BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüya resimleri

Rüya resimleri

Hikâyeci Muhterem Yüceyılmaz’ın ilk romanı çıktı. Yazar, “Rüya Ressamı”nda Türk aydınının kimlik arayışlarını konu ediniyor.



Muhterem Yüceyılmaz’ın daha önce “Çeşmibülbül Mevsimi”, “Haliç Hikâyeleri” ve “Uzak Dur Körfezimden” isimli hikâye kitapları yayımlanmıştı. Yazar, şimdi de roman vadisinde ilk eserini verdi. Yüceyılmaz’ın uzun zamandan beri üstünde çalıştığı “Rüya Ressamı” okuyucuyla buluştu (Ötüken Neşriyat, 0 212 251 03 50). “Rüya Ressamı”nda Türk aydınının arayışları ve kendini sorgulayışı ele alınıyor. Muhterem Yüceyılmaz’la romanı üstüne konuştuk. “Rüya Ressamı” bir bakıma hikâyeden romana geçişinizi de simgeliyor. Hikâye ile roman arasında kendinizi hangi türe daha yakın hissediyorsunuz? YÜCEYILMAZ: Hikâye türü mizacıma çok uygun düşüyor. Kısa, dolaysız ve yoğun yazılar benimle beraber sürüp gidecek gibi. Öte yandan romana da ısındım. Bir defa, anlatım rahatlığı, kolaylığı var. Sayfa tahdidi yok ve ufkunuz alabildiğine açık. Bundan sonra roman ve hikâye, hep yarımda olacaklar. AŞK ROMANI “Rüya Ressamı” bir aşk romanı olarak farklı bir kurguya sahip. Kuru bir aşk anlatılmıyor romanda. Mehveş ve Bora bize Huzur’un Nuran ile Mümtaz’ını hatırlattı. Burada Doğu Batı değerleri arasında bocalayan aydınımızın arayışlarını mı anlatmak istediniz? YÜCEYILMAZ: Nuran’la Mümtaz evet, iki arada bir derede, epey bocaladılar, doğru. Fakat benim kahramanlarımın ‘doğuda mıyız batıda mı’ diye bir endişeleri zaten yok. Onlar Asya coğrafyasının çocukları olduklarını biliyorlar ve kendilerine aradıkları hareket ortamını buluyorlar. Mehveş ile Bora, Nuran’la Mümtaz kadar tedirgin değiller. Onlar, Tanpınar’ın bıraktığı yerden, hem doğulu hem batılı olduklarını kabullenip yola devam ediyorlar. Bir çok Türk romanı gibi “Rüya Ressamı” da dramla sona eriyor. Mutlu sonla da bitirebilirdi. Sizce toplumumuz acıyı fazla mı seviyor ki, sanatçılarımız genelde kahramanlarına çile çektiriyor? YÜCEYILMAZ: Hayır. Okuyucu dramla sonlanan romanları beklediği için değil fakat aşkın doğası gereği, sonuç öyle olmak zorundaydı. Aşkın matematiği de kimyası da ölümdür çünkü. Böyle bir sonlama bizim yerli edebiyatımızın mecazlar dünyasına da uygun düşüyor. Bütün dikkatlerin Avrupa Birliği’ne girişimize çevrildiği günümüzde Asya’ya, yani Türk dünyasına bakışımızı nasıl buluyorsunuz, nasıl olmalı? YÜCEYILMAZ: Hâlâ çok bulanık gözlerle bakmaktayız. Ellerimize tutuşturulan gözlükleri bir yana bırakıp kendi merceklerimize güvenmeliyiz. Biz 1453’ten beri Avrupalıyız. Bütün Türk dünyası sevmeyi bilen büyük bir ailedir. Birbirimizi ne kadar çabuk hatırlarsak o kadar kısalır ve hafifler yolculuğumuz. FİLM OLABİLİR Romanda zaman zaman araya “anlatıcı”, yani siz giriyorsunuz. Bizim edebiyatımızda özellikle Ahmet Mithat Efendi ile başlayan bu geleneği sürdürmekten kastınız neydi? YÜCEYILMAZ: Bunu sadece kendim için yaptım. Ahmet Mithat Efendi de aynı faydayı mı murad etmişti bilmiyorum ama romanın yazılışı esnasında, kendimi derleyip toparladığımı ve -sen orada değilsin buradasın, romanın dışındasın- diye kendime ihtar çektiğim bölümlerdir onlar. “Rüya Ressamı” sinematografik özellikler taşıyor. Çok güzel bir film çıkabilir sanırım romandan... YÜCEYILMAZ: Çok dikkat çekici bir gözlem bu. Eğer romanımı çoğaltacaksa, daha geniş kitlelere taşıyacaksa neden olmasın. Tutarlı ve faydacı bütün tekliflere açığım. Daha önceki sorumuzda ‘tezgâhta ne var?” sorumuza “Rüya Ressamı” demiştiniz. Şimdi ne yazıyorsunuz? YÜCEYILMAZ: Şu günlerde bir başka romanın ön hazırlığı içindeyim. Ama neyle karşılaşacağımı daha ben de bilmiyorum. Polisiye bir vak’adan yola çıktım. İsmi hazır: “Kadınlar Cehennemi”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT