BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seçim sonrasında Ahmedinejad değişir mi?

Seçim sonrasında Ahmedinejad değişir mi?

Son seçimler, Ahmedinejad’ın ülke içinde daha bütünleştirici ve kucaklayıcı bir pozisyon takınmasını zorunlu kılıyor. Çünkü, bugüne kadar varlığı hep inkâr edilen etnik ayrışma potansiyeli bu, seçimde su yüzüne çıktı.



Musavi destekçileriyle güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar, önümüzdeki günlerde Ahmedinejad’ın başını çok ağrıtacağa benziyor. İran’da 12 Haziran Cuma günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda oyların %63’ünü alan Mahmud Ahmedinejad, %32 oy alan en yakın takipçisi Mir Hüseyin Musavi’nin açık ara önünde yer alarak ikinci kez cumhurbaşkanlığı makamına geldi. Seçim sonuçlarının İran, Ortadoğu ve uluslararası sistem açısından önemli bazı yansımaları olabilir. Seçim kampanyası sırasında dile getirilen görüşleri ve sonuçların açıklanmasından sonra Tahran’da yaşanan Ahmedinejad karşıtı gösterileri göz önünde bulundurduğumuzda İran’ın 1979’taki devrimden 30 yıl sonra önemli bir kavşak noktasına ulaşmış olduğunu söylememiz mümkündür. Konuşmalarında İran’ın mutlaka süratli bir reform süreci yaşaması ve uluslararası camiadan dışlanmışlığının giderilmesi gerektiğini ifade eden Musavi’nin İran halkının üçte birinden oy alması, halkın en az üçte birinin sadece Ahmedinejad’ı değil, İran’ın mevcut sert rejimini de istemediğinin açık bir göstergesidir. Özellikle siyasal ve sosyal hayatta maruz kaldıkları ayrımcı uygulamalardan artık bir an önce kurtulmak isteyen kadınların seçim kampanyasında bugüne kadar olmadığı kadar aktif bir şekilde yer almaları not edilmesi gereken önemli bir gelişmedir. İŞİ KOLAY DEĞİL Musavi’nin seçimlerde hile ve usulsüzlükler yapıldığı yönündeki açıklamaları ve Musavi destekçileriyle güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar, İran iç siyasetindeki çalkantının önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin işaretleri olarak yorumlanabilir. Bu noktada, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad iki şey yapabilir. Birincisi, rakibinden iki kat fazla oy almış olmasının vermiş olduğu özgüvenle hareket ederek, Musavi yandaşlarının üzerine sert biçimde gidebilir. Bu ise, İran’da rejim tartışmalarını soğutmayacak, tam tersine daha da alevlendirecektir. İkinci ihtimal ise Ahmedinejad’ın muhalifleri de kucaklayacak, ılımlı bir siyaset izlemesi, reform beklentisi içinde olanların isteklerini zamana yaymak suretiyle karşılamasıdır. Ahmedinejad’ın aslında doğrudan bir siyasi lider olmadığı, mevcut rejimin aynen devam etmesinden yana olan muhafazakâr bir ittifakın ve dini lider Ali Hamaney’in sözcüsü konumunda bulunduğu dikkate alındığında, ikinci ihtimalin gerçekleşmesinin çok da kolay olmadığı söylenebilir. Diğer yandan, Ahmedinejad’ın ülke içinde daha bütünleştirici ve kucaklayıcı bir pozisyon takınması, İran dış politikasına da doğrudan yansıyacaktır. Zannedilenin aksine, Musavi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi İran’ın ABD ve İsrail’le daha sağlıklı ilişkiler kurmasının önünü açmayacaktı. Zira Musavi atacağı her adımda, dini liderin muhalefetiyle karşı karşıya kalma riskini taşıyacaktı. Muhafazakâr kesimlerin desteğinden mahrum ve İran silahlı kuvvetlerinin kontrolünü tam olarak elinde bulunduramayan bir cumhurbaşkanı olarak, İran dış politikasını istediği gibi yönlendiremeyecekti. Hâlbuki Ahmedinejad’ın Hamaney’in de onayını alarak uluslararası alanda işbirliğine açık bir politikayı benimsemesi daha kolay olacaktır. ABD ve İsrail’e karşı daha yumuşak bir söylem takınırsa, bunun sebeplerini rejim yanlısı muhafazakârlara, Musavi’den çok daha rahat açıklayabilecektir. Unutmayalım ki, Orta Doğu’da köklü politika değişikliklerinin, yeni isimlerce değil, bizzat eski politikaların takipçilerince yapıldığı durumlarda somut neticelerin alındığının pek çok örneği vardır. Mesela, 1978’de Camp David anlaşmalarını imzalayanlar, daha önce birbirleriyle savaş alanında karşı karşıya gelen Enver Sedat ve Menahem Begin’di. 1993’te Oslo Anlaşması’nı imzalayanlar ise, yıllarca birbirlerini yok etmek için mücadele eden Yaser Arafat ve İzak Rabin’di. İran seçimlerinin dikkatlerimize sunduğu çok çarpıcı bir diğer tablo da, İran toplumunda bugüne kadar varlığı rejim savunucuları tarafından hep inkâr edilen etnik ayrışma potansiyelinin su yüzüne çıkmasıdır. Nitekim İran Azerbaycanı’nda doğan bir Türk olan Musavi, çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu kentlerin tamamında güçlü bir destek bulmuştur. Tebriz’de Ahmedinejad’ın %57 oy almış olduğu resmi olarak açıklansa da, Musavi taraftarları bunun tamamen gerçek dışı olduğunu iddia etmektedirler. Diğer bir reformcu aday Luristan doğumlu Mehdi Karubi ise özellikle Lurîlerden oy almış gözükmektedir. ETNİK ÇATIŞMA İHTİMALİ Ahmedinejad’ın Türkleri hedef alan bazı açıklamalarının Mayıs 2007’de Tebriz’de çok geniş çaplı gösterilerle protesto edildiği hatırlandığında, Şia müşterek paydasında bir araya geldiği ifade edilen Türkler ve Farsîler arasındaki siyasi ayrımın bu seçimlerden sonra daha da belirginleşebileceği analizi yapılabilir. Bu ise, Bill Clinton döneminde ABD tarafından yürütülmeye çalışılan “İran’da etnik farklılığa dayalı bir çatışma çıkarma” politikasının Obama döneminde tekrar gündeme getirilmesine yol açabilir. İstanbul ve Kahire konuşmalarında İran’la diyaloğa hazır olduğu mesajını veren ABD Başkanı Obama, tartışmalı seçimlerden galip çıkan Ahmedinejad’ın ABD ve İsrail’e dair ne gibi mesajlar vereceğini dikkatle izlemektedir. İran Cumhurbaşkanı’nın işbirliğine açık olduğunu hissettirecek bir tavır takınmaması halinde, ABD Başkanı’nın da mevcut ılımlı tutumundan vazgeçebileceğini ve kendisinden önceki başkanlar gibi İran’da rejim değişikliği için düğmeye basabileceğini unutmamak gerekir. Böyle bir durumda ABD’nin İran politikasının temel dayanağını İran Türkleri oluşturacaktır. Bu ise, Türklerin sonucunun ne olacağı belli olmayan bir maceraya sürüklenmelerine yol açabilir. Türkiye, komşu bir ülkenin içişlerine karışmama şeklinde bugüne kadar takip ettiği hassas siyaseti devam ettirirken, İran Türklerinin bölge dışı aktörler tarafından tehlikeli bir yöne sürüklenmelerinin de önüne geçecek açılımlar içinde olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT