BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Umutlar çiçek açtığında

Umutlar çiçek açtığında

2000’li yıllara girdiğimiz yakın zamanda Türkiye’de birşeylerin iyiye gittiği yolunda kanaatler yaygınlaşınca, en kötümser olanların bile yüreklerinde umutlar çiçek açmağa başlamıştı.



2000’li yıllara girdiğimiz yakın zamanda Türkiye’de birşeylerin iyiye gittiği yolunda kanaatler yaygınlaşınca, en kötümser olanların bile yüreklerinde umutlar çiçek açmağa başlamıştı. Hükümet istikrarlı. İyi de, iklim istikrarlı değil. Buz gibi bir rüzgar esti, öylesine bir ayaz oluştu ki, açmasından büyük bir sevinç duyduğumuz umut çiçekleri kavruldu gitti. Ortalığı kaplayan çürümüş ceset kokularının yüreklerimize sinmesiyle bastırmaya çalıştığımız korkuları, endişeleri, güvensizlikleri ve isyanları apar topar gün yüzüne çıkardı. Türkiye’de hep bir şeyler adına şer, fesat ve zulüm kum gibi kaynıyor. Yanımızdaki evden, bastığımız topraktan, görüştüğümüz insanlardan, hatta devlet içinde görevli olanlardan bile emin değiliz.. O ev ya karargah ise, o toprak ya ceset kaynıyorsa, o insan ya teröristse, o görevli ya casussa?.. Bu şüpheler bizi nereye götürür? Paranoyaya. Buna bir de deprem korkusunu ekleyin. Toplum olarak ruhen ne halde olduğumuzu anlarsınız. Şimdi herkes, kendi dışındakilerde sorumluluk arıyor. Herkes, başta devlet olmak üzere kendi dışındakileri suçluyor. Oysa ne diyor Dostovesky (bir kere daha hatırlayalım): “Herkes, her şeyden sorumludur.” Türkiye’nin sorunlarını masaya yatıralım, evet! Nerde yanlış yaptık? Araştıralım. Objektif bir tavır ve tutumla sebepleri tespit edelim. Pekala! Ama önce topyekun bir özeleştiri mekanizmasını işletelim. Aydınlar olarak, siyasiler olarak, medya olarak, adalet mensupları olarak, öğretmenler olarak, sermaye sahipleri olarak, bürokratlar olarak her birimizin ihmalleri ve hataları nedir? Güzel ülkemizin mübarek topraklarında sevgi, barış ve kardeşlik yerine kin, nefret, vahşet ve ayrımcılık tohumlarının yeşerip boy atmasında sorumluluk payımız yok mudur? Düşünelim. Adaleti, hakça bölüşmeyi gerçekleştirdik mi? Yurdun en ücra köşelerine sağlıklı bir eğitim götürüp kafaları ve vicdanları aydınlatabildik mi? Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayabildik mi? Birbirimizi sevmeyi ve anlamayı becerebildik mi? “Bizdendir”, “onlardandır” ayrımcılıklarını bırakabildik mi? Aydınlık bir Türkiye, sağlıklı bir toplum isteyen vicdan sahibi herkes bu tür soruları kendi kendine sormalıdır. Cevabı kendinde kalsın, peki! Ama gereğini yapmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT