BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hacer, bakkala gitmeye utanıyordu

Hacer, bakkala gitmeye utanıyordu

Hacer o gün bir cenaze gibi dolaştı evin içinde. Ne yaptığını bilmeden, gözyaşları hiç kesilmeden küçücük odanın içinde deliler gibi dolandı.



Hacer o gün bir cenaze gibi dolaştı evin içinde. Ne yaptığını bilmeden, gözyaşları hiç kesilmeden küçücük odanın içinde deliler gibi dolandı. Hiç konuşmuyordu. Hakan ise annesinin bu ızdırap dolu saatlerinde sessizce kendi kendine oynuyordu. Yaşar eve gelmemişti. Ondan sonraki bir hafta boyunca da hiç gelemeyecekti. Hacer küçük bebeğinin acısı içinde elinde kalan yavrusunun sorumluluğunu yüreğinde hissederek çırpınacaktı. Evde hiçbir şey yoktu. Açtı Hakan. Bir gün önceden kalan birkaç parça yiyeceği de öğleye doğru yiyip bitirmişti. Hacer bakkala gitmeye utanıyordu. Sonunda çaresiz kalıp mantosunu giydi. Hakan’ı evde bıraktı. Çarşıya inip fırına doğru yürüdü. Kapıda duran fırıncı ürkek tavırlı Hacer’i görünce başını yana eğdi: - Kardeş, gel... Hacer çekingen bir tavırla yaklaştı fırıncıya: - Buyur ağabey... - Gel, içeri gel... Usulca süzüldü fırından içeriye genç kadın. Fırıncı tezgahın arkasına geçip bir torbaya üç ekmek koydu. Birkaç tane de poğaça sardı. Uzattı: - Al bakalım. Çocuklara yedirirsin. Hacer minnetle baktı adama: - Allah razı olsun ağabey, oğlum aç... Sen de olmasan... - Tamam haydi bakalım, git doyur karnını çocuklarının. Hacer elinde ekmek torbasıyla çıktı dışarıya. Bugünü de halletmiş sayılırdı. Şarküterinin önünden geçerken kapıdaki iri yarı adama yaklaştı: - Ağabey, peynir artıkların varsa verir misin? Ekmeğimi fırıncı abi verdi, yanına katık edeyim. Kırık parçalardan... Şarküteri sahibi tanıyordu Hacer’i. - Gel... İçeri girip peynir tenekesinin dibindeki parçaları bir torbaya doldurdu. Uzattı genç kadına: - Haydi afiyet olsun...Ha, dur bir dakika... Tezgahtan bir paket tarhana alıp uzattı: - Bunu da al bacı... Pişirirsin. Hacer minnetle başını salladı: - Allah ne muradınız varsa versin abi. Bahtınız, keseniz açık ve bereketli olsun. Elindeki nevaleyle acele evine döndü. Hemen ekmeklerden birini tepsiye koydu. Kırık peynirleri ucuz bir plastik kaseye doldurdu. Bir tane poğaça çıkarttı. Tarhanayı akşama pişirecekti. Hüzünle içini çekerek tepsiyi odaya götürdü. Dışarıda yağmur başlamıştı... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT