BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Özür

Özür

“Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan” sorusu yıllardır insanoğlunun aklını kurcalar durur.



“Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan” sorusu yıllardır insanoğlunun aklını kurcalar durur. En son geçenlerde bir gazete haberinde, bilim adamlarının düşünüp düşünüp bu soruya bir cevap verdiklerini okudum. Bay çokbilirlere göre tavuk yumurtadan çıkarmış.. İyi. Benim için fark etmez. Benim için fark eden başka bir soru. “Önce insan sonra gazeteci miyiz yoksa önce gazeteci sonra insan mı?” Aniden sorsanız, şartlı refleksle size önce insan olduğumu söylerim. Zaten benim gazeteciliğimden ne olur ki? Millete “mikrofonu kapan kendini sunucu zannediyor” diye söylenirken tutup köşe yazmak ayrı bir cüret. Ama hiç değilse yazılarımı başkasına yazdırmıyorum. Benim tesellim de bu. Yaklaşık dört yıldır bu köşeyi yazdığımı göz önünde bulundurursak başka bir teselli daha bulmuş oluruz kendimize. Dolayısı ile gazetecilik bir şekilde kanıma girmiş sayılır. Önce insan olduğumu iddia etme meselesine gelince... Öyle diyorum ama köşemde iyi duracağını ya da ilgi çekeceğini bildiğim konuları, yakınlarımı üzeceğimi bildiğim halde hiç çekinmeden yazıveriyorum.. Kalem, kağıt ve ben buluştuğumuzda aklımda sadece ertesi gün çıkacak olan yazım oluyor ve onun dışındaki her şey siliniveriyor. Bu yüzden bana kırılanlar da olmuyor değil. Mesela geçenlerde çıkan bir yazımla ilgili, çok sevdiğim bir arkadaşım ciddi anlamda yaralandı. Bir kaç gündür aramadığını fark edip ben onu aradığımda buruk bir sesle cevap verdi. Israrla ne olduğunu sorunca da yazımı okuduğunu söyledi. Bir an, gerçekten hangi yazıyı kastettiğini anlayamadım. Çünkü okuyucularımla kurduğum ilişki son derece de samimi. Bunun birilerini üzebileceğini aklıma bile getirmeme düşüncesizliğindeyim. Hangi yazı olduğunu anladığımda ise ister istemez ona hak verdim. Eğer bir başkası bana böyle bir şey yapmış olsaydı, ben de çok kırılırdım ve hatta küserdim. Başımdan aşağıya kaynar sular boşandı ve ne cevap vereceğimi bilemedim. Sadece özür diledim ve sonrasını getiremedim. Telefonu kapattıktan sonra duygularımı tarttım. Ben ne zaman önce insan olmaktan vazgeçmiştim acaba? Doğrusu hiç farkında değilim. Ama belli ki bir gün bir yerde kıvamınız değişiyor ve öncelik sıralamanızı bir daha gözden geçiriyorsunuz. Siz ve yakınlarınız değil gazeteniz ve haberiniz önemli olmaya başlıyor. Bunu “meslek aşkı” tipinde bir geyiğe dönüştürmeye gerek yok. Kimin, hangi işi, ne kadar iyi yaptığı göreceli bir kavramdır. Ve sonuçta alcısı olan mal, en azından o an için iyi maldır. Hayır, bu meslek aşkından değil. Bu, bir cins mutasyona uğramak. Yani değişim geçirmek. Belki de yaşlanmak. Belki kendinden vazgeçmek ya da kendini önemsememek. Tabii bu “kendi” meselesi derin. Çünkü az önce de söylediğim gibi dünyada hiçbirimiz tek başımıza yaşamıyoruz. Hayatı bizimle paylaşan başka insanlar var ve dolayısı ile bizim de onlara karşı sorumluluklarımız bulunuyor. Peki sonuç nedir? Sonuç, bir yakınım bana bir sırrını açmıştır ve ben de bunu isim vermediğim halde okurlarımla paylaşmış durumdayım. Aklımca, isim vermediğim için sırrı da deşifre etmemiş saydım kendimi. Ama o okuduğu zaman üzüldü ve kırıldı. Şimdi artık geri sarmak mümkün değil. Üstelik bundan sonrası için “böyle bir şeyi bir daha asla yapmayacağım” demek de güç. Çünkü bir kere öncelik sırası gazeteye geçmiş. Yine de mahcubum. Ve o arkadaşımın şahsında, daha önce bu şekilde kırdığım kimse varsa hepsinden özür diliyorum. Sözün özü Eğilebilen dal kırılmak zorunda kalmaz. LEVHA Sabır, elde edilmesi en güç erdemdir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT