BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ağalığa takılıp kalmak

Ağalığa takılıp kalmak

Her sene aynı şeyleri yaşıyoruz Kırkpınar geldiğinde... Bozuk plak misali, ağalığı tartışıyoruz! Kadınların ağa olup olamayacağını tartıştık; bir bayan büyük taahhütlerle ağa olunca yere göğe koyamadık; Hanım Ağa şöyle Hanım Ağa böyle diyerek işi adamakıllı magazinleştirdik. Hanım Ağanın soluğu Kırkpınar’a kadar yetmeyince, taahhüt ettiği parayı ödemeyince, Hanım Ağalı Kırkpınar’ın nasıl olduğunu anlayamadık.



Her sene aynı şeyleri yaşıyoruz Kırkpınar geldiğinde... Bozuk plak misali, ağalığı tartışıyoruz! Kadınların ağa olup olamayacağını tartıştık; bir bayan büyük taahhütlerle ağa olunca yere göğe koyamadık; Hanım Ağa şöyle Hanım Ağa böyle diyerek işi adamakıllı magazinleştirdik. Hanım Ağanın soluğu Kırkpınar’a kadar yetmeyince, taahhüt ettiği parayı ödemeyince, Hanım Ağalı Kırkpınar’ın nasıl olduğunu anlayamadık. Sünnetçi ve gazinocu ağa olur mu olmaz mı diye tartışırken işi gaylere kadar götürdük. Ağanın heykeli dikilirdi dikilmezdi derken işi Yunanlı Ağaya kadar getirdik. Edirne Belediyesi korktu, Kepez’de parayı bastırıp ağa olan Yunanlı, ya Kırkpınar ermeydanında rakiplerini kaçırırsa diye... Acele Belediye Meclisi toplandı ve ağalık şartları arasına “TC vatandaşı olmak” şartı getirildi de Kırkpınar’ın namusu kurtarıldı (!). Kırkpınar geleneğinde ağalığa talip olunmaz, ağa seçilirdi. Kırkpınar’da hazır bulunan eşraf, malı, mevkisi, toplum içindeki yeri itibariyle kendi aralarında konuşarak kimin ağa olacağına karar verirler, ağalık koçunu onun önüne bırakırlardı. Yani o zaman parayı veren düdüğü çalmazdı, layık olan ağalığa seçilirdi. Ağalık, reklamını yapma, şan ve şöhrete kavuşma vesilesi bilinmezdi. Tam tersi, sahip bulunulan nimetlere şükür, güzellikleri paylaşma vesilesi diye bilinir, ağa verdiğinin reklamını yapmaz, Kırkpınar’a gelenleri ağırlamağa, pehlivanları sevindirmeğe çalışırdı. Ağaların kendini göstermek diye bir dertleri yoktu. Bütün dertleri, sahip bulunan nimetlerin hesabını verebilmekti. Onlar buğday başağı gibiydi, güç- kuvvet, mal-mülk, bilgi-marifet arttıkça, bu nimetlerin şükrünü nasıl ederiz endişesiyle boyunları daha fazla bükülürdü. Çünkü onlar bütün bu üstünlükleri birer emanet bilirlerdi. Parayı veren düdüğü çaldıkça daha çok konuşuruz ağa kim olabilir kim olamaz diye. Ha, Yunanlıdan ağa olabilir mi diye sordunuz? Kırkpınar’da hayır, ama mahalli organizasyonlarda niçin olmasın. Ağalığa takılıp kaldıkça Kırkpınar neyi temsil ediyor, neyi anlatıyor, kimlerin yadigarıdır konuşulmuyor. Yoksa birileri bunlar gündeme gelmesin diye bizi bir yerimizden bir şeylere takıp bir yerlere mi götürüyor? Ne dersiniz?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT