BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bugünü de kurtarmıştı...

Bugünü de kurtarmıştı...

Sabah erkenden uyandı Hacer. Geceyi kötü geçirmişti. Dün akşamdan kalan çorba sabah kahvaltısını geçiştirmelerine yetecekti. Yaşar hâlâ uyuyordu. Hacer önce bebeğinin karnını doyurdu. Ardında oğlu Hakan’ı yedirdi. Bu sırada Yaşar’ın homurtuları yükselmeye başlamıştı. Adam suratını buruşturmuş bir şekilde gözlerini açtı. Uyku sersemliği ile etrafına bakındı. Sonra bir iki kez öksürdü:



Sabah erkenden uyandı Hacer. Geceyi kötü geçirmişti. Dün akşamdan kalan çorba sabah kahvaltısını geçiştirmelerine yetecekti. Yaşar hâlâ uyuyordu. Hacer önce bebeğinin karnını doyurdu. Ardında oğlu Hakan’ı yedirdi. Bu sırada Yaşar’ın homurtuları yükselmeye başlamıştı. Adam suratını buruşturmuş bir şekilde gözlerini açtı. Uyku sersemliği ile etrafına bakındı. Sonra bir iki kez öksürdü: - Bana sıcak bir çay yap. Hacer yutkundu: - Yaşar, evde hiçbir şey yok. Dün akşam yaptırdığın çorba var. Ondan koyayım. Adam kaşlarını çattı. Anlaşılmaz bir şeyler mırıldanarak kalktı sedirden. Hiçbir şey söylemeden kapıyı vurup çıktı. Hacer derin bir nefes aldı. Bu sabahı da şiddet görmeden atlatmıştı. Bir tabak çorba da kendisi içti. Bu hayatın nereye kadar gideceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Sadece günü kurtarmak için çabalıyordu. Mide bulantısı fazlalaşmıştı yeniden. Bir haftadır şikâyetçiydi bundan. Yine akşama kadar tedirginlikler içinde, sonu gelmeyecek sıkıntılar içinde geçecek bir gün başlamıştı. Hakan karnını doyurduktan sonra oyuncaklarıyla oynamaya başlamıştı. Beş yaşındaki bu çocuğun sessizliği dikkatini çekiyordu Hacer’in. Ama sebebi her ne olursa olsun yapabilecek hiçbir şeyi yoktu... Öğle yemeğinde akşam Nezihe’nin getirdiği yemekten kalan bir tabağı çocuklarına yedirmeyi planladı. Kendisi yemese de olurdu. Ama ekmek bulması gerekiyordu. Bakkala gitmeye yüzü tutmuyordu artık. Belki fırına giderse bayatlamış ekmeklerden bir iki tane bulabilirdi. Hemen pardösüsünü giydi. Hakan’ın elinden tuttu. Kızı Nalân’ı kucağına aldı ve dışarı çıktı. Çarşıya kadar oldukça uzun bir mesafe vardı. Ağır adımlarla yürüdü. Çarşıya geldiği zaman oğlunun tezgahlardaki meyvelere, sebzelere imrenerek baktığını görünce içi burkuldu. Fırının kapısına gelince dudaklarını ısırdı. Bütün gücünü toplayıp başını uzattı: - Kolay gelsin usta... - Buyur kızım? - Usta bayatlamış ekmeğin varsa bir iki tane verir misin diyecektim... Çocuklar için... Adam yukarıdan aşağıya süzdü genç kadını. Tanıyordu Hacer’i. Hiçbir şey söylemeden tezgahın arkasından öte tarafa dolandı. Bir torbaya fırından yeni çıkmış dört ekmeği doldurdu. Elini cebine atıp para çıkardı ve uzattı: - Al bakalım, taze ekmek bunlar, iki saat önce çıktı fırından, şunu da al, çocuklara bir şeyler alırsın. Haydi bakalım, kocana gösterme ama bu parayı. Alır elinden. Hacer gözleri dolu dolu önüne baktı: - Sağ ol usta, göstermem. Meyve alırım çocuklara. Utancından yerin dibine geçerek uzaklaştı fırından. Bugünü de kurtarmıştı... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT