BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Meslek bilinçlenmesi!

Meslek bilinçlenmesi!

Ya da “Bir seminerin ardından!.”



Ya da “Bir seminerin ardından!.” Yazımın başlığı ile yazımın girişine “bunlardan hangisini koyayım?” diye çok düşündüm ve sonunda karar verdim: Başlık: “Meslek bilinçlenmesi!” Giriş: “Bir seminerin ardından!” Öyleyse, “önce” giriş ile devam edeyim! Antalya Belek’te yapılan “Spor Gazetecisinin Özgürlüğü” Seminerini tertipleyen TSYD yönetimine mesleğim adına “teşekkürlerimi sunmak”, bilmem ki “Sezar’ın hakkını Sezar’a vermeye yetecek mi?” Herkesle “tek tek ilgilenen” Başkan Attila Gökçe’ye, “güzel bir organizasyonu gerçekleştiren” eğitimden ve seminerden sorumlu asbaşkan Güray Soysal’a, seminerin açılışından kapanışına kadar “büyük bir özveriyle çalışan” Levent Özçelik’e “ayrıca” teşekkürlerimi sunmak da görevim. Tabii, emeği geçen bütün görevlilere de! Ve, tabii “dernek üyesi olmadıkları halde” bizlerle beraber olan oturumları yöneten, konuşmalar yapan, bilgilerini, tecrübelerini bizlerle paylaşan Prof.Dr. Nevzat Gözaydın’a, Prof.Dr. Tahsin Yücel’e, Doç.Dr. Attila Erdemli’ye, Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları Nail Güreli ve Nazmi Bilgin’e, “Oturumları yöneten” ve engin tecrübeleriyle hepimize “önemli mesajlar veren” Necmi Tanyolaç’a, Halit Kıvanç’a, “bizden sonraki kuşakların en beğendiğim ve takdir ettiğim spor yazarlarından” Zeki Çol’a, “konuşmacılar” Umur Talu’ya, Ali Sirmen’e, Yiğiter Uluğ’a, Doğan Ersavaş’a ve Erden Güley’e de “teşekkür etmek”; onlarla beraber olmanın mutluluğunu yaşarken “nasıl bir keyif aldığımı söylemek” de benim görevim! Bu arada “Milli Takımlar Teknik Direktörü” ve konuşmacı Mustafa Denizli’ye de “hepimiz adına teşekkürü” bir borç biliyorum! Ayrıca, “oturumlar sırasında söz alan” ve görüş bildiren değerli meslek ve dernekdaşlarıma da “bizlere ışık tuttukları için” teşekkürlerimi sunuyorum! Ve tabii, seminer günlerine ve gecelerine “neşeli ve güzel renkler katan “sevgili” Eyüp Karadayı’ya hemen belirtmeliyim ki, “Bu seminerde çok şeyler öğrendim” ve “çok önemli mesajlar aldım!” Spor gazeteciliği, hatta ondan da öte “gazetecilik adına” ileriye dönük atılmış bir adımdı bu seminer; “Gelmeyenler çok şey kaybettiler!” “Başta” da, “dostlar ve arkadaşlar arasında geçen” sımsıcak üç güzel günde bulunamama gibi “bir cezaya” kendi kendilerini çarptırmış oldular; tabii “makûl mazeretleri olanlar” hariç! “Sıcacık” derken, “katılanlar arasındaki ilişkileri” kastettim, yoksa “otelin odalarında, hele hele ilk gün gece üşüyen arkadaşlarımız çoktu!” Bir de, “Galatasaray - Samsunspor maçı naklen yayını” sırasında ve sonrasında “hakem üzerine yapılan tartışmalar havayı kısa bir süre gerginleştirmese”, seminerimizin “uyum standardının mükümmel olduğunu” söyleyebilirdim! Eh! “En çok tartışanlardan ikisinin de”, biri Galatasaraylı, öteki Fenerbahçeli bir “dayı - yeğen olduğunu” belirtmek zorundayım! “Huzurlarınızda dayı Necati Bilgiç ve yeğen Öcal Uluç!” Aslında “eski bir hakem olan” Necati Bilgiç haklı idi ve maçtaki hakem hataları” normal bir taraftarı çileden çıkaracak ölçüdeydi; ama Öcal Uluç’un itirazı “hakemle ilgili eleştirilerin dozu” yani biçimi ve “bu eleştirilerde ortaya konan tepkinin şiddeti ile kullanılan kelimelerdi!” Nail Güreli’nin başkanlığındaki oturumda Umur Talu, Ali Sirmen ve Öcal Uluç “Spor gazeteciliğinin özgürlüğü” konusundaki görüşlerini anlattılar! Tablo çok “olumsuzdu” ve durum “vahimdi!” Nazmi Bilgin’in başkanlığında Prof.Dr. Nevzat Gözaydın ve Prof. Dr.Tahsin Yücel “Dilimiz ve felsefemiz” konusunda önemli birer ufuk turu yaptılar! Tablo “olumsuzdu” ve durum vahim olmasa da “acıklıydı!” Zeki Çol’un başkanlığındaki oturumda Yiğiter Uluğ “Barcelona Kulübü’nün anatomisini” anlattı! Durum Türk kulüpleri ve hatta en büyükleri bakımından “çok olumsuz” ve hatta “vahimdi!” Halit Kıvanç’ın başkanlığında Mustafa Denizli’nin konuşmacı olduğu oturumda konu “EURO 2000 ve Türk Milli Takımı” idi. Bu oturum üstelik zamanından cok fazla sürmesine rağmen, “EURO 2000’nin ve Türk Milli Takımı’nın konuşulmadığı” bir oturum oldu. Bu oturumda bıraktım spor gazeteciliğini hatta “futbol gazeteciliği bakımından” bile ortaya “olumsuz” bir tablo çıktı, durum “vahimdi!” “Son oturumda” Necmi Tanyolaç’ın başkanlığında Doğan Ersavaş ve Erden Güley “özeleştiri” yaptılar! Ortaya çıkan tablo “olumsuz” ve durum “vahimdi!” “Ersavaş’ın konuşması sırasında” 45 yıllık meslek hayatım gözlerimin önünden geçti; “Nereden nereye geldiğimizi görmek” ve hatıralarım göz pınarlarımı harekete geçirdi! Kendimi güç tuttum; “ağlasam” dökülen yaşlar, “sevincin değil”, ne yazık ki “acının, ızdırabın, üzüntünün ve çaresizliğin” damlaları olacaktı! Neden “böyle” olduk? Bunca imkana, bunca çağdaşlaşmaya, bunce teknolojik ilerlemeye rağmen “neden” bu hallere düştük? İşte “yazımın başlığı!” Zire “meslek bilincimizi kaybettik!” “Ne olduğumuzu, neden olduğumuzu, ne olacağımızı” bilmiyoruz, düşünmüyoruz, “tam bir hay huy içinde” günlerimizi geçiriyoruz! Yöneticilerin, teknik adamların, futbolcuların peşine takılmış, birbirimizi yiyoruz! Yazık ediyoruz; zira meslek gitti gidiyor! Ve “önüne gelen” bu mesleği kullanıyor! Ne yazık ki, “sesleri çıkanlar” da sporu kullananlarla el ele verip “bu mesleği kullanarak köşe dönenler!” Ve de “bu mesleği”, açıkça ifade ediyorum ki, “ucuz - pahalı” menfaatler uğruna “ona buna peşkeş çekenler!” “Bilinçlenmez, el ele vermez ve bunlarla mücadele etmezsek”, çok ama çok yakında “mücadele edebilme imkânlarımızı da kaybedeceğiz!” Bilmem “bu acı tabloyu” daha açık nasıl anlatayım? Haydi “Spor gazetecileri”, daha ne bekliyoruz? Olmadı, sevgili Korkmazel! Hayatta spor yazarı olarak “en sevmediğim şey,” bir meslekdaşım “hele hele” kendi gazetemde yazan - çizen bir meslekdaşımla ilgili “olumsuz” yazı yazmaktır! Her türlü eleştiriye saygılıyım ve açığım, ama “haklı olursa!” Sevgili Osman Korkmazel “Dün dündür bugün de bugündür” başlıklı yazımı “herhalde” dikkatli ve iyi okumamış! “Okusa idi,” yazımın “Fatih Terim’i eleştirmekle hiçbir ilgisinin olmadığını” anlardı! Benim Terim’i “eskiye dönük olarak eleştirme gibi” bir niyetim yoktu ve de “o yazımda” olmadı! Benim “o yazımda söylemek istediğim,” o gün Fatih Terim’i “çizgi defans ve davranışları konusundaki eleştirilerimize şiddetle karşı çıkanların önemli bir bölümünün” hatta Terim’in bizlere reva gördüğü “hareketleri haklı görenlerin” büyük bir bölümünün, “bugün” bizim eleştirilerimizden “çok daha ağırını aynı gerekçelerle Fenerbahçe teknik direktörü Zeman’a yapmalarındaki çelişkiyi” ortaya koymaktı. Ama “Sevgili Korkmazel,” yazısında “Öcal abi Terim’le ilgili eski eleştirilerini gündeme yeniden getirdi” diyerek Terim’i savunmaya başlıyor ve “yazımın asıl hedefi olan Zeman’la ilgili görüşler sahipleriyle ilgili tesbitimin ise” ne yazık ki “Öcal Abi sonra da Zeman’lı Fenerbahçe’ye geçmiş” diyerek üzerinde bile durmuyor. “Asıl söylemek istediğimi” yani “Terim - Zeman eleştirileri çelişkisine düşen spor yazarlarına dönük tesbitimden” hiç ama hiç söz etmiyor! “Üstelik,” Zeman’la ilgili yaygaralara hiç katılmadığı için yazımda “Sevgili Korkmazel’e ve onun gibilere dönük” en ufak bir tarizim de yoktu!. “İzmir’den Terim’i eleştiriyor TV seyrederek yazı yazıyor” imasına ise “Trabzon’dan gelen aynı mesajlar gibi” gülüp geçiyorum! Ben, “maç kritiği yapmıyorum!” Ben, “gördüklerimi, okuduklarımı, duyduklarımı, araştırdıklarımı 45 yıllık spor gazeteciliğinin verdiği “tecrübe potasında” eritip, “doğru olduğuna inandığım” düşüncelerimi yazıyorum! Bunlar “yanlış da olabilir;” eleştirilebilir de! Ama, “bunları yapanlar,” yazılarımı “dikkatli okumalı” ve “hangi mesajları vermek istediğimi” iyi anlamalıdırlar! Korkmazel’e bir de küçük notum var: Bilmem ki “5 - 0’lık Chelsea hezimetinin sorumlusunun kim olabileceği ve de “o maçta alınacak hatta 0 - 0’lık bir beraberliğin bile bizi Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura taşıyacağı gerçeği” kendisine neyi hatırlatıyor? Ya da “eleştirilerimizin yoğunlaştığı” Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde averaj takımı olduğu, ligde Fenerbahçe’den 9 puan geriye düştüğü dönemler? “Israr edilen savunmanın,” hatta “Vanspor - Kocaelispor - Samsunspor maçlarında” Galatasaray’ın başına “neler açabileceği” görüntüleri? “Bunları” karşılıklı tartışabiliriz!. Ama, “önce” birbirimizin yazılarını “dikkatli okuyalım!” Denizli’den mesaj! Mustafa Denizli ile “milli takıma çağırdığı bazı oyuncular” konusunda “ayaküstü” sohbetimiz oldu! Ben “bir teknik adamın kendi kuracağı takım konusunda tam yetkili olduğuna inanan” spor yazarlarından biriyim! “Komutan” savaşacağı askerleri “kendi seçerse,” başarı ihtimali artar! Sonunda “kötü sonuç gelirse,” hesap verecek odur! Öyleyse, “Ben şu oyuncularla oynarım arkadaş” deyince, ona “saygı duymak zorundayım!” Başarırsa ne âlâ! Başaramazsa, “kendi bilir” ve hesap verir! Ne var ki, “sporun temel direklerinden olan” spor etiği devreye girdiğinde “yukarıdaki rezervim kalkar!” Ben “ahlâki değerler bakımından fire veren oyunculara,” hele hele “ödül verir gibi” milli formanın verilmesine karşıyım! “İşte bu noktada” Denizli’yi eleştirdim! Ve de “Son olarak Alpay’ın Beşiktaş maçında yaptığı olayları ve maç sonrası konuşmalarını” örnek olarak gösterdim! Denizli, itiraf edeyim ki beklemediğim şeklinde ve “son derece kesin bir ifade ile” şunları söyledi: “Maçtan sonra Alpay telefon etti ve benden yaptıkları için özür diledi. Kendisinin de başka oyuncuların da bilmesini isterim ki, bundan sonra bu şekilde hareket eden futbolculara ben teknik direktör kaldığım sürece milli formayı giydirmem!” Spor etiği açısından alkışlanacak bir açıklama! Temenni edelim ki, “milli formaya aday” futbolcular bu mesajı alırlar! Ya da, Mustafa Denizli “bu sözlerini unutmaz!” Sporda “spor ahlâkı,” en az “yarışmak ve kazanmak kadar önemlidir!” Bilen bilmeyene öğretsin! Ya misafirler? Antalya’daki seminerimize “konuk olarak gelen” konuşma yapan “3 kişi” çok enteresan ve çok önemli mesajlar verdiler! Konuşmalarında öylesine “derin” ve öylesine “ustalıklı” mesajlar ve eleştiriler vardı ki, sanki “gözlerimizin içine baka baka” şunu söylediler: “Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az!” İşte, “konuşmalarından benim alabildiğim” en önemli mesajlar! Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü: “Dostluk, barış ve kardeşlik gibi evrensel değerleriyle başlıbaşına bir olgu olan sporun, vizyon bulması en çok kitle iletişim araçlarıyla gerçekleşiyor. Teşkilat olarak yaşama geçirdiğimiz birçok yenilik, önemli olmasına rağmen güncelin önüne geçemediği için, medyada yeterli ilgiyi görmüyor. Değerli kulüp takımlarımız ile ilgili haberlerin hacimsel olarak büyüklüğüne bir şey demiyoruz. Bu bir arz talep sorunudur. Bizler Spor Bakanlığı olarak, yaptığımız ve yapacağımız faaliyetleri yazılı ve görsel medyaya beğendirmek için değişik metodlar uyguluyoruz. İster istemez için güncelliğini, önemine tercih ediyoruz. Hizmeti popüler yapmazsak medyada destek görmüyoruz!” Doç.Dr Attila Erdemli: “Spor gazeteciliği, merkezinde spor bulunan bir olaydır. Spor ise çok yönlü bir olaydır. Bir spor gazetesinin tam olabilmesi için, ilkin genel olarak sporda, sonra belki bir spor dalında uzmanca bilgiler yanında, geniş bir tarihsel donanımı bulunmak zorundadır. Ayrı deyişle, spor gazetesinin yoğun ve gelişen bir bilgi donanımı bulunmak zorunluluğu vardır. Bundan başka, o sporun gelişmelerini izleyebilecek imkanlara sahip olmalıdır. Bu da yetmez, bir spor gazetecisi bir kültür adamı olmak zorundadır. Çünkü spor, yalnızca spor karşılaşmalarıyla sınırlı değildir.” Katimerini Gazetesi spor yazarı, Yunanistan Spor Yazarları Derneği temsilcisi, İstanbul doğumlu Yannis Koukoulas: “Gerçeğin olmadığı yerde özgürlük olmaz. Yunanistan’da eski futbolcular antrenör olurlar, başka işler yaparlar, kendi işlerini yaparlar ama spor yazarı olamazlar. Bazı maçlarda onlardan yorum alınabilir ama o kadar. Temenni ediyorum ki, sizde yaşanan olay ileride bizde yaşanmaz.” “Avrupa Birliğine adım attığımız” 2000’li yıllarda “Spor medyamız için”, bizim dışımızda olan “Bu üç değişik insanın” bize gönderdiği bu mesajlara “üzülmemek mümkün mü?” Ama “üzülmek” yetmez; “ders almalı” ve bu derslerin gereklerini yapmalıyız! Yoksa? “Yoksa’sı yok”: yapmalıyız ve de yapmalıyız!” An’lar ve önemi! Hiç dikkat ettiniz mi? Fenerbahçe’nin “bu mevsimdeki 3 teknik adamının isimlerine?” Rıdvan... Zeman... Turan... Üçünün de adı “an” ile bitiyor!. Adeta “kafiyeli” Şimdi, “Fenerbahçe teknik direktörlüğüne göz dikenlerin içinde” adının sonunda “an” olmayan varsa; hiç heveslenmesin! Zira... Fenerbahçe su sezon “An’lık teknik direktörler arıyor!” Getiriyor; “futbol için, büyük kulüpler için” açık seçik “anlık” sayılabilecek bir süre sonunda da, “güle güle!” Hadi, “yerli ve yabancı An’lar” sıraya girin! Turan Hoca’nın da görevdeki süresi de “bir anlık görünüyor” Baksanıza, dün bir, bugün iki; eleştiriler, “gitti gidiyor, o geliyor, bu geliyor” iddiaları, spor sayfalarına aksetmeye başladı! “Fenerbahçe’de asıl sorunlardan biri buyken,” anlı - şanlı yazar çizerlerimiz hâl⠓4 - 3 - 3’lerle, 3 - 5 - 2’lerle uğraşıp duruyor!.” Sorun ortada! 1. An: Rıdvan! 2. An: Zeman! 3. An: Turan! İşte, bu yüzden Fenerbahçe’nin hali: 4. An: Duman!
Kapat
KAPAT