BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sarkozy, saçmalıyor saçmaladıkça batıyor

Sarkozy, saçmalıyor saçmaladıkça batıyor

Avrupa Demir-Çelik Birliğiyle temelleri atılan Avrupa Birliği, başta bir Fransa-Almanya ekonomik ittifakı idi. Bundan güç alan Fransa Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin karşısında diretip duruyor



Avrupa Demir-Çelik Birliğiyle temelleri atılan Avrupa Birliği, başta bir Fransa-Almanya ekonomik ittifakı idi. Bundan güç alan Fransa Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin karşısında diretip duruyor Fransa Cumhurbaşkanı Nicolay Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel Avrupa Birliği’nin kökeni ve sebebi, Almanya’nın Fransa’ya musallat olmasını önlemektir. Bu kadar basittir. 1870-71’de, 1914-18’de, 1939-45’te Fransa, 3 defa Almanya ile savaştı ve işgale uğradı. Son iki savaştan galip çıktı ama, Birinci Cihan Harbi’nde İngiltere’nin gölgesinde kaldı. İkinci’sinde bütün müttefikler, Birleşik Amerika’nın gölgesinde kaldı. Aynı zamanda önemli bir tarihçi, yazar ve fikir adamı olan General de Gaulle (1890-1970), Alman Birliği’nin gerçekleşmesinin (1870) Avrupa dengesini bozduğunu öne sürmüştür. Nasıl Almanca konuşan, Almanlar’ın yaşadığı Avusturya, İsviçre, Lüksemburg ayrı devletlerse, Almanya da de Gaulle’e göre birkaç devlet olmalıdır: Prusya, Bavyera, Saksonya, Vürtenberg gibi (bunlar 1918’e kadar Almanya İmparatorluğu içinde 4 federe krallık idi, Almanya bugün de federaldir). Avrupa ancak böylece Alman tahakkümünden kurtulur ve kıt’a, Birleşik Amerika’ya muhtaç kalmaz! General de Gaulle, üstelik Avrupa’nın doğu sınırlarını tabiî (coğrafî) sınırlar gibi siyasî olarak da Ural Dağları şeklinde tarif etmiş, Rusya’yı da Avrupa armonisine katmak istemiştir ki Almanya, doğudan da disiplin altına alınsın! DEMİR-ÇELİK PROJESİ Bu proje, olacak şey değildi. De Gaulle’ün menkûbiyet döneminde politikada parlayan Robert Schuman (Rober Şuman) (1888-1963), soyadının da açıkça belirttiği gibi, Alman ırkından bir Lüksemburglu olarak doğdu (Lüksemburg büyük-dukalığın da ana dili Almanca’dır, 1950’lerde Fransızca resmî dil oldu). Fransa uyruğuna geçti. Genç yaşında milletvekili seçildi. Başbakanlık da yaptı. Ünlü ‘Schuman Planı‘nı açıkladığı zaman, dışişleri bakanı idi. Schuman, 2 yıl Gestapo mahbushanesinde yatmış, Almanya’yı ve Alman’ı iyi tanıyan bir Fransız milliyetçisidir. Bir dini henüz kabûl edenlerde, yeni dine taassupla bağlılık görülür. Bunun gibi, bazı müfrit milliyetçiler de, milliyetçiliğini yaptıklarından başka bir ırka mensupturlar. Derin tarihçiler bu oluşumun farkındadır. Schuman, Fransa’nın, ABD, İngiltere, Rusya gibi müttefiklere muhtaç kalarak Almanya ile başa çıkmak çabalarının verimsizliğini idrak etmişti. Avrupa siyasî tarihinde devrim sayılacak bir yenilik düşündü: Fransa-Almanya ittifakı... 1950 dünyasının şartlarında hiç mümkün değildi. Almanya’nın gücü nereden geliyordu: Ordusundan... Ordusu çok yüksek bir teknoloji ile hareket ediyordu. Teknolojinin ham maddesi ise demir ve bundan elde edilen çelikti. Schuman, bu ana fikirle, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve İtalya gibi Alman işgalinden yeni kurtulmuş devletleri de ikna etti. Avrupa Demir-Çelik Birliği‘ni kuran Paris Anlaşması’nı imzalatmayı başardı (18 Nisan 1951). Gerçekte bir Fransa-Almanya ekonomik ittifakı idi. Kurucusunun açık şekilde Fransa olmasına rağmen, ana amaç Fransa-Almanya jeostratejik birliği idi. ABD VE AVRUPA BİRLİĞİ Binaenaleyh Fransa, bugün de Avrupa Birliği’nin kurucusu rolündedir. Ama ancak Almanya ile paralel hareket ilkesini izleyebildiği ölçüde başarı göstermesi mümkündür. Zira Avrupa Birliği’nde Amerika Birleşik Devletleri’nin nüfuzu ve yatırımları çok büyüktür. İngiltere, ABD’nin gerçek AB stratejik müttefikidir. Sovyetler’den yakasını Amerika sayesinde kurtarıp AB ve NATO üyesi olan devletler de, başta en irileri Polonya, bugünkü durumlarına hangi etkenle eriştiklerini unutmuyorlar. Üstelik Almanya ile de parlak bir geçmişleri yoktur. Türkiye’nin nüfusça bütün Avrupa kıt’asında Rusya ve Almanya’dan sonra 3. ve ciddi silâhlı kuvvetler sahibi olması, bilhassa Fransa’da tereddüt uyandırıyor. Türkiye’nin ABD ile sıkı bağlantıları, bu tereddüdü artırıyor. Fransa, Almanya gibi milyonlarca Türk’ün ülkesine dolacağından korkuyor. Fransızlar, işlerini Türklerle paylaşmaktan korkuyorlar. Türklerin de Fransa’da Cezayirliler gibi büyük kitle oluşturacağı ihtimali, Ermenileri de çok tedirgin ediyor. Zira Türk oyları Ermeni oylarını geçen bir Fransa, politika değiştirebilecektir. Avrupa Parlamentosu’nda Türk milletvekili sayısının Fransa’yı geçtiği bir duruma katlanmaktan nefret ediyorlar. 40 milyon nüfuslu bir Türkiye, çoktan AB üyesi olmuştu. 80 milyona yürüyen Türkiye’nin işi zordur. SARKOZY’NİN TÜRK FOBİSİ Bu çekingenliği Sarkozy, devlet politikası ve seçim sloganı hâline getirdi. Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almayacağı propagandası ile oy topladı. Ermeni diasporasını yanına aldı. Zaten uzun zaman Ermeni bakanı Deveciyan’ın etkisinde kaldı. Rusya’nın da Türkiye’yi izleyerek üye olması ihtimali Fransa ve Almanya’ya endişe vermiş olabilir. Meselenin bu tarafını da görmek gerekiyor. Ancak Sarkozy, yeni Fransız, yeni Katolik’tir. Osmanlı teb’ası Yahudi ailesinden iniyor. Bunu kompleks hâline getirip aşırı milliyetçi Fransız pozisyonuna sığınıyor. Fransız’lığını kanıtladığı, kesinleştirdiğini, keskinleştirdiğini sanıyor. Fransa’yı ahdinden döndürmeye, Fransız Cumhuriyeti’ni attığı imzalara, ettiği yeminlere, riâyet etmeyen bir devlet derekesine düşürdüğünün farkında değil. İç âleminde, AB dışında kalan bir Türkiye’nin güvencesinden mahrûmiyetin ne büyük kayıplara, ne türlü sorunlara yol açacağının idraki içinde çırpınıp duruyor. Saçmalıyor. Saçmaladıkça batıyor. Battıkça saçmalıyor. Tedavisi ancak Fransız halkının oyları ile mümkün olacak. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Sarkozy ile Merkel’i vizyonları eksik olmakla suçladı, katılıyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT