BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Seni de kaybetmek istemiyorum”

“Seni de kaybetmek istemiyorum”

Müzeyyen hanımın koyduğu üzüm, peynir, ekmeği yediler. Ocakları falan yoktu daha.



Müzeyyen hanımın koyduğu üzüm, peynir, ekmeği yediler. Ocakları falan yoktu daha. Şehnaz ağzına attığı üzümü keyifle çiğnerken sordu çekinerek: - İzin vereceksin değil mi anne işe gitmeme? Öfkeyle baktı kızına: - Aklın orada senin değil mi? - Anne, neden böyle yapıyorsun, ben boş boş evde oturacağıma biraz faydam olsun istiyorum. Çalışmak ayıp mı? Gözlerini dışarıya çevirdi Seher. Dalgındı. Bir bulutlanma oldu yüzünde: - Ayıp değil elbet, çalışmak ayıp mı olur hiç... Ama bu şehir aç bir kurt gibi. Baksana şu hale. İnsan kaynıyor, iyisi de var kötüsü de. Biz şimdiye kadar iyisine rastladık ama korkuyorum kızım. Ağabeyini yitirdik, seni de kaybetmek istemiyorum. Şehnaz eliyle saçlarını düzeltti: - Aman anne, ne olacak ki! Kim ne yapabilir? - Öyle deme kızım, neler duyuyoruz, neler görüyoruz... Genç kız gücenmiş bir tavırla çevirdi başını. Seher bir müddet sonra yavaşça mırıldandı: - Beraber gider bakarız nasıl bir yermiş, aklımıza yatarsa çalışırsın. * * * Cengiz söylenilen yere geldiği zaman hava kararmak üzereydi. Apartmanın kapısından tedirgin adımlarla girdi içeriye. Asansöre binmeden merdivenlere yöneldi. İki kat çıktı. Siyah, çelik kapının üzerindeki demir tokmağı çaldı. Çok geçmeden kapıyı otuz, otuz beş yaşlarında sarışın bir kadın açtı. Oldukça frapan bir görünüşü vardı. Makyajlı, dekolte bir elbise giymiş, bir elinde uzun bir ağızlığa geçirilmiş sigarasını tutuyordu: - Ne istedin canım? - Şey... ben... Ben Vedat beyi arıyordum. Hazım bey gönderdi beni. Kadın şımarık bir tavırla kenara çekildi: -Gel canım, geç içeri. Çağırayım Vedat’ı. Cengiz usulca süzüldü içeriye. Oldukça lüks bir daireydi. Oymalı koltuk takımları, aynı desende yemek odası kompleksi salonu doldurmuştu. Birkaç adım attı içeriye. Birden arkasında tok bir ses duyuldu. Kel kafalı bir adam gülerek yaklaştı yanına: - Hazım gönderdi seni demek? Hiç görmedim bu güne kadar seni! - Ben yeni geldim, Hazım beyin yanında yeni başladım işe. Kuşkulu gözlerle süzdü adam delikanlıyı. Bir sigara yaktı. Kapıyı açan kadın ise girişteki duvara dayanmış müstehzi bir tavırla onu süzüyordu. Yutkundu Cengiz. - Bir emanet varmış... Elini kaldırdı adam. Sigarasını söndürdü. Hemen yanı başında duran telsiz telefonu alıp tuşlarına bastı. Bir süre bekledi: - Alo, Hazım’ı verin bana... Dişlerini sıktı Cengiz. İnanmamıştı kendisine adam. Öfkeyle soludu. - Alo, Hazım, gönderdiğin adamı tarif et bakayım... Bir süre sessizce dinledi karşıdan söylenenleri. Sonunda gülümseyerek cevap verdi: - Tamam, yolluyorum. Telefonu kapatıp delikanlıya döndü: - Kusura bakma aslanım, işimi sağlama almam lazım. Malum bizim işler... Arkada bekleyen kadına döndü: - Hayatım, şu çantayı getir. Kadın kırıtarak kayboldu. Adam ise Cengiz yokmuş gibi yürüdü salonun ortasına, pencereden dışarıyı seyretmeye başladı. Cengiz etrafa göz gezdirdi kaçamak bakışlarla. Muhteşem bir lüks vardı bu dairede. İçindeki hırs yeniden depreşti bir anda. Yumruklarını sıktı. Hiçbir eksiği yoktu bu insanlardan, aksine gençliği, enerjisi vardı, cesareti vardı fazladan. Kadının getirdiği siyah çantayı kilitleyerek uzattı genç adama kel kafalı ev sahibi. - Al bakalım, Hazım’a götür bunu. Alacak, verecek kalmadı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT