BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ürperdiğini hissetti genç kız...

Ürperdiğini hissetti genç kız...

Kezban korku ve endişe dolu üç günü hiç uyumadan geçirdi. Onun telaşlı hareketlerinden şüphelenen yengesi birkaç kere sıkıştırmaya çalıştı genç kızı.



Kezban korku ve endişe dolu üç günü hiç uyumadan geçirdi. Onun telaşlı hareketlerinden şüphelenen yengesi birkaç kere sıkıştırmaya çalıştı genç kızı. Ama ağzından bir tek laf alamadı. Kezban orta boylu, kara kaşlı, kara gözlü, kuzgunî siyah saçlı bir kızdı. İri gözleri sevindiği zaman ışıl ışıl parlardı. Anasını babasını küçücükken kaybetmişti. Ağabeyi Hıdır, sert bir adamdı. Ağanın mezradaki adamıydı. Kezban küçükken hayvanları olduğunu hatırlardı. Ağabeyinin yanında onları otlatmaya çıkardı. Hıdır evlenince kardeşini yanından ayırmamış, hep birlikte yaşamaya başlamışlardı. Beş tane yeğeni vardı. Bütün günü onlara bakmakla, evin işlerini yapmakla geçiyordu. Hiç okula gitmemişti. On dört yaşına gelince Seyit’e kaptırmıştı gönlünü. Bu sevdayla geçirmişti iki senesini. Yengesi Dilan sevmezdi kendisini. Ama kardeşi Recep’le evlendirmek de en büyük isteğiydi. Recep ısrarcıydı bu konuda. O sabah yine gün ışımadan kalkmıştı Kezban. Tarhanayı ocağa koymuş, kerpiç evlerinin önünü bakraçtaki suyla yıkamıştı. Mevsim yazdı ama soğuktu yine de. Ürperdiğini hissetti. Gözlerini Seyit’in gittiği dağlara dikmiş, öylece bakıyordu. Birden arkasında bir hışırtı duydu. Korkuyla döndü. Evin arka tarafında Seyit’i gördü. Sevinçle haykırmak istedi. Genç adam eliyle “sus” işareti yaptı aceleyle. Fısıldadı: - Ben geldim Kezban. Hazır ol, yarın sabah bu zamanda alacağım seni. Cevap veremedi genç kız, başını sallamakla yetindi. Delikanlı hızla uzaklaştı. Kezban bakışlarını gökyüzüne kaldırıp mırıldandı. - Sana şükürler olsun Ya Rabbim... Sağ salim geldi Seyit’im. O gün akşam olmak bilmedi. Hiç durmadan iş yaptı genç kız. Erkenden yatağını serip yattı hava kararınca. Yengesi Dilan bir ara söylendi: - Ne o kız! Hasta mısın yoksa? - Başım ağrıyor yenge... Biraz uyursam geçer herhal! Uyandığı zaman gece yarısıydı. Yanında sıra sıra yatan yeğenlerine baktı. Ağabeyi ile yengesi iki metre ötede uyuyorlardı. Usulca kalktı, yemenisini bağladı. Akşam üzeri gizlice bohçasını hazırlamış, tahta rafın ardına gizlemişti. Çıkarıp aldı oradan. Ayaklarının ucuna basarak tahta kapıyı araladı. Gecenin sessizliğinde kapıdan yükselen gıcırtı heyecanlandırdı bir anda. Durakladı. Bir süre bekledi. Kimse uyanmamıştı. Aceleyle çıktı dışarıya. Ayaz vardı dışarıda. Üzerine eski hırkasını giymişti. İyice sarındı. Kapının önüne oturup beklemeye başladı. Çok geçmeden hafif gürültüler duyuldu. Seyit’in uzun boylu silueti belirdi arka tarafta. Fısıldadı. - Kezban, hazır mısın? Fırladı yerinden. Koşar adımlarla yanına geldi genç adamın. - Hazırım Seyit, haydi gidelim bir an önce. Kimse fark etmeden kaçalım. El ele tutuşarak koştular dağlara doğru. Hiç arkalarına bakmadılar. Nefes nefese kalmışlardı. Yola çıktıktan iki saat sonra durdular. Kezban’ın gücü tükenmişti. Yalvaran bir sesle bağırdı: - Şimdi düşüp yıkılacağım, azıcık soluklanayım ne olur Seyit! Bir taşın üzerine oturdular. İkisi de nefes nefeseydi. Seyit gülümsedi sevdiği kıza güç vermek için: - Çoğu gitti azı kaldı Kezban, dayan biraz. Şu tepeyi aştık mı Ovacık’a varırız. Orada bir arkadaşım var. Bize yardım eder. Bir vasıta ayarlar Hakkari’ye gideriz. Belki de birkaç gün kalırız orada, bilmem ne olacağını artık. Hele bir varalım... Biraz dinlendikten sonra kalktılar. Tekrar sıkı bir yürüyüş başlamıştı. Yaklaşık dört buçuk saat süren bir çabalamadan sonra Ovacık gözüktü. İkisi de heyecanlanmıştı: - İşte, geldik Kezban, bundan sonrası kolay artık. Sık dişini. Genç kız bir gayretle atıldı. Seyit’in arkadaşı Davut, yeni kalkmıştı. Arkadaşını ve yanındaki genç kızı görünce heyecanla bağırdı: - Sonunda kafana koyduğunu yaptın ha... Gelin hele gelin... Bu sıcak karşılama ikisinin de yüreğinde umut ışıklarının yanmasına sebep oldu. Gülerek girdiler eve... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT