BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçinde canavar besleyenler!

İçinde canavar besleyenler!

“İçimizdeki canavar” açığa çıkar mayıs ayının başından itibaren. Düşme mücadelesi, şampiyonluk, UEFA-Şampiyonlar ligi arasında, lige yükselme ile play-off’ların kavgasında klasmanların son adımlarında stat dediğimiz yerler “içi canavar” dolu binlerce kişiyi açığa çıkarır. Biz bunları “polis olmayan güvenlik görevlisi” ile önleyeceğimizi sanırız. “Katliam ve linç” duyguları ağır basar. Futbol sahada değil ama tribünlerde bir “savaşa” dönüşüverir.



“İçimizdeki canavar” açığa çıkar mayıs ayının başından itibaren. Düşme mücadelesi, şampiyonluk, UEFA-Şampiyonlar ligi arasında, lige yükselme ile play-off’ların kavgasında klasmanların son adımlarında stat dediğimiz yerler “içi canavar” dolu binlerce kişiyi açığa çıkarır. Biz bunları “polis olmayan güvenlik görevlisi” ile önleyeceğimizi sanırız. “Katliam ve linç” duyguları ağır basar. Futbol sahada değil ama tribünlerde bir “savaşa” dönüşüverir. Çeşitli kategorilerde “ölümüne” maçlar oynamak için statlar liglerin son gününde “yenmeye değil, ölmeye gelmiş” binlerce insanın doldurduğu bir arenaya dönüşür. Antik Roma’nın arenalarında imparatorun başparmağını aşağıya doğru çevirip “ölüm” istediği yerlere benzetir ve o başparmağın arkasında “sistemi” görürüz hep. Van’dan başlayalım... Eğer o gün Eyüpspor’u itfaiye merdivenlerine kadar kovalamasalardı ve “ille de 1-0” duygusuyla hareket etmeselerdi, alacakları bir puan ile şimdi play-off oynayacaklardı. Hatta belki doğrudan çıkabileceklerdi Bank Asya Birinci Lig’ine. “Döverek yeneriz” duygusunun ağır bastığı “tahrik üstü tepki” geliverince “korku tünelinden çıkan bir golle maçı kazandılar.” Daha doğrusu kazandıklarını sandılar ama Federasyon refleksi “0-3” deyiverince ellerindeki bulgurdan da oldular. Van tribünlerinde binlerce Vanlının içindeki canavar açığa çıkmıştı. Gölden gelip sahada amigo olmuştu canavar... Nedenleri yerel medya da olabilir, takıma olan sevgiyi yanlış kurgulayan yönetim de olabilir, ama defalarca maç izleyip anlattığım Van şehrinin; “kalender ve mutlu” aziz şehrin insanları olamazdı o bir miktar “içinde canavar olan” insan topluluğu. Karşıyakalıların üzüntüsünü anlıyorum ama rakibin seyircisi onların sevincini kursağında bıraksaydı ne düşünürlerdi acaba?.. Ya Ankara’da mutlu olması gereken Göztepelilerin, Sivrihisar’da cephe kurup “mazlum ve yenik” Altay otobüsünü taşlamaları ve camlarını indirmeleri... Karşıyaka-Göztepe uyuşmazlığına “reddedilen bir organ” gibi karışmak zorunda kalan Altay’ın günahı ne? Zaten seyirci bulamıyorlar, olanlar da dayak mı yemeli?.. Bu üçlü çekişmeye şimdilerde ucundan da olsa Bucaspor’da bulaşmaz mı?.. İzmir’de kavga eden 4 takım oldukça, ligde 1 takım bile olamayacak... “Para verip maça giden” ile “para verilip maça adam götürmesi istenen” insanların yan yana olduğu bir düzeni “özel güvenlik” nasıl durdurabilir ki... Bursalı Trabzon’da destek verirken bur tabur ayırıp Ankaragücü adına Beşiktaş’ın karşısında olmalı mı?.. Beşiktaşlı her rakip taraftarı Dolmabahçe’den denize dökmek gibi bir kahramanlığa bulaşmalı mı?.. Galatasaraylı daha maç 0-0 iken bile ezeli rakibine mi sövmeli mi?.. “Kurt köyünü, tüyünü değiştirir ama huyunu değiştirmez” sözünü hatırlatırım... İçlerinde gizledikleri canavarı, bir güruh haline dönüştükleri tek yer olan statlarda açığa çıkarmak, yaşamın onlara borçlu olduğu huzura hasret oldukları için kişisel patlamalarını açığa çıkarıp sürüleşmeleri kabul edilemez. İçlerindeki şeytana, kendini “en büyük” sanmak hatasına uymak bedeli çok ağır sonuçlar doğurur. Statları; “Ben” olarak 6,5 gün geçiren bir adamın sadece yarım günlüğüne “biz” olduğu yerler olmaktan çıkarmanın yolu, içinde canavar besleyen adamı 2-3 gün daha “biz” olarak yaşayabileceği bir ülkenin ferdi yapmaktan geçer. “Şeytan adamın düşünü azdırır ama suyunu ısıtmaz” diye bir atasözümüz vardır. Anlayana... Hoca farkıyla Beşiktaş... Zirveye oynayan hocaların arasında en deneyimlisi hiç şüphesiz Mustafa Denizli. Şu ana kadar küçük krizleri hep başarıyla yöneten, sistem ve hakem alemiyle hiç kavga etmediği için “destek ve anlayış” konusunda işi kolaylaşan tek hoca, o. Şampiyon olabilecek en “sessiz ve ucuz” adam Ekrem Dağ ve Yusuf Şimşek gibi bir yaşlı kurttan bir savaşan adam üreten adam da, o... 35’ine gelmiş bir adamı kupa finalinde kullanıp ardından kendi kale direğinin dibinden top çıkarmasını sağlayan adamdır o... Levent Erdoğan’ı bile “ölçülü konuşmak zorunda” bırakan da Denizli, Yıldırım Demirören’in gergin biri değil, çok sevimli biri olduğunu görmemizi sağlayan da o. Bunlara şovun kralını yapan, şok destek verebilen ve anında beste yaparak maçın içine balıklama dalan Çarşı’yı da ekleyin. Hoca farkıyla Beşiktaş diyorum... Başka da bir şey demiyorum... Gider mi?.. Gitti bile mi?.. “İspanya Milli Takımını 44 yıl aradan sonra şampiyon yapan adam” ile “Şampiyon olan İspanya Milli Takımının başında olan adam” arasında, bir gün bir ihtimal olan Edirnespor-Sarıkamışsspor maçının uzaklığı kadar fark vardır. Takımın “en kötü büyük” olmasında en büyük pay onundur... Diğer büyükleri yenmesini ona bağlamak da yanlıştır. Onları oyuncuların isyanı ve yönetimin marifeti ile sağlanan motivasyon yenmiştir. Aragones’e talip olan bir tek ülke de yoktur, bir tek kulüp de. Emekli ikramiyesi Türkiye’den alınmıştır... POST-İT Bursasporlu Sercan Yıldırım’dan, ligin ilk yarısında oynanan Bursa’daki Trabzonspor maçının sonrasında şöyle bir demeç beklerdim: “19 yaşındayım. Çok gencim. Ağır konuşmak istemem. Ama bugün bir takımın liderliğine mal olan golüm ofsaytmış. Üzgünüm.” Bunu deseydi, Trabzon’daki söylemini kabullenirdim... E-Postalar ne diyor? Gelen e-mail’leri derledim. Genel kanıyı taşıyorum buraya. Fenerbahçe’nin tarihinde ilk defa ligin bitmesine 4 hafta kala “tek yarış” kaldığını yazdı bir Fenerbahçeli bana. Kupa finali gecesi aldım. “Önümüzde tek yarış kaldı maalesef. O da Aziz Yıldırım’ın başkanlık yarışı...” Bir başkası da şunu söylüyor: “Koca stat boş. Uzun zamandır dolmuyor. Başkanın pompaladığı Galatasaray’ı yen, yeter anlayışı artık bizi kesmiyor. Hatta şampiyonluk bile kesmiyor. Biz Avrupa’da yürümek istiyoruz. Yenilsek bile koşan savaşan bir takım istiyoruz. Gözümüzü boyamasınlar artık...” Üç sezon Şampiyonlar Ligi’ne katılma sözü verilmez. Hedef konulur ama söz verilirse, bizim bilmediğimiz bir anlaşma mı var diye sorarlar sonra. Hatta diyelim ki seneye Şampiyonlar Ligi’ne katılamadılar. Sözünde durmadığı için gider mi Aziz Başkan?.. >> Spor aleminin başında dolaşan “felaket” dolu kara bulutlar dağılsın istiyorum. Özgener’e, Terim’e, Bilgili’ye büyük geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Allah bağışladı onları...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT