BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Suriye ile nereden, nereye...

Suriye ile nereden, nereye...

Suriye daha 10 yıl öncesine kadar, Bekaa Vadisi’nde PKK militanlarının eğitimine imkan sağlayıp, Hatay üzerindeki hak iddialarını devam ettiriyordu. Ama bugün, iki ülke liderinin samimi ve güvene dayalı iş birliği ortamı içinde görüşmeleri müsbet yönde meyvelerini vermeye başladı



Esad’ın, Gül ve eşini, Halep Kalesi’ne kendi kullandığı makam arabası ile götürmesi iki ülke arasındaki yakınlaşmanın bir göstergesi olarak değerlendirildi. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün beraberinde kalabalık bir heyetle Suriye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret esnasında Türkiye ve Suriye taraflarınca dile getirilen son derece sıcak mesajlar, iki ülke ilişkilerinin son 10 yılda nasıl 180 derece zıt bir istikamete döndüğünün son ve en çarpıcı göstergeleri oldu. Elbette bu tersine dönüşün her iki ülke için de hayırlı bir sürece işaret ettiğinin altını çizmemiz lazım. Çok değil, sadece 10 yıl önce Suriye, Türkiye için tehdit arz ettiği değerlendirilen ülkeler listesinde ön sıralarda yer almaktaydı. Çeşitli yayın organları üzerinden kamuoyuna aksettirilen Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinde, Şam yönetiminin üç temel sebeple Türkiye’nin düşmanı olduğu belirtiliyordu. Evvela, Hafız Esad’ın devlet başkanlığındaki Suriye, kontrolü altında tuttuğu Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde PKK militanlarının eğitimine imkan veriyordu. Üstelik terör örgütünün üst düzey yöneticileri de Şam’da barınıyorlardı. İkinci olarak, Suriye’nin Hatay üzerindeki hak iddiaları devam ediyor, ülkede kullanılan haritalarda, 1939’da vatana katılan Hatay’ın Suriye’ye ait olduğu gösteriliyordu. Üçüncü olarak da, Suriye yönetimi Fırat suyunun adil paylaşılmadığı iddiasıyla, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki barajlarına uluslararası finansman sağlama çabalarına karşı duruyor, bunu da Arap Birliği ülkelerini, özellikle Mısır’ı arkasına alarak yapmaya çalışıyordu. Suriye’nin Türkiye karşıtı bu tutumu sebebiyle, Türk dış politikasının stratejistleri “iki buçuk savaş” teorisini geliştirmişlerdi. Buna göre, Yunanistan ve Suriye, yanlarına terör örgütünü de alarak Türkiye’ye zarar verici her türlü faaliyeti yürütmekteydiler. Söz konusu teori 1990’ların sonuna kadar büyük ölçüde doğruluk payı içeriyordu. TİCARİ FUARLAR Her şey 1998 sonbaharından itibaren tersine dönmeye başladı. Önce Türkiye’nin son derece bilinçli biçimde yürüttüğü Suriye üzerinde baskı politikası meyvelerini verdi. Uluslararası ilişkiler terminolojisinde “kontrollü tırmandırma” olarak yer alan taktiği uygulayan Ankara, terör örgütünün liderinin Şam’dan çıkartılmasını sağladı. Ardından da 20 Ekim 1998’de iki ülke arasında imzalanan Adana Mutabakatı ile Suriye, terör örgütü liderinin ve mensuplarının bir daha ülkesine girmesine izin vermeyeceğini, dahası Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan her türlü girişimi yasaklayacağını taahhüt etti. Bu belgenin imzalanması, Türkiye-Suriye ilişkilerinde tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu. Bir yandan Suriye’nin taahhütlerini yerine getirmesi, diğer yandan da, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesiyle birlikte ortaya çıkan Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulabileceği ihtimalinin her iki başkent tarafından da tehdit olarak algılanması ikili ilişkilerin gelişmesine yol açtı. 13 Haziran 2000’de Hafız Esad’ın cenaze töreni vesilesiyle bu ülkeye cumhurbaşkanı düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirildi. Bunu karşılıklı olarak cumhurbaşkanı, başbakan ve bakan ziyaretleri takip etti. 1998 sonundan bugüne Türk ve Suriyeli bakanlar 35 kez bir araya geldiler. İmzalanan serbest ticaret anlaşması sayesinde ikili ticaret hacmi 2 milyar dolar seviyesine yükseldi. Karşılıklı olarak düzenlenen ortak ticaret fuarlarına yüzlerce iş adamı katıldı. ANKARA MUTABAKATI Ankara Mutabakatı sonrasında var edilen ılımlı iklim, ekonomik ve ticari ilişkiler alanında olduğu kadar siyasi ilişkiler alanında da meyvelerini verdi. 10 yıl öncesinde birbirlerini öncelikli tehdit olarak algılayan iki ülkenin liderlerinin dikkatlice inşa ettikleri, samimiyet ve güvene dayalı iş birliği ortamı, Türkiye’nin Suriye ile İsrail arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmasına bile yol açtı. Halbuki, 1990’ların sonunda Şam Yönetimi, Türkiye’yi İsrail’le birlikte kendisine karşı düşmanca bir ittifak içine girmekle itham etmekteydi. Bu ithamların yerini, Türkiye’nin, Suriye ve İsrail arasındaki sorunların çözümünde, “dostluğundan hiçbir şekilde şüphe edilmeyen bir ülke” olarak çok önemli bir kolaylaştırıcı/arabulucu rol oynadığı övgüleri yer aldı. Cumhurbaşkanı Gül’ün ifadeleriyle, “Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan kapısı Suriye” ile “Suriye’nin Avrupa’ya açılan kapısı Türkiye” arasında var olan iş birliğini daha ileri seviyelere çıkarabilmek için çok önemli bazı imkanların olduğu bir gerçek. Bununla birlikte, ikili ilişkilerin geleceğinde olumsuz yönde etkili olabilecek unsurlar da mevcut. Bunların başında ise ABD’nin Suriye’ye yönelik tutumu geliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı her yıl yayınladığı terörizm raporunda, Suriye’yi teröre destek veren ülkeler listesinde saymaya devam ediyor. Kuşkusuz, böyle bir ifade kullanarak uluslararası platformda yalnızlaştırmaya çalıştığı bir ülke ile Türkiye’nin bu denli sıcak ilişkiler içinde bulunması Washington’da memnuniyete vesile olmuyor. Bush döneminde zirveye çıkan Suriye üzerindeki baskıların Obama döneminde hafiflemesinin, Türkiye-Suriye ilişkilerinin daha da gelişmesine imkan vereceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Aksi takdirde, Ankara, Şam’a doğru her adım atışında Washington’un tepkilerini sağlıklı bir biçimde ölçmeye devam etmek zorunda kalacaktır. TÜRKİYE’NİN HASSASİYETİ Diğer yandan, Ehud Olmert’in başbakanlığı döneminde Türkiye üzerinden yürütülen İsrail-Suriye görüşmelerinin, hem Filistinlilerle hem de Suriye ile ilişkiler konusunda çok katı bir tavır sergileyen Binyamin Netanyahu’nun başbakanlığı sırasında tekrar başlayıp, başlamayacağı merak konusudur. Netanyahu’nun, koalisyon ortağı Evimiz İsrail Partisi’nin görüşlerini de dikkate alarak, 1967’den beri işgal altında bulunan Suriye’ye ait Golan Tepelerinden çekilmeyeceklerini ifade etmiş olması da, Şam’da tepkiyle karşılanmış, görüşmelerin geleceği belir-sizleşmiştir. Elbette, Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri, üçüncü bir ülkeyle ilişkilerin gidişatına endekslenemez. Fakat Orta Doğu’da çok yönlü ve dengeli bir siyaset takip etme konusundaki hassasiyetini devam ettiren Ankara’nın, zaten iyice gerilmiş olan İsrail’le ilişkilerin daha da gerilmesine engel olma yönündeki gayretleri de ortadadır. Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinde son 10 yılda katettiği mesafe, uluslararası ilişkiler ders kitaplarında örnek olay olarak okutulabilecek kadar önemlidir. Zira, uluslararası ilişkilerin temel kurallarından biri, “ikili ilişkilerde ebedi dostlukların değil, menfaatlerin önplanda olduğudur.” Ankara-Şam ilişkilerinde görüldüğü gibi, çıkarlar örtüştükçe, düşmanlıkların ve tehdit algılamalarının yerini, dostluklar alabilmekte, iki eski “düşman” ülke, ortak askerî tatbikatlar düzenleyebilmekte, cumhurbaşkanları birbirlerine “kardeşim” diye hitap edebilmektedir...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89809
    % -0.1
  • 4.8366
    % -0.17
  • 5.6629
    % 0.13
  • 6.4002
    % -0.07
  • 192.901
    % -0.53
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT