BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Derviş kaşıkları

Derviş kaşıkları

Bayıldığım bir hikaye vardır benim. Sevgiyive paylaşmayı mükemmel bir ifadeyle anlatır. “Diğerlerine yardım edip, onlara kazandırırsan kazanabileceğin” gerçeğinin ve güzelliğinin işlendiği büyük bir iş seminerinde, iki grup seminerinde ve bir de kasette dinlemiştim aynı güzelliği.



Bayıldığım bir hikaye vardır benim. Sevgiyive paylaşmayı mükemmel bir ifadeyle anlatır. “Diğerlerine yardım edip, onlara kazandırırsan kazanabileceğin” gerçeğinin ve güzelliğinin işlendiği büyük bir iş seminerinde, iki grup seminerinde ve bir de kasette dinlemiştim aynı güzelliği. Her defasında da kalbim heyecanla çarpmıştı. Aynı hikayeyi, sanki bugüne kadar neden yayınlamamış olduğumu yüzüme vurur gibi, Manisa-Alaşehir’li kardeşimiz Barbaros Altıoğlu tarafından gönderilince hem üzüldüm, hem de aklıma getirdiği için çok sevindim. Hepimiz adına sevgili Barbaros’a teşekkür ediyor, ve bu güzel örneği yayınlıyorum: § Bir gün sormuşlar erenlerden birine; “Sevginin sözünü edenlerle, sevgiyi yaşayanlar arasında fark var, dediniz. Bu fark nedir?” “Bekleyin, demiş. Göstereyim.” Önce, sevgiyi dilinden gönlüne indirememiş olanları davet etmiş yemeğe. Herkes yerine oturduğunda mis gibi kokan sıcak çorbalar gelmiş. Ardından da “derviş kaşıkları” denilen birer metre boyundaki kaşıklar... § Ev sahibi, bu uzun saplı kaşıkları dağıtırken de; “Sadece, diye şart koşmuş... Bu kaşıkların uçlarından tutmanıza izin var!..” Kabul eden almış kaşığı ve çorbayı içmeye davranmış... Fakat o ne? Kaşıkların sapı çok uzun geldiğinden her teşebbüs boşa gidiyor, bir türlü ağızlarına ulaştıramıyor ve sıcak çorbaları üstlerine başlarına döküp saçıyorlarmış. § Sonunda bakmışlar ki olmuyor, beceremiyorlar; aç açına kalkıp gitmişler sofradan. “Erenleer, yarenler, demiş koca çınar... Çağırın şimdi de soframıza şunlarıı ve şunları...” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ışığı dolu, mütebessim insanlar gelip oturmuşlar sofraya. Ev sahibinin; “Hadi buyurun, afiyet olsun” deyişini bekledikten sonra; “Bismillah...” Diyerek, her biri uçlarından tuttukları uzun kaşıkları kendi önlerindeki çorbaya daldırıp, içmesi için karşısındaki kardeşinin ağzına uzatmış... Böylece her biri bir diğerini doyurduğu için, biraz sonra şükrederek kalkmışlar sofradan. § Tebessüm ederek; “İşte, gördünüz, demiş, gönül ehli bilge kişi. Kim ki şu hayat sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnız kendini doyurmayı düşünürse, o aç kalacaktır... Ve kim kardeşini de görür, düşünür ve doyurursa, o dahi bir diğer kardeşi tarafından doyurulacaktır... Şu hayat bir ibretlik pazardır, canlar... Alan değil, daima, verenler kazançtadır!..” Kum şiirinden... Ümit Yaşar Sen kum nedir bilmezsin Deniz görmedin ki. Yum gözlerini zamanı düşün, Deniz bir gözünde Kum bir gözündedir. Sen taş nedir bilmezsin Dağa çıkmadın ki. Yürü ufuklara doğru, Dağ bir ayağında Taş bir ayağındadır. Sen kül nedir bilmezsin Ateş yakmadın ki. Uzat ellerini gökyüzüne, Ateş bir elinde Kül bir elindedir. Sen kan nedir bilmezsin Ölmedin, öldürmedin ki. Yat toprağa boylu boyunca, Ölüm bir yanında Kan bir yanındadır. Sen aşk nedir bilmezsin Beni sevmedin ki. Ağla, ağlayabildiğin kadar, Bütün güzellikler sende Aşk, bendedir. Gön: Şeyda Dua Ya Rab! Şu günahkâr asi kulunu, Gazabından rahmetine sen ilet. Mul’unun attığı diken dalını, Hikmetinle Kadrin ile sen gül et. İlahi! Sen işit benim âhımı, Hilmin ile kapat şu günahımı. Kıyamet gününde yüz siyahımı Muhammed’in nuru ile sen ak et. Kulların muhtaçtır sana her zaman, Bizi boş çevirme ya Rabbi aman! Gönülde kalmışsa bir damla imân, Rahmetinle coşup taşan bir sel et. Gönderen: Aynur Alptekin POSTA KUTUSU Belki dündü bugün... Belki yarın Artık benim de mutlu olabilmem için çok önemli bir sebep var: Çünkü benim; 1. sınıftayken Muammer abisini “transit” geçen... 2. sınıfta ise sadece Çekirge Çetin’i okuyan... 3. sınıfta ise bu adam ne yazıyormuş diye merak edip, nefsini 4. sınıfta kemale erdirerek; artık, bu adam haftaya ne yazacak? Hafta dedikleri keşke bir kaç gün olan bir zaman birimi olsa, diye içini yiyen, kafasını duvarlara vurası gelen, bu adam niye yazmadı diye Fener’li olası gelen (!)... Vuslat zamanıysa kuşlar gibi özgür olduğunu hisseden... O yazıları kimse okumasa diye çıldıran... Sevdiği yazarı kimseyle paylaşamayan... § Farkedilmese de ben de ağlarım bazen. Yalnızlık beni de sıkar ara sıra... Deniz kenarlarında tefekkür etmek benim de hoşuma gider. Defter hatırlanınca... Dolayısıyla hatırlanan bazı sayfalar üzer beni de! Velhasıl; Anlayana, bir laf yetişir. Uğur Erdoğan Çok hoşuma gitti; Mevlâna Hazretleri, Sevgili Peygamberimizin sallallahüaleyhivesellem üstün vasıflarıyla alakalı olarak diyorlar ki: “Nebiler Sultanı’nın sallallahüaleyhivesellem vasıflarının şerhini (açıklamasını) eğer ben devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez...” (Mustafa Necati Bursalı-Köprü Dergisi-40.sayı) “Hayat dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek, var olmanın en büyük mutluluğudur.” Sydney Smith
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT