BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dobra dobra!..

Dobra dobra!..

Buyurun, dikkatle ve yavaş yavaş okuyun, bir defa daha okuyun, işte, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın hafta içinde yaptığı açıklamalardan bir bölüm: “Bu sezonun eskilere oranla daha az şaibeli olduğunu kabul ediyorum ama çok da temiz olduğuna inanmıyorum.” Dahası: “Teşvik primi var ve veriliyor. Bizim paramız yok ki verelim” Ve daha dahası:



Buyurun, dikkatle ve yavaş yavaş okuyun, bir defa daha okuyun, işte, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın hafta içinde yaptığı açıklamalardan bir bölüm: “Bu sezonun eskilere oranla daha az şaibeli olduğunu kabul ediyorum ama çok da temiz olduğuna inanmıyorum.” Dahası: “Teşvik primi var ve veriliyor. Bizim paramız yok ki verelim” Ve daha dahası: “En büyük üzüntüm Anadolu dayanışmasının bir hayâl olduğunu görmek. Bize karşı bütün güçleriyle mücadele etmelerine asla itiraz etmiyorum ama bizim maçlardan önce dağıtılan primlere bir bakın. Bazı Anadolu takımları bir sezonda dağıtmadığı primi bizim maçtan önce dağıttı. Bu düşündürücü.” “Tezgah var” diyen bir kulüp başkanı fena hâlde cezalandırıldı!.. Futbol Disiplin Talimatı’na göre “suç” sayılan teşvik primi için “Var ve veriliyor” diyen “Bizim paramız olmadığı için veremedik” diyen ve “Dört Büyük’lerin, Anadolu takımlarına teşvik primi verdiğini” açık açık “ima ederek”, Süper Lig’in üzerine “şaibe düşüren” bir başkana “bakalım” ne yapılacak?.. Yooo, ben “Başkan’a ceza verilsin” demiyorum ve inanıyorum ki, “sadece Süper Lig’de değil”, bütün liglerde “ama öyle, ama böyle, ama şu ölçüde, ama bu ölçüde” teşvik primi var ve dahası “anlaşmalı maç”, yani “şike var!..” “Soruşturma açılan” ama “aylardır ve hâlâ sonuçlandırılmayan” şike iddiaları arasında biten ligler de, “bu inancımın pek de yanlış olmadığını” gösteriyor ve bana “Bu sezon ligler temiz” demiyorlar mı, kahkahadan sandalyemden düşmemek için, kendimi zorluyorum!.. Hele hele bir de Antalyasporlulara ve mesela Teknik Direktör Mehmet Özdilek’e sorun bakalım; “Bu lig temiz” mi; Antalyaspor “düşerse”, düşmüş mü olur, yoksa “düşürülmüş” mü?.. Hadi canım, siz de!.. >> Villa satmak!.. Tüzük’te “yöneticilerin kulüple ticari ilişki kurması yasak olduğu hâlde”, Aziz Yıldırım’ın, herkesin önünde “gerektiğinde kulübe sattığım villaları geri alır, parasını öderim” diyebildiği villalardan birini alan Ümit Özat’ın “bu villayı satmasını” Fenerbahçeli bazı yöneticiler kınamışlardı. Ümit Özat cevap vermiş: “F.Bahçeliler kendi paramla aldığım evi kâr ederek sattığım için ayıp ettiğimi söylüyorlar. Paramla aldım, satarım, bu kimseyi ilgilendirmez. Bana ayıp ettiler. F.Bahçe, üç şampiyonluk yaşayan kaptanına olan 150 milyarlık borcunu ödemiyor. Elimde belgelerim var. 2 yıldır alacaklarımı tahsil edemiyorum. Fenerbahçe yüzünden eşimle boşanma noktasına geldim. Hagi döneminde G.Saray bana 2 milyon dolar önerdi. Gitmedim, villadan kazanacağım 300 bin dolara mı tenezzül edeceğim. Yıllarca hizmet ettiğim kulübümden ayrılırken kimse başarı bile dilemedi. Aziz Yıldırım, Alex’i ayakta alkışlarken bana destek olunmadı. Şimdi kırgınlık mı konuşuyoruz.” Buyurun cevap verin bakalım!.. >> Neredeler?.. Sevgili Turgay Renklikurt Hocam’ın “Cümleten batıyos” başlıklı yazısında okumasam, unutmuş gitmiştim; Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Merkezi, 8 yıl önce 20 Nisan 2001’de bir deklarasyon yayınlamış ve bu deklarasyonda şu ifadelere yer vermişti: “... Hepimizi rahatsız eden, spor ortamını da zehirleyen sorunların büyük bir bölümünü hep aynı kişilerin yarattığını gözlüyoruz.” “... Bugünün tiraj ve reyting anlayışı içerisinde edepsizliğin ve daha fazlasının prim yaptığını bilmiyor değiliz. Ancak bu bir dalgadır ve geçecektir. Bu dalgaya kendilerini fazla kaptıranlar, bugünün çirkin reyting anlayışı için kullanıldıktan sonra kaldırılıp, atılabileceklerini unutmamalıdırlar.” “... Kulüp aidiyetinin yarattığı çirkinliklerden biri de, bazı arkadaşlarımızın kendilerini o kulübün yöneticisi ya da sözcüsü gibi görerek hareket edecek kadar pervasız hale gelmiş olmalarıdır. Bu durum, kendi kurum ve mesleklerine ihanetin yanı sıra, o kulübün yöneticilerine ve yetkililerine de hakarettir. Özellikle kendilerini bazı kulüplerin temsilcisi gibi görerek görüş açıklayan ve bunu son derece saldırgan ve yakışıksız boyutlara taşımakta sakınca görmeyen kişilere karşı, TSYD olarak elimizdeki tüm yaptırımları uygulayacağız.” O günden, bugüne “TSYD’nin yayınladığı bu deklarasyona sahip çıkan” ve de “20 Nisan 2001’de verilen sözün gereğini yerine getiren” yönetimler nerede?.. Dahası, bakınız “o günlerde” sevgili Zeki Çol ne yazmış: “Bu mesleğin artık çivisi çıktı. İpsiz, sapsız, arsız, uğursuz, yalancı, sahtekar, üçkağıtçı, namussuz... Ahlaksız, onursuz bir dolu adam, piyasada maalesef (Spor Gazetecisiyim!) diye geziyor. Cahillikleri, yüzsüzlükleri, kişiliksizlikleri bir yana, bunların çoğu da hırsız!” Hatırlıyorum, önüne gelenin “Spor yazarıyım” dememesi ve de TV ekranlarında, gazete sayfalarında, radyo mikrofonlarında “bu etiket ile prim yapmaya çalışmaması için”, TSYD Tüzüğü’nde değişiklikler yapılmış ve “müeyyideler getirilmişti”; ne yazık ki, “mavi boncukçu” yönetimler, Tüzüğün “o hükümlerine bakmadılar” bile ve de uygulamadılar; böylece “meslek bozula bozula bugünlere geldi”; TV ekranlarında neler oluyor; seyredenler görüyor, dinliyor; utanıyor!.. “Benim” yöneticilerim de, “o seyahat senin, bu ziyafet benim, o toplantı senin, bu seminer benim” fasit dairesi içinde dolaşıp duruyor!.. Yazık!.. >> Yabancı hakem!.. Önce “3 yıl üst üste şampiyonluk sözü”, sonra “yabancı hakem isteği”; elbette “Fenerbahçe için hayra alâmet” de, Türk Futbolu ve Futbol Federasyonu için “pek hayra âlamet değil!..” “Türkiye’ye, lig maçlarımızı yönetmek için yabancı hakem geldiği yılları” hatırlarım; onların yönettiği maçları çok yazıp çizdim!.. Özellikleri şunlardı: BİR: “Balkanlar hariç” ülkelerinin “en iyileri değil”, çoğu orta, hatta “küçük” boyları idiler!.. İKİ: “Hediyelere çok meraklı idiler”, hele hele Demirperde ülkelerinden gelenler (O zamanlar Demirperde vardı) deri ceketlere bayılırlardı; “dahası da var mıydı bilemem” ama “dedikoduları” çok vardı!.. ÜÇ: O hakemler, “sahada, adını, sanını, büyüklüğünü bildikleri” takımları “kollarlardı”, ki “bir daha, bir daha Türkiye’ye gelebilsinler!..” Sevgili Ömer Faruk Ünal, “yabancı hakem isteğinin nelere mâl olacağını” dünkü “nefis” yazısında önümüze koymuş ve de “ancak kimlerin gelebileceğini!..” yazmış. Tam da “bizim gençliğimizdeki tabloya uygun” bir görüntü var, bugün de!.. Federasyon ortada kaldı; “getirse o türlü, getirmese, bu türlü”, Fenerbahçe “üç yıl üst üste şampiyon olamazsa” Aziz Başkan’ın mazereti hazır; “hakemler!..” Eh, “özel uçağı ile Roma’ya, Barcelona - Manchester United maçını seyretmeye giden” Fenerbahçeli medya ünlülerimiz “o mazereti” nasıl süslerler ve neler yazıp, konuşurlar; bugünden tahmin etmek zor değil!..
Reklamı Geç
KAPAT