BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz yorgan

Beyaz yorgan

Ne kadar da sıkılmıştık, ne azaplar altındaydık. Nerede ise kendi kendimize veya yüksek sesle şöyle soracaktık?



Ne kadar da sıkılmıştık, ne azaplar altındaydık. Nerede ise kendi kendimize veya yüksek sesle şöyle soracaktık? -Hani 2000 daha güzel olacaktı? İkibine dair, bu yeni takvim zamanı için ne ümid dolu sözler edildi. Sanki hayata yeniden doğacaktık. Bütün sıkıntılar birden bitecek, kimsede dert kalmayacak, herkes ihtiyacını karşılamış olacaktı. Ne borçlar vardı, ne dertler ne tasalar. Günlerimiz, bahar içinde açan bir bayram güzelliğinde olacaktı. Olmadı. 31 Aralık 1999 olanca yükünü 1 Ocak 2000’e temlik etti.. O kadar ki... Ağzımızdan yel alsın ama... 2000 daha bir beter oldu. Terör olanca vahşeti ile karşımıza dikildi. Yurdun dört bir yanından kan sızıyor, insanlar ağlıyordu. Bir şiddet hareketi durmuş diğerleri başlamıştı. Buna rağmen yine de o soruyu sormak istemiyorduk. Hâlâ ümidleri içindeydik. Çünkü hâlâ terör bitecek, insanlar yok yere ölmeyecek, mark dizginlenecek, dolar durdurulacak te-le’ye para haysiyeti kazandırılacak diye bekliyoruz. Onun için dişimizi sıktık, aceleci olmak istemedik ve “hani 2000 daha güzel olacaktı?” diye sormadık. Biz onu sormasak da ne kadar istenmedik olay varsa üstümüze gelmeye devam ediyordu. Ne kötü imiş “geri kalmış ülke” olmak. Geri kalmış ülke, ileri gitmiş ülkenin idman sahası adeta. İşte bunalımın doruğunda iken..kimseye de yeni bin yıl, yeni yüz yıl diye şenlendirilen vakte dair bir şey demezken kar imdadımıza yetişti. Kabul olmuş dualar, sanki ak bir renge bürünmüş olarak her biri bir melek kanadında yer yüzüne iniyordu. Rahmet göğün engin derinliklerinden süzülerek lapa lapa yağıyordu. Çadırdaki eziyet çekti, fakat kara sevindi. Yoksulu biraz daha sancılandı fakat kara sevindi. Simitçi çocuk hüzünlendi yine sevindi. Çeçenistan’ın yiğit evladları bile sevindi... Kar ruhumuzu yıkadı. Beyazlığı ile dünyamızı aklaştırdı, ledünnî ufuklar açtı. Ağaçlar, meyveden yıkılırcasına kara tutundu, onu dallarında ağırladı. Mezar taşları kardan taçlar taktılar. Kar bahçelere, ovalar, yollara düştü. İnsanoğlu onunla bir kere daha lekesizliği tanıdı. Kar bunalan, dile getirilmedik sıkıntılardan çaresizleşen toplumu ferahlandırdı. Her kar tanesi daha güzel günler için bir müjde gibi. Kar da temiz, kar suyu da. Kar ve kar suyu inşallah üstümüze çullanan kötülükleri alıp götürecek. Ümid ederiz ki bereket gelecek, haksızlıklar son bulacak. O yüzden birbirini tanımayan insanlar, karşılıklı kar topu atıyorlar. Karlı hava güzel olur, yumuşaktır, derin düşüncelere maya çalar. Son zamanlarda -ozon tabakası delindiğinden midir, her nedense- kara hasret kalmıştık. Meselâ İstanbullu şöyle bir düşünsün karsız geçen kışlarını. Kış dediğiniz karla anlamlıdır. Çocukluk da öyle. Pencereden karın yağışını seyretmemiş, annesinden kar topu yapmasını istememiş, arkadaşına kar gülleleri savurmamış çocuk, hayata zaten fakir başlar. Kar topu bilgisayarı dengeleyen ağırlıktır. Karlı günleri, geceleri uzun olan iklimlerin insanları tefekkürün zevkine varırlar. Kardan, kıştan donarcasına kaçıp da evin ılık havasına kavuşan insan, şükreden insandır. Kar insana şükretmeyi de öğretir. Bu yıl kardelenler çoğalacak. Barajlar su dolacak. Ekinler daha bir gür, ağaçlar yıkılırcasına meyveli olacak. Biz çaresizdik, biz yine birbirimize düşmüştük... İlahî imdat yetişti. Kar bize dedi ki: -Siz de benim gibi olun, bütün kötülükleri örtün. Siz hiç annenizin-babanızın mezar toprağını beyaz bir yorgana benzettiniz mi? Ne olur, kar yağarken bir mezarlığa uğrayın. Bakın, yeraltı insanları, nasıl da üstlerine beyaz yorganları çekmiş uyumaktalar. Mühim olan... Sıcak odalarda yün yorganlar, kalın battaniyeler altında üşümemek değil. Toprakta, beyaz yorganlar altında üşümeyenler mes’elelerini halletmişlerdir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT