıları yok. Tek amaç var: Para kazanmak... Para ve kirlilik Evet, tarih boyunca insanoğlunun kirlenmesinde para çok önemli rol oynamış. Ama bu konuda son yirmi yıl kadar kirli bir dönem yaşanmış mıdır bilmiyorum inanın. Her konuda amaç para oldu. Çok para. Çok para için aman ne ihtiraslar, ne hırslar böyle... Ne kavgalar, ne hakaretler. İşte televizyonlarda, medyada görüyorsunuz para kimleri ne hale geliyorlar. Kimler para yüzünden ne hale geliyorlar? Bir dakika ne oluyoruz? Her alanda bir erozyon yaşıyoruz. Hayata karşı bir karar vermek lazım. Ama toplum amort hale geldi. Hatta o kadar ki, olaylar ve çevre, sizi rüzgara kapılmış bir yaprak misali sürüklüyor bazen. Çok konuda bilinçli olmanıza rağmen, sağda solda duyduklarınız, gazetelerde okuyup, televizyonlarda dinlediklerinizle o kadar etkide kalıyorsunuz ki, doğru karar vermede zorlanıyorsunuz. “Bir dakika yahu! Ben ne yapıyorum!” diye irkiliyorsunuz neden sonra. “Hakikaten, bana sunulan gibi midir hayat? Bu mudur normal olanı? Yaşananlar normal mi?” diyorsunuz. Toplum o kadar kuvvetli etkilerle bir o yöne bir bu yöne savrulup duruyor ki, insanlar kendi iradeleriyle düşünmeye, yaşananlanla ilgili kendince karar vermeye fırsat bulamıyor. Amacım siyaset olmadı Siyaset değil benim amacım. Eğer amacım başka şekilde siyaset olsaydı, neden Beyoğlu Belediye Başkanlığı için aday olayım ki, Büyükşehir için olurdum. Milletvekilliği için olurdum. Ama benim amacım, deminden beri söylemekte olduğum bu kültürün tesisi, bu temizlenmenin, bu kaynaşmanın temini. Bir tane Beyoğlu’su var yer yüzünün. Gidin bakın aşağılara... Yoksulluğun, çaresizliğin, kirliliğin kol gezdiği bir Beyoğlu... Bu ayıptır. Bir tarafta topluma yön verme noktasındaki sanat ve kültür etkinlikleri, bir yanda öyle bir dünya. İşte burası olduğu için kabul ettim belediye başkanlığına adaylığı. Biraz kültürle sanatla ilişkili olduğu için. Ama insanların da siyasetle ilgilenmesinden yanayım. Gidin bakın şimdiki siyasilere. Hepsi aynı lafları ediyorlar ama birşey yapmıyorlar. Bakın askeriye, bir toplumun çok önemli kurumudur. Peki, neden ülkemizde bugün ordu en güvenilir kurum da, siyaset değil? Oturup bunu tartışsın siyasiler? Neden Clinton gelince, (çok da şıktı bence geldiğinde) çok sevimli olsun da benim ülkemin siyasetçisi sevimli olmasın? Bunun da bir bedeli var demek ki? Beraber yaşamanın yolları... Yaşamak kadar güzel bir şey var mı dünyada? Yer yüzünde olmak, bu ülkede olmak, “İyi ki yaşıyorum” demek kadar güzel birşey var mı? Ben hep onu söylüyorum. Yarın sabah güneş yeniden doğuyor. Yeni gün başlıyor. Sen şimdi hayata, insan olma noktasında yeniden başlıyorsun. Ama nasıl? İnsana yaraşır biçimde yaşamanın yolları yok mu? Bu istenen yaşama standardını kimse bize vermeyecek. Bunu biz, ancak kendi ellerimizle örebiliriz. Yahu şu güzelim toprakta güzelce yaşamayı beceremedik Cumhuriyetten beri. Yani bu güzel toprakta beraber yaşamanın yollarını aramalıyız. Tartışmaktan korkmayalım Yargıtay başkanının bir önerisi vardı. “Bu öneriyi tartışın” diyorum ben. Kızmayın adama hemen. Hemen saldırmayın. Ben senelerdir şunu öğrendim: “Benim gibi düşünmeyenler de doğru söyleyebilirler.” Siyasi anlamda, ideolojik anlamda, inanç anlamında benim gibi düşünmeyen, hayatı benim gibi yorumlamayan, benim gibi olmayan insanlar da güzel ve iyi şeyler söyleyebilirler. Bu diyaloğu kurmak lazım. Bunu öğrendim ben. Adam birşey söylüyor. Haydi gelin toplumsal bir akit imzalansın. Tartışılsın bunlar. Halil Ergün’den bir hatıra... Hayatta çok şey var hatıra olarak. Ama enteresan bir tespitimi anlatmak istiyorum size. Babam, hayatı dolu dolu yaşamış bir insandı. Varlığı da yerindeydi. Cömertti, eli açıktı. Kimse hakkında kötü düşünmediği gibi, kendisine biri hakkında bir söz getirseler eliyle reddederek derdi ki: -Canım öyle değildir o. Siz yanlış duymuşsunuz. Babamın cenazesindeki kalabalığa baktım da vefatında... Ne çok seveni varmış meğer. Bu insanlar neden gelmişler ki? Sonra dedim ki kendi kendime: -Babam hayırlı adammış. Ve aksine, hayatında çok da popüler olan ama öldüğünde cenazesinde ancak kırkbeş kişi bulunan birinin haliyle kıyasladım. Sonra dedim ki kendi kendime: -Ölüm denen bir gerçek var. Öyleyse kavga neden yahu? Neden bu kin? Neden bu ihtiras? Neden bu akıl almaz mücadeleler? Evet insan, insan olmanın gerektirdiği hayatı elbette yaşamalı. Elbette her konuda yeni yeni ufuklara koşmalı. Ama hangi konuda olursa olsun, insan olduğunun gerçeğini unutmamalı. Ve bence en önemlisi de, ardından iyilikle anılacak bir hayat bırakmalı. Bilmem anlatabildim mi?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103310
    % -1.48
  • 5.471
    % -0.15
  • 6.2116
    % -0.1
  • 7.2201
    % -0.63
  • 228.954
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT