BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Finans Topluluğu

Finans Topluluğu

Mehmet Latif Çiçek Finans Topluluğu’nun etkinliğini haber etmeseydi bu sektörün arka plânını geç öğrenecektim.



Mehmet Latif Çiçek Finans Topluluğu’nun etkinliğini haber etmeseydi bu sektörün arka plânını geç öğrenecektim. Böyle bir sivil toplum kuruluşu var artık. Hem de iki yaşında. Liderliğini ise Prof. Dr. Özdemir Akmut yapıyor. Sheraton’daki yemekli panelde seçkin 100 kadar konuk vardı. Çoğu da mesleğinde önemli ve isim yapmış ya politikacı, ya bürokrat, ya akademisyen, ya da özel sektör yahut sivil toplum kuruluşu temsilcisi. Amacına gelince; finans mesleğinin gelişmesini, tanıtılmasını, ilkelerinin belirlenmesini, bilimsel araştırmalar yapılmasını bir çerçeveye oturtmuş, Finans Topluluğu. Aynı isimle bir de yayın organları var bilimsel ağırlıklı, aktüaliteyi de içine alan. Bankacılığı gündeme taşımışlar. Hazine müsteşar yardımcısı Osman Tunaboylu, Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Aydın Esen, İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince ASO Başkanı Zafer Çağlayan, Prof. Seza Reisoğlu ve Üzeyir Garih görüş belirtmişler hayata geçebilecek şekilde. KAMUOYUNUN BİLİNÇLENMESİ Çok sesliliğe önem veriliyor ne kadar sosyal demokrat çizgiyi örtmeye çalışsalar da. Global Kriz Karşısında Türkiye Ekonomisi’ni Zekeriya Yıldırım (CHP), Ali Coşkun (FP), Ufuk Söylemez (DYP), Gökhan Çapoğlu (DDP) Prof. Metin Heper ve Prof. Orhan Morgil anlatıyor Finans Topluluğu’na. Erzurum’a kadar uzanmışlar. Doğu Anadolu Bölgesi’nin gelişmesinde finansal sektörün rolünü irdelemişler. Maliye Bakanı Sümer Oral da çoğu etkinliğin ya takipçisi, ya konuğu, ya tartışmacısı. Finans Derneği üniversite, bürokrasi ve iş çevrelerinin desteği ile kamuoyu oluşturuyor sektörle ilgili ve bilinçlendiriyor. Daha da önemlisi düşünülen yasal düzenlemeleri tasarı aşamasında ele alıp, olanı değil, gerekeni arayan ve olması gereken bir kamuoyu için endişe izhar ediyor. Çırpınıyor. Baktım batı standardını yakalamışız artık sivil örgütlenmede. Kolaycılığı yenmişiz üç-beş ideolojik ve hamaset yanlısı amacı dışında herşeyle ilgilenen, adı iri kendisi ve itibarı görünmeyen örgütlenmeler dışında. YAP-İŞLET-DEVRET Mİ? Sheraton’da konu yine ekonomi. Anavatan’dan CHP’ye geçen Ali Tigrel yönetiyor. Hani o hayatı felç eden kar yağışının etkili olduğu gün var ya işte o gün. İlhan Kesici yüksek ateşle yatıyor İstanbul’da, gelemiyor. Prof. Mümtaz Soysal ise “özelleştirme” adını duyunca sadece hafakanlar basmıyor, ateşi yükseliyor, Kesici’ye inat. Başladı hoca konuşmaya, herkes pür dikkat; özetle bakın neler dedi zehir zemberek: -İradecilikle toplum değişirse sağlıklı olur. Yasayla falan değil. İşte özelleştirme böyle. KİT’ler düzeltilemez, onarılamaz mı? Böyle çabalar olmalıydı önce. Özelleştireceğiz diye Deniz Nakliyat’taki gibi gemileri çürümeye terkedemezsiniz. Ederseniz yok fiyatına satar, zarar edersiniz. Nitekim öyle oldu. Mümtaz Hoca tam bir devletçi, ancak anlattıkları makul şeyler. -Sektör bankacılığını terk etmeli miydik? Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün karma ekonomi uygulamasında hatıraları olan Etibank ve Sümerbank’ın geldiği nokta hoş mu? Yeniden devlet denetimine girdi Sümerbank. Başa dönüldü. Keban’ı yapan mühendislerin yazdığı kitapta belki barajın % 10-15 pahalı olduğu, ancak böyle bir kamusal tecrübenin ve sağlamlığın şart olduğunu anlatıyor. Çok doğru. Yap-İşlet-Devlet Modeli’nde devredeceği süresi kadar sağlam yapma ihtimali yok değil. Terbiye eksikliği görülebilir. Yatırımlarla bir bardak iki olmuyor, bardak el değiştiriyor. Özelleştirme gelir bulmak için yapılıyor. Yanlış yapılıyor. Çünkü devlet kurumları çok hırpalanıyor. Şeffaflık değil, karanlık noktalar akıla geliyor. Bunu televizyon canlı yayınlarıyla yapılan ihalelerde bile gördük, kamu düzeni yara aldı. KÜBA NİRE ANKARA NİRE Bunlar olurken homurdanmalar da yok değil. Özelleştirme yapmayan iki ülke kaldı dünyada diyor birisi. Küba ve Türkiye. Kıs kıs gülünüyor. Ali Tigrel toparlıyor. Özelleştirme’nin 12-13 yıldır gündemde olduğunu, ancak başarı elde edilemediğini hatırlatarak, hatalardan ve tarihten ders alınması gereği üzerinde duruyor. İlhan Kesici’nin eksikliği gerçekten belli. DPT eski Müsteşar Yardımcısı Faik Öztrak hükümetin IMF’ye verilen üç yıllık niyet mektubundan, onaylanmasından; büyümeyi, enflâsyonu küçültmeye hatta tek rakamlara indirmeyi, hayat standardını ise yükseltme hedefinde bahsediyor ama bir ses eksik olunca (ritm) bozuluyor. Gerilim olmayınca, tartışma gelmeyince peşinden kalıcı az şey belirginleşiyor hafızada. Prof. Korkut Boratay da uygulanan ekonomik politikaya yüklendi, koalisyon hükümetini eleştirdi. Özelleştirme tamamlanınca devletin gelir getirici bulmakta zorlanacağını söyledi. DÜĞÜMÜ ÇANKAYA ÇÖZECEK Eski bakanlardan Halil Şıvgın ile birlikte oturuyoruz. Özelleştirme Türkiye gündemine gelirken Özal’ın kurmaylarından. Neden özelleştirme yapılmalıyı izah ederken ister istemez Ecevit Hükümeti’ni savunur konuma geldi. Hemen sordum: Hükümet devam eder mi sayın bakan? -Herşey cumhurbaşkanlığı seçimine endekslendi. Zaten iktidar iki sene devam ederse, sorunlar çözümlenmeye başlar. Dolayısıyla başarılı bir hükümet için de bu şart. Fakat cumhurbaşkanlığı seçimi tarafları düşündürüyor. -Kurucusu olduğunuz, halen liderliğini Mesut Yılmaz’ın yaptığı partinizi nasıl görüyorsunuz? -İlk fırsatta CHP o boşluğu dolduracak. Nitekim Ali Tigrel de CHP’ye girdi. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar gel-gitler olacak. Dışarda yağmur başladı. Karlar da erimeye. Soğuk değil ama, sıcak hiç değil. Bir müddet Finans Topluluğu’nun ve konuklarının sıcaklığı yetecek. Ya sonra? Uçar’ın uçacağı zaman dilimi 1960 ve 1970’li yılların iki vaizi vardı ki, taşradan İstanbul’a onların vaazlarını dinlemeye gelirlerdi. Özellikle cumalarda yer bulmak namümkündü. Biri Ali Rıza Demircan, ötekisi de Tarık Timurtaş Uçar. Kitapları, kasetleri olmayan ev yok gibiydi. Bir neslin yetişmesinde önemli katkıları oldu, sohbetleriyle, aktardıklarıyla. Geçenlerde Timurtaş Hoca 56 yaşında kalbine yenik düştü. Vefatından önceki son 24 saatini eşi Mevlide Uçar şöyle anlatıyor: “-Koşar adımlarla dünyaya geldi, koşar adımlarla gitti. O akşam çok misafir vardı. Adeta gideceğini hisseder gibi arzu ettiği dostlarını çağırmıştı. Konuklar gittikten sonra kızımız Esra’ya (Biliyor musun, bazı insanlar Efendimizi çok rahat görüyorlarmış. Ben de öyle özledim. Acaba ne yapsam) dedi. Bir şeyin var mı diye sordum. Göğsünü göstererek (Şurada sanki ilaç içersin, bir şey kalır ya, öyle bir şey var) dedi. Ben de Avrupa’da yoğun koşuşmasını, 36 günde 36 konferansın yorgunluğunu hatırlattım. Sakin ve telaşsızdı. Tövbe ve istiğfar etmeye başladı yüksek sesle. Ayetler okudu. (Hacı galiba buraya kadar. Vakit tamam) dedi. Oğlu Tarık’ı yanına çağırdı ağırlaşınca. Sonra da kaldırıldığı Haseki’de vefat etti.” Mekanı Cennet olsun. Cenaze namazı da vaazları gibi kalabalıktı. Hep hayır dua aldı. Beş soydaş idama mahkum: Suçu Türk olmak İnsan Hakları’ndan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik bilmem haberiniz var mı? Sayın Dışişleri Bakanımız İsmail Cem duydunuz mu? Sonra İnsan Hakları amaçlı sivil toplum kuruluşları henüz tepkiniz görülmedi. Haberi Paris Radyosu’ndan duydum bana gelince. Bakın Paris radyosu ne diyor haberinde: “-Çin’in Sincan Eyaleti’nde çoğunluğu Türkçe konuşan Müslüman topluma karşı baskılar sürüyor. Geçen hafta bölgede 5 Uygurlu (Türk) Müslüman bölücülük yaptığı iddiasıyla idam cezasına çarptırıldı. Dolayısıyla Sincan’da durum çok gergin. Muhabirimiz çoğunluğu Türkçe konuşan 10 milyon Uygur (Türk) Müslüman’ın yaşadığı Sincan’da Çin yöneticileri sıkı rejim politikası uygulamayı sürdürüyor. Pekin yönetimi Sincan’a Ortaasya Türk ve Müslüman ülkeleriyle Çin arasında tampon bölge olmasından özel önem veriyor. Sadece Müslüman Uygurlar’a değil, Hıristiyanlar’a da baskı uygulanıyor. ABD’deki Hıristiyanlar’ı Koruma Derneği bir Çin Kilisesi’nde 5 Hıristiyan’ın polis tarafından gözetim altına alındığını açıkladı. Onlarla ilgili iddia da aynı.” Tek kelime yorum katmıyorum. Ancak birilerinin içinin (cız) etmesi veya yüzlerinin kızarması gerek. Sorumluluğu nispetinde duyarlılık beklemek bittabi hakkımız insanlık adına, insan hakları ihlalleri adına. Öyle değil mi?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT