BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İmralı’dan mektuplar

İmralı’dan mektuplar

Koalisyon Hükümeti, Öcalan zirvesinde, zemini boyamaya çalışırken, kendisini köşeye boyamıştır.



Koalisyon Hükümeti, Öcalan zirvesinde, zemini boyamaya çalışırken, kendisini köşeye boyamıştır. Bunu yabancı gözlemciler de söylüyorlar, bizim “asılmamalıcı” entel köşe yazarlarımız, hatta Öcalan’ın yandaşları söylüyorlar ve yazıyorlar. Hizbullah olayı, gündemi, geçici olarak değiştirmiş olsa bile, Öcalan sorunu ortadan kalkmayacaktır. KAŞ YAPARKEN... Murat Belge, Radikal gazetesinde, zirvedeki kararın, “Kaş yaparken göz çıkaran bir uzlaşma” olduğunu söylüyor ve “MHP’ye ve ‘varsayımsal’ (bu ne demekse) tabanının idam zevkinden yoksun kalmasının acısını gidermek üzere verilen tavizlerin (yani kızdırırsanız asarız ha, yolundaki tehditlerin) hukuku hukuk olmaktan çıkardığını” ekliyor. Belge, benim de söylediğim bir hususa dikkati çekiyor; Hükümet bu kararla, dolaylı da olsa, PKK’yı ve Öcalan’ı muhatap olarak almıştır! Başta sayın Başbakan, Öcalan’ın asılmaması taraftarı olanlar, plan bozulmasın diye Öcalan’a “dilini tutması ve ayağını denk alması” ihtarlarını çekiyorlar, zira artık “dirisi” tehlikeli olabilir. Ne var ki, bu iletişim çağında hele internet çağında, buna imkan var mı? Bölücülerin web sayfalarına, linklerine bakınız; Öcalan sussa veya susturulsa bile, yandaşları susmayacaklar ve Öcalan’ın, kendi iddialarına göre, “dünyanın her tarafından binlerce mektup aldığı” İmralı’da bir mağdur lider haline gelmekte olduğunu sezeceksiniz. İMRALI’DAN Abdullah Öcalan’ın Almanya’da yayınlanan Özgür Politika gazetesinin 20 Ocak tarihli sayısında yayınlanan İmralı’dan Mektubuna bakar ve eğer Öcalan’ın üslubunu, bundan evvel yıllarca yazdıkları ve söyledikleri ile bağlantılı olarak tahlil ederseniz, onun bölücülükten ve bu hareketin lideri olmaktan vazgeçmediğini görürsünüz. Zaten kendisi de “Benim geçmişteki hayatımın değerlendirilmesi lazım... O kadar şehidimiz var, büyük acılar çektik, korkunç emek verdik. Bunların tümüne karşılığı (?) vermemiz gerekir” diyor. Öcalan “Gözlerimin içine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız” havasında. “Çok büyük umut içinde yaşıyorum” diyor ve kendisini İsa’ya, Mani’ye, Avrupa’da inançları uğruna yakılan Bruno’ya, Hallacı Mansur’a, Nesimi’ye benzetiyor... “Ben kaybettim ama siz kazandınız..yaptıklarım eksilerden sıfıra getirmekti... 2000’li yıllar pozitif özgürleşmeye giden yıllar olabilir”... “Biz demokratik devrim yaptık, sıra demokratik kurtuluştadır... (Kürtlere hitaben) “çabalarımla size yaptığım en büyük iyilik Kürtler’e devlette yer açılmasıdır” diyor. Sanki Kürtler’e devlette hiç yer açılmamıştı! Bu mesajlarda hiç pişmanlık ifadesi yok... Aksine bir nevi meydan okuma var... Onun kast ettiği ve istediği devlet TC değil; “Ortak Kürt-Türk Demokratik Cumhuriyeti”dir! Evet, eğer şimdiki mesajlarını dikkatle okursanız, bunların geçmişteki söyledikleri ile çelişkili olmadığını, bir bütün teşkil ettiğini, Öcalan’ın, ancak strateji ve taktik değiştirdiğini görürsünüz. “Dışardayken dönüşerek geleceğim diyordum şimdi diyorum ki barış ve özgürlük kazandığında kendimi sizin aranızda bulacağım!” müjdesini veriyor Öcalan! Öcalan’ın konuşması engellenir ise bu umutlar ve emeller ortadan kalkmayacak. O sağ kaldıkça mesajları muhakkak yayılacak ve hatta efsanevi bir mahiyet alacak.. Şurası muhakkak ki iddia edildiği gibi “yaşayan mevta” olmayacak. Ama bence konuşması engellenmemelidir... Aksine konuşmaları ile kendi sonunu hazırlamasına imkan verilmelidir -tabii devlette bundan sonra, gereklerini yapmak iradesi oluşabilirse! YENİ KÜRT PARTİLERİ Şu sırada PKK dışında bazı Kürt partilerinin kurulması emareleri var. Bence maksatları gene aşağı yukarı aynı olan yani neticede şu veya bu şekilde bir Kürt devlet kimliğini hedefleyen bu partileri PKK’ya karşı kullanabiliriz demek de boş hayal. Özgür Politika’da Mahmut Bakşı (birkaç ay evvel TC devletinin üzerinden silindir gibi geçilmesini öneriyordu) bu gibi teşebbüsleri PKK’ya karşı oportünizm addediyor, diyor ki “bunlar -bu teşebbüsleri yapanlar- yıllar yılı aciz gösterip karanlık köşelere saklanmışlardı, yıldızların kendilerine ne kadar yakın olduğunu görememişlerdi. Şimdi bu gibi harikaların (herhalde Kürt devletinin) kendilerine ne kadar yakın olduğunun şaşkınlığını yaşıyorlar...yıllardır hep aynı çukura düşüyorlar. Onlara göre TC’ye direnen ne kadar parti varsa sonuçta yok olup gideceklerdir.. Onların yerini devlete koşulsuz bağlı olan kişi ve partiler alacak ki Devlet Kürt sorununu onlarla oturup çözecektir. Ne var ki hayat hep onları yalanlıyor. Hak verilmez alınır!” Bakşı burada, deneyimli devlet olan TC’nin bu “yaş tahtalara” veya Kürtler’in işbirlikçi asimile edilmiş Kürtler’e verdiği isimle “çaş”lara, güvenemeyeceğini söylüyor ve soruyor “Yoksa TC düne kadar adı anılması yasak olan Öcalan’ı ve PKK’yı neden bu kadar tartışıyor ki” ve devam ediyor: “PKK tarafından politize edilmiş milyonlarca Kürt var. Bunları kandırmanın, durdurmanın onları boş laflarla yanlarına çekmenin hiçbir olanağı yok!” SORUN BASİT DEĞİL Görüyorsunuz sorun, Öcalan’ın, İmralı’da ve başka bir yerde susturulması ile, hakkındaki hükmün infazının “leytelaale” kadar ertelenmesi ile, halının altına süpürülemeyecek kadar karmaşık ve vahim...serseri veya sabit mayınlarla dolu. Yarın başka bir boyutu ele alacağım. İÇ HABERLEŞME: Sevgili dostum Mim Kemal Öke, Cuma günkü yazısında benim Öcalan hakkındaki ısrarıma zarifane dokunmuş... Her gün Öcalan’ı yazmak yerine anılarımı yazmamı yani kendimi emekliye sevketmemi öneriyor.. Emeklilik de ölüm gibi. Allah’ın emri; bir gün yazamaz olacağım. Ama elim kalem tuttukça bilgisayarın tuşlarına basabildikçe, bu konudaki kanaatimi Türk devlet ve milletinin varoluşunu ilgilendirdiği için yazacağım. Bunun sebeplerini yeni çıkan Titrek Pusula kitabımda anlatmaya çalıştım. Bu kitabı Mim Kemal’e de gönderdim. Anılarıma gelince...merak etmesin, onları da yazıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT