BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uyumsuzluk huyumuzdur!..

Uyumsuzluk huyumuzdur!..

Biz, neye “uyum” sağlayacağımızı idrak edemeden, birilerinin bizim “acayip” futbol anlayışımıza “uyum” göstermesini bekleriz.



Biz, neye “uyum” sağlayacağımızı idrak edemeden, birilerinin bizim “acayip” futbol anlayışımıza “uyum” göstermesini bekleriz. Yaşam biçimimize, yemeklerimize, taraftarlarımıza, magazin basınımıza, spor yorumcularımıza, yazılı basınımıza, naklen yayın biçimlerimize, maç sonrası demeçlerimize ve futbol kulüplerimizin yöneticilerinin yönetim biçimlerine “uyum” göstermesini bekleriz bir yabancının. Hemen her şeyimiz uluslararası standartların ötesinde, genelde “vahşi seyir ve yorum” anlayışına sahip olduğu için tahammülsüzlüğümüze “uyum” sağlamasını bekleriz çok uzaklardan ve apayrı kültürlerden gelmiş insanların... Mustafa Denizli... Bu konuda nasır bağlamış bir karakteri vardır. Yılları vardır geride böyle sorunları yaşayarak geçmiş. Sinsice ve çok zekice hamlelerle aslında o yönetir spor medyasını ve kulübünü; aslında yönetiliyormuş gibi yaparak. Önde başlayacak bu nedenle. Ama onun sorunu, takımının Avrupa ile lig macerasını birlikte yürütmeye ne kadar “uyum” göstereceği ile ilgilidir... Christoph Daum... Bizi bilir. Bizi bizden iyi bilen bir “şark kurnazı” olup çıkmıştır çoktan. Marşımızı söyler gibi yapar, Türk insanına ve Türkiye ülkesine bağlı gibi yapar. Belki gerçekten sevmektedir en çok para kazanabileceği ülkeyi. Ben de suyu akan ve su içebildiğim çeşmeyi, “en sevdiğim çeşme” olarak ilan edebilirim. Onun “uyum” sorunu yaşamayacağı kesin. Takımının da ona “uyum” sorunu yaşamayacağını en baştan kabullenmeliyiz. 60’tan sonra her takımı bayıltacaktır ama bunun sebebi Daum değil, yanında bonus olarak dolaşan Roland Koch olacaktır. Onun sorunu, kendisinin Avrupa hedeflerine ne denli “uyum” sağlayabileceği ile ilgilidir. Türkiye’yi becerir ama Avrupa’yı ıskalayabilir. Çünkü Türkiye’de en önde olmanın yeteceğini bilmektedir. Hele başına geçtiği camia açısından anlık tatminlerin, yıllara yayılmış “örgütlü başarıdan” daha geçerli olduğunu bilecek kadar bizi çözmüştür. Frank Rijkaard.. En önemli ve kariyeri en yaygın adamdan bahsediyoruz. En üst düzeylerde adı geçen, en büyük futbol törenlerinde bulunmuş, en büyük takımların formasını giymiş, dünyanın en büyük üç takımından birini çalıştırmış, 1500 Euro’ya alınan bir hasta çocuğa, üzerinde “kemik yetmezliği ve büyüme hormonu sorunu” teşhisi varken, forma verip dünyanın bir numarası yapmış birinden söz ediyoruz. Eto’o’ya düz koşu yaptırmış ve onu keşfetmiş, Ronaldinho’yu artistleştirmiş birinden söz ediyoruz... “Uyum” sorunu mutlak ve en kesin olarak burada yaşanacak. Ancak; Rijkaard’ın Türkiye’ye “uyum” sorunundan daha fazlasını, takımı ve yönetimi ona “uyum” konusunda yaşayacaktır. Hedef Şampiyonlar Ligi ise adamda ondan 2 tane var. Meçhul Asker... Yani Trabzonspor’un hocası... “Uyum” sorunu yok, çünkü hoca yok. Dolayısıyla transfer yok. Hatta belki yönetim bile yok. En rahatı aslında onlar... Önce adamı bulacaklar, sonra adamı Trabzon’da yaşamaya uyduracaklar, sonra kolbastıya alıştıracaklar, ardından her kahvehanede en az 50 teknik direktörün oturmakta olduğunu anlatacaklar, yerel basın ve yerel televizyonlara uyum sağlatacaklar, oyuncuları ona uyduracaklar... Zor iş be... En iyisi sezonu müthiş bir finişle bitiren Özen Hoca mı ne?.. Dutch-Deutsche Böyle derler Hollanda-Almanya çekişmesine. Hollanda Milli Takımının üçüncü kalecisi Stanley Menzo anılarında şöyle der: “Almanların bizi yenmesi önemli değildi. Bizi çıldırtan Aaron Winter, Frank Rijkaard ve Gullit’in her topu aldığında ıslıklanmaları olmuştu... Hepsi Hollanda Antillerinden gelmiş eski futbolculardı ve Hollandalıydılar bizim kadar. Ama Rijkaard daha farklıydı. Çünkü babası Herman Rijkaard yine Antilerden bir kadınla evliydi ve renginden dolayı Alman dazlaklar ona ayrı bir tepki koydu. Faşistlerin öne gideni Rudi Voller öyle bir şey söyledi ki, Rijkaard’dan yüzünün ortasına tükürüğü yedi.” Rijkaard sonra bunu inkar etti. Yani, tükürdüğünü değil, hangi duygularla tükürdüğünü inkar etti. Ama hepimiz bilmiyorduk ki; onun tükürüğü karşısındaki kitlede yaygın olan isteri durumunu protesto etmek ve Antillerin değil, Hollanda’nın kanına dokunduğu için yapılmış bir hareketti. Galatasaray bir teknik direktörden fazlasını, bir futbol filozofu transfer etti. Ronald Koeman’a göre her Hollanda-Almanya eşleşmesi, şeytanın (!) bir marifetidir... 18 Haziran 1992’de, Göteborg’da, Hollanda-Almanya maçı sırasında sakatlanan “en büyük Alman” Matteheaus, oyundan çıkarken oyuna giren Andreas Moeller’e şöyle bağırdı tüm dünyanın duyacağı şekilde: “O Rijkaard’ın dizine vuracaksın...” Bu taşınıyor Türkiye ligine... Daum ve Rijkaard... İlk el sıkıştıklarında, tüm dünya orada olacak... Ve herkes biliyor ki Hitler’in işgal ettiği Hollanda’nın kafasına hep kakmıştır bunu Almanya... Hollanda ise Fransız direnişçilerinin çıkış noktasıdır. O nedenle orada olacaklar... Kantarın Topuz’u kaçtı Bir telefon muhaveresi: - Mehmet, beni arayıp duruyormuşsun... Yanlış... - Mehmet evladım, bizde oynamak ister misin?.. Doğru... İşte buna alınmış bizim Yozgatlı temiz Anadolu çocuğumuz Topuz’umuz Mehmet’imiz... Sonra Beşiktaş kanına girmiş onun. Ardından menajerler saldırmış olaya... Aziz Yıldırım bu nedenle hatalı... Demirören hatalı. Çünkü köyün güzelini kaçırdı. Babalar kan davasında. Töre cinayeti yakın. Topuz hatalı... Bir Anadolu delikanlısı olarak Aziz Yıldırım ve İstanbul jargonuna alışık değildi... Hurma hatalı... Düzgün ve dürüst davrandı ve kulübünün menfaatlerini korudu. Mamur hatalı... Söz verdi ve sözünde durmaya çalışıyor ama kimse buna alışık değil... Menajerler hatalı... Bezirgan pazarlığına çevirdiler işi ve çocuğu mundar etmek üzereler... Bir tek benim hatam yok. Çünkü konuyla hiç ilgim yok ve ben sadece nerede olursa olsun Topuz’u seyretmek isteyenlerdenim. Aslında bütün mesele; “sözünde duran” bir takım Anadolu insanlarına alışık olmayan İstanbullu büyük takım yöneticilerinin “vahşi kapitalizm” tarafından eğitilmiş olmalarıdır... S-ÖZ Kayseriliye sormuşlar: - 2 kere 2 kaç eder?.. Kayserili düşünmüş ve cevaplamış: - Alırken mi, satarken mi?.. >> Mesele Trabzon kütüğüne kayıtlı olmayan bir Türk ile Türk olmayan birinin Trabzon kentine uyum sorunu değildir. Mesele çok huysuz bir camianın “yeni gelecek hocaya” uyum sorunudur...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT