BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Beklediğiniz bey geldi!”

“Beklediğiniz bey geldi!”

Öğlene kadar oturdu yaşlı doktor koltuğunda hiç kalkmadan.



Öğlene kadar oturdu yaşlı doktor koltuğunda hiç kalkmadan. Gözü hep saate takılı, neredeyse nefes alıp vermeye çekinir bir haldeydi. Güneş iyice yükselmişti dışarıda. Artık umudunu kestiği bir anda muayenehanenin zili çaldı. Füsun en erken hastanın saat ikide olduğunu söylediğine göre gelen kişi her kimse randevulu biri değildi. Yüreği sanki göğüs kafesini yırtıp fırlayacak ve atmasına dışarıda devam edecek gibiydi. Terlediğini hissetti. Anlaşılmayan bir ses duydu. Nefes bile almaya çekinir bir vaziyette bekliyordu. Sonunda odasının kapısı tıkladı. Heyecanla bağırdı: - Gel füsun... Sekreter kızın başı gözüktü kapı aralığından: - Beklediğiniz bey geldi efendim. Recep bey, görüşmek istiyor.... Bir iki saniye konuşamadı heyecandan. Sonra başını sallayabildi ancak. Boğuk bir sesle mırıldandı: - Gelsin, al içeri. Bizi rahatsız etme bir süre... Sekreter kız yan tarafa çekildi. Ortadan uzun boylu, kara kaşlı, kara gözlü bir adam belirdi kapının önünde. Bu, bir gün önce Doğan beyin Levent’teki evinin önünde dolanıp duran kişiydi. Gaga bir burnu vardı. Yüz hatları son derece sert, bakışları donuktu. Kötü bir elektrik yayıyordu çevresine. Küstah bir tavırla sırıttı: - Merhaba doktor, beni tanıdın mı? Doğan bey yan gözle merakla ve şaşkın bir şekilde bakınan sekreterine göz attı, kibarca eğdi başını: - Tanıdım, buyur geç otur bakalım. Füsun hanım hemen kapıyı kapatıp dışarı çıkmıştı. Doktor yerine oturdu. Adamın uzattığı eli sıkmamıştı. Sakin olmaya çalışıyor, içinden soğukkanlı olabilmek için sürekli kendi kendine telkin ediyordu. - Ne istiyorsun Recep? Adam pis pis güldü. Etrafına bakındı cevap vermeden önce. Duvardaki tabloda takılı kaldı gözleri. Fransız ressamlarından Monet’in bir röprodüksiyonuydu asılı olan. - Bu ne doktor, böyle resimlerden anlamayız biz. Sen sosyetesin... Biz ise zavallı biri... Doğan bey sinirlenmeye başlamıştı. Tekrarladı: - Ne istediğini sormuştum sana! - Bilirsin doktor. Hayat pahalı. Epeydir sıkıntı içindeyiz. Kezban zaten hastalıklı bir kadın. Başıma dert. Düşündük taşındık, aklımıza geldi, sen belki yardım edersin bize... Ne dersin? Doktor arkasına yaslandı. Gözlerini kısmış, karşısındaki adam bakıyordu dikkatle: - Bana şantaj yapıyorsun değil mi? - Yok öyle bir şey... Hani ufak bir yardım demiştim... Doğan Serdaroğlu acı bir şekilde gülümsedi: -Ya vermezsem?.. Adam siyah, gür kaşlarını kaldırdı. Küçük, keskin bakışlı gözleri açılmıştı: - Yooo, verirsin doktor, neden vermeyeceksin ki? Oğlun da büyümüş maşallah! Hâlâ bilmiyor değil mi? Her şey bir anda açıklanıvermişti bu sözler üzerine. Resmen şantaj yapılıyordu. Ok gibi fırladı koltuğundan Doğan bey. Cüssesinden beklenmeyen bir çeviklikle adamın karşısına geçmişti bile: - Bana bak! Seni mahvederim, benim kim olduğumu sanıyorsun sen! Senin gibilere pabuç bırakmam, yasal haklarım var benim. Hiçbir şey yapamazsın, defol şimdi buradan... Recep ayağa kalktı. Dudaklarındaki müstehzi tebessüm alaycı bir ifade veriyordu yüzüne: - Ben bir şey yaparım demedim doktor, vermezsen sen bilirsin... Kapıya doğru yürüdü, birden durakladı, aklına gelmiş gibi döndü: - Haaa, senin oğlanı bir göreyim gitmeden, anası selam söyledi... Üstümde kalmasın! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT