BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kuzey Kore’nin nükleer denemelerinin sırrı

Kuzey Kore’nin nükleer denemelerinin sırrı

BM Güvenlik Konseyi 1993’te, Kuzey Kore’nin nükleer silah yapmasını önlemek maksadıyla 825 sayılı kararını aldıysa da, etkili olamadı. Yıllarca ambargoya maruz bırakılan ülke, adım adım programını gerçekleştirdi



Dünyaya kafa tutan K. Kore Devlet Başkanı Kim Jong, sert dille eleştiriliyor ve karikatürlere konu oluyor. Dünya liderleri küresel ekonomik kriz konusuna odaklanmışlarken, 25 Mayıs’ta haber ajanslarına düşen bir haber uzunca bir aradan sonra Kuzey Kore’nin tekrar uluslararası ilişkilerin öncelikli konuları arasına girmesine yol açtı. Haberlere göre, Kuzey Kore yer altında bir nükleer deneme gerçekleştirmiş, iki adet nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip füzeyi uzaya fırlatmıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acilen toplandı ve Kuzey Kore’nin bu eylemlerini kınayan sert bir karar aldı. Kuzey Kore 1980’lerin ortalarından itibaren nükleer silah elde etmeye dönük çalışmalarıyla gündemde yer alan bir ülke. 1985’te Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmasına rağmen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Pyongyang yönetiminin nükleer silah peşinde olduğunu ortaya çıkarması üzerine 1992’de NPT’den çekilmişti. Antlaşma’dan çekildiği için de, UAEA’nın denetimlerine takılmadan nükleer programını sürdürdü. BM Güvenlik Konseyi 1993’te, Kuzey Kore’nin nükleer silah yapmasını önlemek maksadıyla 825 sayılı kararını aldıysa da, etkili olamadı. Yıllarca ambargoya maruz bırakılan ülke, adım adım programını gerçekleştirdi. 1993-2003 yılları arasında sürdürülen ikna çabaları hiçbir olumlu sonuç vermedi. 2003’te ise Çin, ABD, Rusya, Japonya, Kuzey Kore ve Güney Kore arasında, “Altılı Görüşmeler” adı verilen diplomatik müzakereler başladı. Bu adımlar da, Pyongyang’ın kararlı bir şekilde çalışmalarına devam etmesine engel olamadı. Hatta, BM’nin aldığı 1696 ve 1718 sayılı kararlarına rağmen, nükleer denemeler yapmayı sürdürdü. HAVAYI GEREN TATBİKAT İşin ilginç tarafı, süratle nükleer kapasiteye ulaşmakta olan Kuzey Kore ile görüşmelere devam edildi. Ekim 2007’de, taraflar arasında uzlaşmaya varıldığı, Kuzey Kore’nin nükleer programına son vereceği açıklandı. Hatta, bir iyi niyet gösterisi olarak, Kuzey Kore Yongbyon nükleer tesisinin bir soğutma kulesini, televizyonlardan canlı yayınlanan bir törenle imha etti. Buna karşılık olarak da, ABD yönetimi 11 Ekim 2008’de Kuzey Kore’yi “Terörizmi Destekleyen Ülkeler” listesinden çıkarttığını açıkladı. Fakat, bu ülkeye uyguladığı ambargoların kaldırılmasını, Kuzey Kore yönetiminin daha fazla iş birliği yapması şartına bağladı. Ne olduysa, bundan sonra oldu. ABD ile Güney Kore, 9-20 Mart 2009 tarihlerinde, Güney Kore topraklarında toplam 26.000 Amerikan askerinin katıldığı kapsamlı bir tatbikat gerçekleştirdi. Bu tatbikatın yapılmasını, kendisine karşı düşmanca bir eylem olarak değerlendiren Kuzey Kore de, daha önce “Altılı Görüşmeler”de varılan mutabakatı bir kenara bırakarak, önce 5 Nisan’da bir uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi, ardından da dünyayı alarma geçiren nükleer denemesini yaptı. Kore Savaşı’ndan bugüne, iki Kore arasındaki savaş durumunun devam ettiğini, Japonya’nın da Kuzey Kore’den çok yoğun bir tehdit algıladığını göz önünde bulundurursak, mevcut durumun kelimenin tam anlamıyla bir “kriz” olduğunu söylemekte zorlanmayız. Fakat, meseleye çok yönlü baktığımızda, görünen resmin ötesinde, mutlaka cevaplanması gereken bazı sorular olduğunu da unutmamalıyız. CEVAPSIZ KALAN SORULAR Cevaplanması gereken en önemli soru, hiçbir somut delil olmamasına rağmen Kitle İmha Silahları ürettiği gerekçesiyle 2003’te Irak’a saldıran ABD’nin, nasıl olup da, nükleer silah peşinde olduğu UAEA’nın raporlarıyla apaçık ortaya konulan Kuzey Kore’ye daha etkili bir baskı mekanizması uygulamadığıdır. Bununla bağlantılı olarak, ABD yönetiminin mutlaka cevaplaması gereken bir başka soru da, nükleer programını tamamen sonuçlandırmamış olmasına rağmen, Kuzey Kore’ye neden diplomatik tabirle “havuç” uzattığı, yani bu ülkeyi terör listesinden çıkarttığıdır. Son olarak, Kuzey Kore’nin nükleer denemelerden vazgeçtiğini beyan ettiği bir dönemde, bu ülkenin burnunun dibinde binlerce Amerikan askerinin katılımıyla bir tatbikat yapmanın mantığı nedir? Bu eylemin Kuzey Kore tarafından “düşmanca” bir davranış olarak nitelendirilebileceği, yüzlerce düşünce kuruluşuyla (think-tank) iş birliği halinde olan Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından tahmin edilememiş midir? Tam bu noktada, merceğimizi Kore yarımadasının üzerinden Japonya’ya kaydırıp, yukarıdaki sorulara cevap arayalım. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ordularının muzaffer komutanı Mareşal McArthur, Japonya Anayasasını yazarken, bu ülkenin geleneksel biçimde silahlı kuvvetlere sahip olmayacağına dair 9. maddeyi de metne eklemeyi unutmamıştı. Bu yüzden Japonya yıllar boyunca, “Kendini Savunma Gücü” adı verilen küçük bir silahlı kuvvet dışında orduya sahip olamadı. Soğuk Savaş yıllarından başlayarak ABD ile Japonya arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde, artık ABD’nin müttefiki olan bu ülkenin savunmasını da Amerikan donanması üstlendi. 2003’teki Irak Harekatı’ndan itibaren ABD, Japonya’nın artık kendi ordusunu oluşturmasının zamanının geldiği yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Silahlı kuvvetler oluşturmayı yasaklayan Anayasanın 9. maddesinin değiştirilmesi konusu Japonya iç siyasetinde ısıtıldı. Bunun iki temel sebebi vardı. Birincisi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra ABD artık Japonya’nın savunulması için eskisi kadar çok masraf yapmakta istekli değildi. İkincisi ve daha önemlisi ise, George W. Bush-Dick Chenney ikilisinin yakın ilişki içinde olduğu Amerikan savunma sanayi şirketleri Japonya pazarına göz dikmişlerdi. Öyle ya, eğer Japonya ordu kuracaksa, bu ABD’den silah ithalatı şeklinde olabilirdi. Bu ise yüz milyarlarca dolarlık bir pazarın ortaya çıkacağı anlamına geliyordu. BİR ABD OYUNU MU? Şimdi, Kuzey Kore’nin nükleer denemeleriyle, Japonya’nın silahlanması arasında bir bağlantı kuralım. Japonya siyasetinde, anayasanın değiştirilmesine ve ordu kurulmasına karşı çıkanlar iki argümanı dile getiriyorlar. Birincisi, Japonya dışarıdan güçlü bir tehdit algılamıyor. İkincisi, Japonya’nın hızla kalkınmasının sırrı, silahlanmaya değil, eğitime ve bilimsel araştırmalara kaynak ayrılmasında yatıyor. Bunlara göre, Japonya silahlanmaya başlarsa, zaten durgunluk yaşayan Japon ekonomisi çöküşe geçebilir. Kuzey Kore nükleer denemeler yaptıkça, Japonya’da silahlı kuvvetler kurulmasından yana olanların, var güçleriyle, Kuzey Kore’nin ülke için çok büyük bir tehdit olmaya başladığını dile getirmeleri ve acilen silahlanılması gerektiğini söylemeleri tesadüf olabilir mi? Ve bu noktada bu haftaki yazımızı üzerinde kafa yorulması gereken bir soruyla bitirelim: Acaba ABD yönetimi, Kuzey Kore’nin kendi kontrolü altında nükleer bir güç olmasına, bilerek mi izin vermektedir?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT