BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Oktay benim oğlum değil”

“Oktay benim oğlum değil”

Taş gibi kalmıştı olduğu yerde yaşlı doktor. Recep suratında aynı küstah sırıtışla çıktı dışarıya. Füsun’un şaşkın bakışları arasında sokak kapısına doğru yürüdü. Bir kez daha dönüp doktora baktı.



Taş gibi kalmıştı olduğu yerde yaşlı doktor. Recep suratında aynı küstah sırıtışla çıktı dışarıya. Füsun’un şaşkın bakışları arasında sokak kapısına doğru yürüdü. Bir kez daha dönüp doktora baktı. Seslendi: - Beni bulmak istersen telefon numaramı bırakayım. Cebinden bir kart çıkardı, sekreterin masasına fırlattı. Ceketini omzuna asarak çıkıp gitti. Genç sekreter hayretle dönüp doktora baktı. Sonra masanın üzerine fırlatılan kartviziti alıp yan gözle okudu: Akasya Oteli-Sirkeci. Çekinerek uzattı kartviziti. Hiçbir şey sormadı. Doktor kapının ağzında duruyor, yıkılmış, omuzları çökmüş bir halde pervaza dayanmış sık nefesler alıp veriyordu. Füsun koştu hemen: - İyi misiniz? - İyiyim kızım, merak etme, geçer şimdi. Sinirlendim biraz... Dayanamadı genç kız: - Kimdi o doktor bey? Ne istiyor sizden? Doğan bey gözlerini kaldırdı, boş bakışlarla süzdü sekreterini. Neden sonra dudakları kıpırdadı, güçlükle anlaşılıyordu söyledikleri. Sesi ağlamaklı ve çaresizdi: - Mutluluğumu bozmak isteyen biri o... Oğlumu benden almak istiyor... Füsun irkildi. Bir anlam verememişti söylenenler. Kekeledi: - Ama... Ama nasıl olur doktor bey...Oktay! Doktor hayatının en büyük ama en acı gerçeğini itiraf ederken acınacak bir haldeydi. Mırıldandı koltuklardan birine çökerken: - Oktay bizim oğlumuz değil Füsun... Biz onu bebekken aldık... Annesi Hakkari’de...Hasta... Çok uzun hikaye ve bunu Oktay bilmiyor. O her şey normal ve bizim oğlumuz olduğunu sanıyor. Genç kız gözlerini kıstı: - Anlaşıldı, bu adam da geldi, sizi gerçeği Oktay’a söylemekle tehdit ediyor değil mi?... - Evet kızım, aynen öyle... Mutluluğumu, hayatımı elimden almaya kalkıyor. Oktay bizim her şeyimiz. Canımız, ciğerimiz. Biz o olmadan yaşayamayız... Oysa böyle bir gerçeği öğrenirse bizi terk eder... Ben oğlumu tanırım. Haksız da değil... Füsun eliyle ağzını kapattı: - Ama bu korkunç bir şey!.. Ağlamak üzereydi Doğan bey... Füsun onun hasta falan bakacak hali olmadığını anlamıştı. Hemen masasının başına geçip öğleden sonraki hastaları aradı ve randevuları iptal etti. Sonra masasını topladı ve ceketini alarak doktorun yanına geldi: - Lütfen doktor bey, kalkın haydi, sizi evinize götüreceğim. Burada kalamazsınız. Sanıyorum dinlenmeye ihtiyacınız var. Bir çocuk gibi boyun eğdi Doğan Serdaroğlu. Füsun kapıyı kilitledi dışarı çıktıktan sonra. Birlikte indiler merdivenlerden. Beş senedir gayet iyi tanımıştı Doğan beyi. Onlar da bu sevimli yardımcıyı karı koca çok sevmişler, bağırlarına basmışlardı. Oktay’ın Füsun ablasıydı genç sekreter. Bir taksiye işaret etti genç kız. Hemen adresi verdi. Yol boyunca konuşmadılar. Doktorun arabası muayenehanenin önünde kalmıştı. Evin tam önünde durdu taksi. Zaten pencerede Recep’i görebilmek umuduyla hiç kalkmadan bekleyen Perihan hanım, taksiden inen Füsun ve kocasını görünce fevkalade bir şeyler olduğunu anlamış, telaşla koşmuştu kapıya. - Ne oldu Füsun kızım, ne var? - Yok bir şey Perihan hanım... Meraklanmayın... Hep birlikte içeri girdiler... Füsun ayaküstü hadiseyi anlattı yaşlı kadına. O ise bir yandan yan gözle kocasını izliyor, bir yandan da sekreter kızın anlattıklarını dinliyordu. Sonunda bir sessizlik oldu odanın içinde. Nihayet Doğan beyin sesi duyuldu: - Füsun, sen bizim kızımızsın, bu ailenin içindesin artık. Bu öyle uzun bir hikaye ki... Dinlemek ister misin? Genç kız başını salladı. Koltuğuna yerleşti. Doğan bey usul usul anlatmaya başladı. Sadece onun sesi duyuluyordu odada... DEVAMI YARIN
Kapat
KAPAT