BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilgi çağı ‘yalnız insan’ı doğurdu!

Bilgi çağı ‘yalnız insan’ı doğurdu!

Günümüz insanı, kalabalığın içinde yalnız, gürültünün içinde sessiz. İnsanî değerlerdeki aşınmaya paralel, ruh sağlığı giderek bozuluyor. Alabildiğine şişen benliğine takılmaktan, başkalarını görme körlüğü yaşayabiliyor, giderek maddi dünyanın çarkına kendini kaptırıyor.



Liderliğin, başkaları için bir şeyler yapma sanatı olduğunu söyleyen İlhami Fındıkçı, “Hizmetkâr lider ise, kendini diğer insanlara adamış, kendi benliği ile savaş içinde olan kişidir” diyor. (Fotoğraflar: Kurtbay Önür) “Odacısından müdürüne, bakanından cumhurbaşkanına, işadamından işçisine, memuruna, çiftçisine, esnafına, ev hanımına kadar her insanın bir liderlik potansiyeli vardır ve herkesin bireysel liderlik potansiyelini bir başkasına fayda üretmek adına performansa dönüştürmesi gerekli ve önemlidir” diyerek hepimizi, kendimizi keşfetmeye davet ediyor bu haftaki konuğum Dr. İlhami Fındıkçı, en son kitabı olan Hizmetkar Liderlik’te. Bence bu röportajdan sonra siz de kendinizi şöyle bir değerlendirin . Böylece ailemiz, ekibimiz, bize bağlı çalışanlar ve kendimiz için çok daha iyi şeyler ortaya koyabiliriz belki. Sayın Fındıkçı, yıllardır liderlik konusunda çalışıyor, aile şirketlerine kurumsallaşma süreçlerinde danışmanlık yapıyor, birçok şirketin yönetim kurulunda aktif olarak görev yapıyor. Aynı zamanda da İ.Ü. İletişim Fakültesi’nde öğrencilerine liderlik ve iletişim konularında dersler veriyor. Biz de kendisiyle günümüz insanının hayat biçiminden, sıkıntılarından ve çok yeni çıkan kitabı “Bir Gönül Yolculuğu: Hizmetkar Liderlik”ten başlayarak uzmanlık alanı olan Davranış Bilimlerinin şemsiyesi altında bakın neler konuştuk. B.A. Uzmanlığınız Davranış Bilimleri ve böyle olunca da işiniz insan. Günümüz insanını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yoğun teknoloji ve bilgi çağının insan hayatına getirdiği bunca yenilik ve kolaylığa rağmen günümüz insanı genel olarak mutlu değil. Bireyden aileye, kuruma, toplumlara akan mutsuzluk, yoğun teknoloji ile yarış halinde adeta. Öyle ki bilgi çağının getirdikleri ile götürdükleri tartışılır hale gelmiştir. Çünkü günümüz insanı, kalabalığın içinde yalnız, gürültünün içinde sessiz. İnsani değerlerdeki aşınmaya paralel, ruh sağlığı giderek bozuluyor. Alabildiğine şişen benliğine takılmaktan, başkalarını görme körlüğü yaşayabiliyor ve giderek maddi dünyanın çarkına kendini kaptırıyor. YABANCILAŞMIŞ İNSANLAR “Bu hal yakın gelecekte aile yapımız ve sosyal kurumları da derinden etkiler” diye düşünüyorum. Öyle tabi. Maalesef yapay, renkli, hareketli hayatın yabancılaştırdığı, kendinden uzaklaştırdığı, iç barışını bozduğu, ötekileştirdiği öfke dolu insanlar giderek çoğalıyor. Çağımızda yaşadığımız bütün krizlere kaynaklık eden ve insan olmaktan giderek uzaklaştığımız bir insani krizin yaşandığını söylemek mümkün. Birey düzeyinde yaşanan yıkım, insanların kurdukları sosyal kurumları ve sistemleri de derinden etkilemeye başlamıştır. Nitekim hayata hazırlandığımız aile kurumları hızla yıpranıyor. Kurumlar, insanları motive etmek için uğraşıyor, devletler vatandaşlarına mutlu, eşit, hoşgörülü, uzlaşmacı ve demokratik bir hayat sunmakta zorlanıyor. Bu durumun üstesinden nasıl gelebileceğimizi düşünüyorsunuz? Aslına bakarsanız, insanın doğuştan gelen genetik yapısı, potansiyeli, donanımları ve eğilimlerden oluşan mizacı, eğitimle şekillenen karakteri ve bu iki yapının kişiye özel şekil kazanıp yerleşmesiyle oluşan kişilik özellikleri bakımından hizmete yatkın olması, günümüz toplumlarının en önemli ihtiyaçlarındandır ve insanlar aklın önderliğinde vicdan ve gönül zenginlikleri arasında uyumlu bir birliktelik oluşturduklarında hayatlarımız çok daha kolay ve mutlu devam edecektir. İşte bu noktada liderlere de büyük işler düşmektedir. FEDAKÂR LİDER Siyasi liderleri mi kastediyorsunuz, lider mizaçlı insanları mı? Tümünü. Şunu özellikle belirtmek isterim ki liderlik sadece belli tiplerin, makamların işi değildir, her insanda az veya çok liderlik özelliği vardır. Önemli olan bu potansiyeli ortaya çıkarmak ve performansa dönüştürmektir. İşinin önemini bilen insanlar aslında iyi birer liderdirler. Sizin liderlik konusunda çok ciddi çalışmalarınız var ve en son kitabınızda bunun aslında bir gönül yolculuğu olduğunu vurguluyorsunuz. İsmi de oldukça ilginç. “Hizmetkar Liderlik” kavramı ile anlatmaya çalıştığınız nedir? Liderliğin bir evrensel boyutu, bir de yerel boyutu var. Daha da önemlisi toplumsal gelişim dönemlerine uygun olarak ihtiyaç duyulan lider tipi de değişebilmektedir. Dolayısıyla önce günümüz insanının ihtiyacını ortaya koymam gerekti. İlk insanlarda kas gücü önemliydi. Şimdi hayatlar robotlaştı. İşte bu noktada “Hizmetkar Liderlik” modeli karşımıza çıktı. Burada anlatmaya çalıştığımız şey şudur; gönlünü insanlara kaptırmış ve onların çıkarlarını kendi çıkarlarına tercih etmiş kişiyi arıyoruz biz.. Tabi bu çok zor bir iş. Mantıksal zeka (IQ), duygusal zeka (EQ) ve gördük ki bir de etik zeka (MQ) (ahlaki-moral zeka) devreye giriyor başarılı liderlerde. Kadınlar anaç yapısından dolayı hizmetkâr liderlikte daha başarılı Aile şirketlerine danışmanlık yapıyorsunuz ve bu bağlamda bir çok şirketin lideri ile bir aradasınız genel olarak yöneticilerimizin liderlik vasıflarını nasıl buluyorsunuz? Danışmanlık süreci olsun, konferans amaçlı olsun birlikte olduğumuz birçok kurumda liderlerin karar vermelerinde insan odaklı hareket alışkanlıklarının giderek zayıfladığını görüyoruz. Liderlerin bir kısmının insanı temel alarak hareket etmek yerine çeşitli maddi kaygılara odaklandıkları, kazançlara öncelik verdikleri dikkati çekmektedir. Oysa bütün maddi kazançları sağlayan, kurumda üreten, pazarlayan, satan muhasebe ve insan kaynakları işlemlerini yapan, kısacası bütün iş süreçlerini takip eden insandır. İnsanların kendilerini, duygularını, beklentilerini göz önünde bulundurmamak onları salt üretim ya da hizmet sürecinin bir dişlisi konumuna düşürür ki bu durum oldukça sakıncalıdır. KURUMSALLAŞMA KORKUSU Şirketlerimizde liderlik kadar önemli bir konu da kurumsallaşmayı yanlış yorumlamak. Sanırım birçok kurum lideri kurumsallaşmaktan da korkuyor. Doğru. Bu yüzen de kurulan her yüz aile şirketinin yaklaşık 80’i ikinci kuşağa geçemeden dağılıyor. Çünkü kurumsallaşma denince iki şey algılanıyor. Aile fertlerinin şirketten elini eteğini çekmesi ya da şirkete aile bireylerinin elini ayağını bağlayacak kurallar getirilmesi. Oysa ki gerçek şudur; kurucular işin elbette içerisinde olacaklar ancak her işi kendileri yapmayacaklar. İster aile üyesi, ister profesyonel olsun işi tepeden inme bir insan değil, hak eden kişi yapmalıdır. Sorun; aile ve şirket ile ilgili bütün kararların tek bir patronun iki dudağı arasında sıkışıp kalmasıdır. Aile şirketlerinde iki dinamik vardır. Birisi aile. Duygusal bir yapı; ilişki kökenli, maddi değerlerden öte, kan bağının, gönül bağının devrede olduğu ilişkileri içerir. Diğeri ise şirket. Mantık odaklı kâr amaçlı ve kuralların egemen olduğu sosyal bir yapıdır. Kurumsallaşmada önemli olan özde işin bütün aşamalarıyla ilgili yürütmelerin belirli kural ve kaidelere dayandırılmasıdır. Kurumsallaşabilmek için de başarılı, duyarlı geleceği görebilen bir lidere ihtiyaç vardır. Bir kadın olarak şunu sormadan edemeyeceğim, bu işte erkekler mi kadınlar mı daha başarılı? Florance Nightingale, Marie Curie, Nene Hatun gibi insanları incelediğinizde, aslında kadın liderlerin anaç yapılarının, duygusal yanlarının yüksekliğinden ötürü hizmetkâr liderlikte çok daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Tarihteki örnekler de bunu gösteriyor. Hizmetkar liderlerin özellikleri Hizmetkar lider, kendisini adeta diğer insanlara adamış, kendi benliği ile yoğun savaş içinde olan kişidir. Kendisini sıfır ve hiçlik düzeyinde görebilen, ne düzeyde olursa olsun insanlığa bir katma değer üretme sevdası ile dolu nadide kişiliklerdir. Karizma bir çok liderlik yaklaşımında birinci sıradadır ama hizmetkar liderlikte karizma gerekmekle birlikte daha gerilerdedir. Çok gelişmiş bir vicdan ve adalet anlayışıyla aile ilişkileri kuvvetli, iletişim becerisi yüksek, üretebilir bir tip olması daha önemlidir. Ama sadece bunlar da yetmez. Bunu insanlara aktaracak diyalog gücü de taşımalıdır. Tamamlayan, bütünleştiren bir yapısı olmalıdır. Hangi dine mensup olursa olsun inanç tarafı da kuvvetli olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT