BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevgi...

Sevgi...

İnsanların mutsuzluğuyla mutlu olanları, mutluluklarıyla mutsuz olanları hiçbir zaman anlamış değilim...



İnsanların mutsuzluğuyla mutlu olanları, mutluluklarıyla mutsuz olanları hiçbir zaman anlamış değilim... Son zamanlarda gerek çevremde, gerek basında bunları görmek mümkün... Neden bu hale geldik... Bu duyguyu bastırmak mümkün değil mi?... İlk yazımda bu konuyu ele almak istedim... Sanırım nedeni tek bir şeye bağlı... Sevgisizlik... Sevgisiz büyüyen bir insan, sevgi vermeyi bilmeyendir. Etrafımızda o kadar çok ki bu tür insanlar... Hatta maalesef her geçen gün sayıları hızla çoğalmakta. Çok üzücü... Neden insanlar kendi hayatlarıyla ilgilenmezler de, hep başkalarının hayatlarını irdelerler... Başarıları çekemezler de, hep çamur atmayı denerler. Oysa ki diğer insanları düşünüp kıskanmak yerine, kendileriyle zaman geçirseler belki de aynı başarıyı elde etme şansları artacaktır... Sevginin yapamayacağı, açamayacağı kapı yoktur. Kıskançlık duygusu yoğun olan kişilere buradan sesleniyorum... Bugünden itibaren bunu yenebilirsiniz. Sadece deneyin ve görün. İşe, kıskandığınız kişiyi tebrik etmekle başlayın. O kişinin, bunu hak ettiğini düşünün ve buna kafa yorun. Bakın nasıl işe yarayacak. Sabahın ilk saatlerinde gazetelerin sayfalarına baktığınızda, çoğunlukla hep iç karartan yazılar, birbirlerinin zayıf noktalarını yakalamanın sevinciyle yazılan satırlar, tenkitler, aşağılamalar, hakaretler, özel hayatlara müdahaleler, iftiralar, kısacası olumsuz olan her şeyi görmek mümkün. Böylece güne sıfır moralle başlamış oluruz. Simdi diyeceksiniz ki; “Ne yapalım yani hiç mi gazete okumayalım, ya da televizyon izlemeyelim?...” Hayır çözüm tabii ki bu değil.. Nefsimize yenik düşmeyelim yeter. O kadar alışmışızdır ki bu düzene, bazılarımız bunları okumaktan zevk alır hale bile gelmiştir. Normal yazılar ve haberler artık zevk vermez hale gelir. Ne kadar acı değil mi? Ha bir de daha da kötüsü var. Dedikodu. İşte bunun önüne geçmek nasıl mümkün olur inanın bunu bilemiyorum. Etrafımızda hastalık derecesine varan tipler görmek mümkün. Zira konu bulmak onlar için hiç de zor değildir... Dedikodu ve kıskançlık birbirlerinin en iyi arkadaşlarıdır... Harika bir ikili oluştururlar kendilerince! Oysa ki dinimizde ne kadar da günahtır dedikodu. Ama anlayabilene. Neden bu duygu nesiller boyu devam ediyor sanıyorsunuz. Çünkü çocuk ailesinden ne görürse aynısını yapıyor. Bakıyor ki anne ve babası sürekli evde, ya da iş yerinde kendi derdini unutmuş başkalarının hayatlarına çamur atmakla meşgul, ne yaptıklarını, ne aldıklarını, ne giydiklerini, nereye gittiklerini takip ediyordur. Onların mutluluğu rahatsız ediyordur çünkü bu tür insanları. Kendilerini mutlu etmenin yollarını aramak yerine, onları mutsuz etmenin yollarını aramakla ilgileniyordur... Çocuk daha hayata başladığı andan itibaren ailesinden ne gördüyse onu uygulamaya koyulmuştur bile... Yani kıskançlık duygusunu öğrenmiştir. Oyunda kaybediyorsa ya mızıkçılık yapar, ya “Ben oynamıyorum” der, ya arkadaşının oyuncağına, ya da ona zarar verir. İşte görüldüğü gibi bir sonraki nesil, hızla gidenlerin yerini doldurmaya hazırlanıyordur bile. Peki ne yapmalı, nereden başlamalı, nasıl anlatılmalı ki, başkalarıyla değil, herkes kendisiyle uğraşsın.. Bir bilen varsa lütfen bana anlatsın... Bol sevgi dolu günler dileğiyle...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT