BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çalışanın katkısı sağlanmalı

Çalışanın katkısı sağlanmalı

İnsanlar gibi organizasyonlar da, sistemler de hastalanır... Çare öğrenen organizasyon ile değişimi sağlamak...



İnsanlar gibi organizasyonlar da, sistemler de hastalanır... Çare öğrenen organizasyon ile değişimi sağlamak... Bürokratik, hiyerarşik, hantal ve klasikleşen organizasyonlar artık geçmişte kaldı. Artık şirketin rekabet gücünü artırmak, şirkette değişimi gerçekleştirmek, şirket içi iletişimi artırmak, şirket ve ürünlerin katılımını artırmak, farklı yenilikçi ve sıra dışı bir şirket olmak, müşteri memnuniyeti, çalışanların bilgi, kişisel kalite ve becerilerini geliştirmek, çalışanların akıl ve kalpleri ile işe katılımını sağlamakla mümkün oluyor... Öğrenen insan, her zaman şartlar ne olursa olsun kendisini, çalışma arkadaşlarını ve organizasyonunu öğrenen bir organizasyon olma yolunda etkiler. Etkileyemiyorsa, mutlaka bir çözüm yolunu bulur. Ama çözümde tatlı dil, güler yüz esastır... Zaten öğrenen organizasyon kalbe endeksli bir yönetim modelidir. Çalışanlar ile arasında mesafe bırakmak ve daima ciddi olmak yönetici için, lider için zararlıdır. Çünkü zaman takım çalışması zamanı. Çalışanlarına karşı açık, samimi ve dürüst davranan yöneticiler daha başarılı olmakta. Bir yönetici veya çalışan kimsenin, sabah işe gelirken beraberinde getirebileceği en önemli şey; pozitif, yani olumlu duyguları, hiç kimsenin heves, heyecan ve şevkini kırmama kararlılığı ve kendi bilgilerini diğer çalışan yönetici ve arkadaşlarıyla paylaşma ve birbirine katkıda bulunma niyetidir. Fikir üretirken nitelik, nicelikten daha önemlidir. Yeni fikirleri üretmenin en iyi yolu başkalarını dinlemek, sonra söylenenleri izlemek ve onlara bir şeyler ekleyerek ortak aklı harekete geçirmektir. ‘Her şeyi ben bilirim, bensiz iş yürümez’ devri geçti... İyi bir takımda duygular daima açık ve karşılıklı güvene dayalı olmalıdır. Ülkemize gelen Japon bir yönetici bir Türk yöneticisine şu ikazı yapıyor: “Siz işi başından yanlış yapıyorsunuz. Durmadan kararlar verip, aşağıya buyruklar yağdırıyorsunuz. Bir haftadır birlikte çalıştık, aşağıdan kimseyi tartışmaya çağırdığınızı görmedim. Oysa işi yapan, ayrıntısını bilen, problemlerle yaşayanlar da onlar. Neden insanları işe katmıyorsun, neden onların ortak akıllarından yararlanmıyorsun?” İnsanlara yapacakları işi nasıl yapacaklarını değil, ne yapmaları gerektiğini söyleyelim, bırakalım onlar kendi tarzlarıyla işleri yapsınlar. Önemli olan geminin nasıl inşa edileceğini öğretmek değil, açık denizlere açılma arzusunu aşılayabilmektir. Birbirine güvenen, birbirini sabırla dinleyen, kendilerini bir bütünün parçaları olarak gören, konuşup tartışıp, sonunda liderin aldığı karara tam olarak uyan, birbirlerine saygılı, problemleri birlikte çözme anlayışı hakim, birbirlerine gerçeği söyleyen ve hepsinden önemlisi birbirlerini seven her takım başarıya ulaşır. Tabii ki, bu takımın yukarıda söylediğimiz gibi bir vizyonu olmalı. Peki vizyon nedir? Bunu bir örnek ile açıklamaya çalışalım: Bir cami inşaatında çalışan iki taş ustasına sormuşlar. Ne yapıyorsunuz diye. Biri cevap vermiş: ‘Görmüyor musun taş yontuyorum’. Diğeri ise: ‘Biz burada yıllarca insanlara hizmet edecek bir cami inşa ediyoruz’ demiş. İşte vizyoner bir taş ustası. Ferdi okuma ile bir insan, okuduklarının yüzde 10’unu öğrenirken, takım halinde bilgilerin yüzde 75’ini öğrenmekte. Görünen o ki; içinde bulunduğumuz yüzyıl kalbe endeksli (gönül alan, sevdiren) bir yönetim anlayışını zorunlu kılacak. Ailede, okulda, iş dünyasında süratle kalbe endeksli bir anlayışa doğru gidiliyor... Ama esefle belirtelim ki, bu anlayış bize Batı’dan gelecek gibi görünüyor. Ümit ederim ki bu treni kaçırmayız. Aslında, kalbe endeksli yönetim bizim değerlerimizdendir. Ecdadımızın asırlardır uyguladığı bir metottur...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT