BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İstanbul’un manevî sultanı: Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî

İstanbul’un manevî sultanı: Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî

Bugünkü makâlemizde bir nebze, Türkiye’de, “Eyyûb Sultân” diye meşhûr olan İstanbul’un ma’nevî sultânı büyük sahâbîden bahsedeceğiz. İsmi, Hâlid bin Zeyd olup, künyesi “Ebû Eyyûb”dur. Medîneli Müslümanlardan olduğu için “Ensârî” nisbesiyle meşhur olmuştur. Babasının adı Zeyd, annesinin ismi Hind binti Rebîa’dır. Doğum târihi bilinmemektedir. 670 (H.50) senesinde İstanbul’da şehîd oldu.



Bugünkü makâlemizde bir nebze, Türkiye’de, “Eyyûb Sultân” diye meşhûr olan İstanbul’un ma’nevî sultânı büyük sahâbîden bahsedeceğiz. İsmi, Hâlid bin Zeyd olup, künyesi “Ebû Eyyûb”dur. Medîneli Müslümanlardan olduğu için “Ensârî” nisbesiyle meşhur olmuştur. Babasının adı Zeyd, annesinin ismi Hind binti Rebîa’dır. Doğum târihi bilinmemektedir. 670 (H.50) senesinde İstanbul’da şehîd oldu. Peygamber Efendimizin “mihmândârı”; yâni Resûlullah, Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicret ettiği zaman, deve bunun kapısında [bunun evinin yakınında bulunan bir arsada] çöktüğü için, Mescid yapılıncaya kadar, yedi ay O’nu evinde misâfir eden sahâbîdir. Bilindiği gibi, Peygamber Efendimiz Mekke’den Medîne’ye hicret buyurduğu sırada, Medîne’nin ileri gelen kimselerinden bâzıları, devesi Kusvâ’nın yularından tutup; “Yâ Resûlallah! Bize buyurun...” diyerek evlerine da’vet ettiler ve kabûlü için istirhâmda bulundular. Peygamber Efendimiz onlara; “Devemin yularını bırakınız; o me’mûrdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misâfir olurum” buyurdular. Kusvâ da gide gide bugünkü “Mescid-i Nebevî”nin kapısının bulunduğu yere çöktü. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) devesinden inmediler. Hayvan tekrâr ayağa kalktı, yürümeye başladı. Eski yere tekrâr gelip çöktü ve bir daha kalkmadı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Kusvâ’nın üzerinden inip; “İnşâallah menzilimiz burasıdır” ve “Burası kimindir?” buyurunca; “Yâ Resûlallah! Amr oğulları Sehl ve Süheyl’indir” diye cevap verdiler. Peygamberimiz; “Akrabâmızdan hangisinin evi buraya daha yakındır?” buyurdular. Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri sevinçle; “Yâ Resûlallah! Benim evim daha yakındır. İşte şu evim, şu da kapısı” diyerek Resûlullahı evine buyur etti. Zîrâ Resûlullah Efendimizin dedesi Abdülmuttalib’in annesi, Neccâroğulları’ndandı. Böylece Peygamberimizi, Mescid-i Nebî ve meşrûtaları inşâ edilinceye kadar ağırlama ve evinde bulundurma şerefi bu mübârek zâta nasib oldu. Hâlid bin Zeyd, Peygamber Efendimiz, Mekke’den Medîne’ye hicret etmeden önce bi’setin, yâni Peygamberliğinin bildirilmesinin 11. senesinde Müslüman oldu. İkinci Akabe bîatinde bulunarak Resûlullah Efendimizin sohbetiyle şereflendi. Böylece hem Eshâb-ı kirâm’dan, hem de Ensâr-ı kirâmdan oldu. Hanımı Ümmü Eyyûb da Müslüman olup, Peygamber Efendimize hizmetle şereflendi. Eyyûb, Abdurrahmân, Hâlid isminde üç oğlu ve Amre isminde de bir kızı vardı. Ebû Eyyûb-i Ensârî; Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye ve diğer bütün gazvelerde (harplerde), Resûlullah Efendimizin yanında bulundu ve hayır duâlarına kavuştu. Birçok muhârebede “Sancakdârlık” hizmeti ile şereflendi. Bu sebeple kedisine “Sancaktâr-ı Resûlillah” unvânı verildi. Hâlid bin Zeyd Hazretleri, Cemel ve Sıffîn vak’alarında, Hazret-i Ali’nin yanında bulundu. Onun kumandanları arasında yer aldı. Suriye ve Filistin muhârebelerinde, Mısır ve Kıbrıs’ın fethinde bulundu. Gâyet şecâatli ve pek kahramândı. Bir özrü sebebiyle bir muhârebede bulunamadığı için hep üzülürdü. Ebû Eyyûb (radıyallahü anh), ihtiyâr olduğu hâlde [rivâyete göre 83 yaşında iken], Hazret-i Muâviye’nin, 670 (H.50) senesinde İstanbul’un fethi için teşkil ettiği orduya da katıldı. Süfyân bin Avf-ı Ezdî kumandasındaki bu ordu ile İstanbul’u almaya geldi. Çarpışmalar sırasında dizanteri hastalığına yakalandı. Ecelinin yaklaştığını hissedip, Peygamber Efendimizin; “Kostantîniyye’de kalenin yanında bir recül-i sâlih [sâlih bir insan] defnolunacaktır” hadîs-i şerîfini rivâyet etti ve “Şâyet burada vefât edersem, cenâzemi hemen defnetmeyin. Ordunun gidebileceği yerin en ileri noktasına kadar götürün ve beni oraya defnedin” diyerek vasiyet etti. Sonra mübârek rûhunu teslim ederek şehîd oldu. Aradan sekiz asır geçmiş, Hazret-i Hâlid bin Zeyd’in kabri unutulmuştu. İstanbul’un fethi, Osmanlı pâdişâhı Fâtih Sultan Mehmed’e nasib oldu. Fetihten sonra Fâtih’in ricâsı ile, Hâcı Bayrâm-ı Velînin yetiştirdiği evliyâdan, hocası Akşemseddîn tarafından Ebû Eyyûb-i Ensârî’nin kabri, kerâmetle keşfedilerek tesbit edildi. Fâtih Sultan Mehmed Han, Ebû Eyyûb-i Ensârî Hazretlerinin kabri üzerine bir türbe, bir de yanına câmii şerîf binâ ettirdi. Burası bütün Müslümanların ziyâretgâhı hâline geldi. Osmanlı Pâdişâhları, bu türbeye çok saygı gösterirlerdi. Yeni Hükümdârlar bu türbe ve câmi önünde kılınç kuşanırlardı. [Cenâb-ı Hak, hepimizi, Ebû Eyyûb-i Ensârî Hazretlerinin şefâatlerine nâil eylesin.]
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT