BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NASIL BİR BELEDİYE-6-

NASIL BİR BELEDİYE-6-

“Meclis ve Hükümet dev projelerle uğraşsın” diyen Celal Doğan, Türkiye’de halkın arzu ettiği belediyecilik ile mer’i mevzuattaki belediyeciliğin çakıştığını söyledi.



Küçük işleri bize bırakın Yerelleşmeyi ancak demokrasiye inananların yapabileceğini belirten Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan, “Demokrasiye inanmak için seçilmiş insana güvenmek lazım” diyor. Doğan ile sohbetimize devam ediyoruz. * Sayın Doğan, şu sıralar yerel yönetimlerde reform gündemde. Siz bu reforma nasıl bakıyorsunuz? - Bütün siyasi partilerin seçim bildirgelerinde, genel başkanların ve yetkililerin demeçlerinde herkes yerelleşmeden bahseder. Yerelleşmenin yanında yetkilerin Anadolu’ya devredileceğini söyler. Ama bu bir türlü gerçekleşmez. Neden? Çünkü Ankara yetki verme konusunda kıskançtır. İkincisi, politikacılar bundan başka iş olmadığını zannetmektedirler. Bir bakan oturup üç şoförü tayin ediyor. Bir köyün menfezinin yapılmasını istiyor. Bununla da hizmet yaptığını zannediyor. Eskiden politikacıyı karikatürize etmek için “Size su getireceğim, yol getireceğim” dedirtilirdi. Bugün bunlar bitti. Niye bitti? Ben Gaziantep’te 480 kilometre köy yolu yaptım. Antep’teki 608 köyün 24’ünde asfalt vardı. Biz 2.5 yılda 125 köyün yolunu asfaltladık. 2 yıla kadar Antep’te asfaltsız köy yolu kalmayacak. O zaman Ankara ne diyecek? Milletvekili ne ile meşgul olacak? Bunlar küçük işler. Biz diyoruz ki, Türkiye’nin mega projelere ihtiyacı var. Türkiye’nin altyapıya, hava alanlarına, limanlara, otoyollara, barajlara, hızlı demiryollarına, savaş sanayiine ihtiyacı var. Siz gidin bu işlerle uğraşın, küçük işleri artık Anadolu’daki belediyeler yapsın. Ama Ankara’nın büyük işlere aklı ermediği için küçük işlerle meşgul olarak hizmet yaptığını zannediyor. Türkiye’nin liderleri ne zaman bu kafadan kurtulursa, demokrasi de yerleşir. Bu yetkileri vermezler. Vereceğiz diye iddiaları var. Ama yine seçilmişe değil, demokrasinin zaafa uğraması açısından atanmışa verecekler. Yerel yönetimlere yetki devri yaparken, belediyelere değil, valilere yetki verecekler. Çünkü valiler artık devletin de valisi değil, hükümetlerin memuru durumuna gelmiştir. Herkes kendi memuruna yetki vermek istiyor. O zaman bunun adı ne demokrasi olur, ne yerelleşme olur. * Belediye- vali ilişkilerini nasıl görüyorsunuz? Sizce nasıl olmalı? - Herkes birbirini idare ediyor. Başka bir şey yok. İlkokuldan alınan su parasını özel idarenin ödemesi gerekir. Antep’te benim 10 trilyon su alacağım var. 8 trilyon da vergi borcum var. 11 yıldan beri Türkiye’ye diyorum ki, bu hesabı yapın. Ancak (on eksi sekiz) çıkarmasını yapacak bir devlet bulamıyorum. Benim alacağımdan borcumu mahsup edin diyorum. Hepsi bu kadar. Türkiye’deki acaipliğe bakın. Devlet kendi vergi alacağına yüzde 144 faiz çalıştırıyor. Belediyenin alacağına faiz tahakkuk ettirmiyor. Diyor ki, senin alacağın Tanzanya parası, benimki Türk parası!.. Böyle bir devlet olur mu? Kim saygı duyar bu ülkeye? Bunu her maliye bakanına, her bakan ve başbakana söyledim. Hiç kimse bunu düzeltecek güçte değil. Kaynak bulmanın yolu... * Kaynaklarınız sınırlı. Ancak siz çok fazla yatırım yapıyorsunuz. Bu yatırımlar için nasıl kaynak buluyorsunuz? Biz kaynaklarımızın çoğunu kendimiz oluşturuyoruz. Mesela sebze halinin nasıl yapıldığını anlatayım size. Anahtar parası ile yaptım. Hal Kanunu diyor ki, belediye başkanı isterse tahsis edebilir. 128 dükkan vardı. Ben çağırabilirdim. 128 akrabamı, yakınımı, partilimi çağırır zengin edebilirdim. Ama ben dedim ki, ‘Bu dükkanları size verdikten sonra siz devredince hava parası alıyor musunuz? Alıyoruz. Ne alıyorsunuz? 360 milyon lira alıyoruz dediler. Ben de her anahtarı 360 milyona ihale ettim. Oradan 15 milyar lira para elde ettim. Hali 12.5 milyara yaptırdım. Kaynağını kendin bulacaksın, bir de tasarruf edeceksin. Belediyeler ne yapıyor? Bir okulu bilgisayarla donatıyorlar. Kim donatıyor? Belediyenin şirketi. Bu şirketler devletin ortaya çıkardığı şirketlerdir. Her başbakan “memur ve işçi alamazsın” diye bir tasarruf genelgesi çıkarır. Yahu kardeşim, benim şehrimin nüfusu 280 bin iken 30 zabıta vardı; şimdi 750 bin oldu yine 30 zabıta var. Sen benim memuruma karışırsan ben niye geldim buraya. Ne olacak peki? Biz bu tür şirketlerle BİT türetiyoruz. KİT’lerle cumhuriyeti batırdın, şimdi BİT’lerle belediyeleri batırmaya çalışıyorsun. Kendin yapıyorsun, müsaade etmiyorsun. Halbuki bu bir ihtiyaç. 130 milyon lira maaşla hangi kaliteli mühendisi çalıştırabilirim ben? Dışardan bir mühendis aradığımda, şirket 500 milyon veriyorsa, ben de 300 milyon verebilmeliyim ki gelsin burada çalışsın. Neden? Devlet ideolojisi! ‘REKABET ŞART’ * Devletçilikten uzak uygulamalarımız var. Bu icraatlarınız sosyal demokrat anlayışla bağlaşıyor mu? Bu tamamen sosyal demokrat bir anlayıştır. Türkiye’de uzun yıllar sosyalist üretim biçimi ile sosyal demokrasi karıştırılmıştır. İnsanlar, mülkiyetin devlete ait olduğu anlayışı sosyal demokrasiye eşdeğer görmüşlerdir. Bakkal, Halk Partisi geldiği zaman dükkanını kapatacak zannetmiştir. Öyle anlatılmaya çalışılmış veya bizimkiler öyle bir imaj vermişlerdir. Ben piyasa ekonomisinden ve rekabetten yana bir adamım. Türkiye’de piyasa ekonomisi olmadan hiçbir şeyin başarılı olacağına inanmıyorum. Rekabetin olmadığı yerde kalitenin olacağına inanan bir adam değilim. Onun için bu iş sosyal demokrat bir anlayıştır. Vatandaşın yapacağı işi devlet yapmamalıdır. Bizim işimiz ticaret değildir, biz kamu hizmeti yapıyoruz. Biz imar ve inşa ile görevliyiz. Bizim işimiz bu olmalıdır. Hatta vatandaş ağacı dikmeli, ulaşımı yapmalıdır. Ben sadece kontrol etmeliyim. ‘SÜRGÜN YERİ GİBİYİZ’ * Personel politikası ve insan yönetimindeki bu zaafın sonucu ne olur? Kaliteli eleman çalıştırabilmeniz için neler yapılmalı? Birinci olay personel meselesi. Benim kaliteli adam almama müsaade etmiyorlar. Tıpkı doğuya sürgün memur gönderip isyan ettirdiler ya! Kurumları da düşük ücretli memur göndererek batıracaklar. Batırmakta başarılıyız. Doğuyu batırdık. Sürgün memur, rüşvetçi memur, başarısız memurları gönderip halkı isyan ettirdik. Bu kurumları da böyle memurlarla batıracağız. Elimizden geleni yapıyoruz. * Belediye ile halkın diyaloğu sizce yeterli mi? Yerel Yönetimler Kanunu’nu doğru düzgün çıkarın. Bırakın belediyeler çalışsınlar. Doğan çocuğun alacağı temiz havadan, gömüleceği toprağın güzelliğine kadar biz ilgilenelim. Yük almak isteyene yük verilmez mi? Ben bu kadar anormal bir yapı görmedim. Ben senin yükünü taşımak istiyorum arkadaş. Bela mı istiyorsun? Sen başka şey yap diyorum, ‘hayır vermem, ben daha iyi taşırım’ diyor. Madem öyle git taşı! Celal Doğan kimdir? 1943 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesi Çanakçı Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde; orta öğrenimini 1963 yılında Gaziantep Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. 68 kuşağı arasında yer alan Celal Doğan’ın öğrenciliği oldukça hareketli geçti. Tanınmış öğrenci liderlerinden biriydi. 1969 yılında mezun olunca serbest avukatlığa başladı. 1977 yılında Gaziantep’ten milletvekili seçildi. 12 Eylül 1980’de “siyasi yasaklılar” arasına alınınca serbest avukatlığa döndü. 1986’da “siyasi yasaklar” kalkınca aktif politikaya döndü ve 1989 yılında SHP adayı olarak Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi. 1994 ve 1999 seçimlerinde CHP adayı olarak yeniden başkanlığa seçilerek başarısını pekiştirdi. İcraatıyla Gaziantep’in çehresini değiştiren Başkan Celal Doğan’ın, Aysel hanımla mutlu bir evlilikleri; Barış ve Koray isimli iki çocukları var. 1993 yılından beri Gaziantepspor’un başkanlığını da yapan Doğan, spor altyapısının gelişmesini ve Gaziantep’in sporda da büyük başarılara imza atmasını sağladı. “Sporu ciddiye alalım” Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüşmek için “Gaziantep Celal Doğan” tesislerine gidiyoruz. Celal Doğan’ın yeşil sahada akşam yürüyüşü yaptığını söylüyorlar. Sahaya geçince şaşırıyorum. Akşamın karanlığında yeşillikler içinde bir başkan. Her akşam bir saat yürüdüğünü söylüyor. 7 kilo vererek 111 kiloya düşmüş. Spor onun için bir tutku. Yürüyüşünü bitirince odasına geçiyoruz. İkinci kez şaşırıyorum. Başkanın odası sekizgen bir Türk otağı şeklinde dizayn edilmiş. İçi de sade ve zevkli şekilde döşenmiş. Akşam yemeğini Gaziantepsporlu futbolcularla birlikte yiyoruz. Tabii sohbete de önce spordan başlıyoruz. - Sayın Doğan, siz Büyükşehir’in yanı sıra Gaziantepspor’un da başkanısınız. Ve çok başarılısınız. Bu başarının sırrı nedir? - Her şey ciddiyetten geçiyor. İşi ciddiye almalısınız. Ortada bir başarı varsa buna bağlı. İşimizi iyi takip ediyoruz. Ben sporcuyum. 15 yıl top oynadım. Spor, güzel bir sektör. Dünya spor sektöründe dönen para da oldukça yüksek. Yanılmıyorsam, 200 milyar dolar civarında. Ciddiye de alınırsa önemli bir sektör bu. - Spordaki başarının aksine kültür ve sanat alanında zayıfız. Vatandaşımız okumuyor. Bunun sebebi sizce nedir? - Niye okusun ki? Müziğimiz arabesk, kültürümüz görsel. Küba’da ilk baskıda 25 bin çocuk kitabı basılıyor. Bizim bütün gazetelerimiz Le Monde kadar satmıyor. Sonra niye okusun ki? 12 Mart 1971 oldu, 12 Eylül 1980 oldu, sağda ve solda ne kadar düşünen kafa varsa telef oldu. Niye okuyalım diyor vatandaş? Okuyan ve düşünenin hapisten kurtulduğu bir Türkiye bulursan okuyalım. Şairi hapiste, ressamı hapiste, aydını hapiste. Sağlı sollu, farketmiyor. O halde niye okusun insanlar? Başına bela mı alsın! DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT