BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sadık bir talebe Seyfüddîn Menârî

Sadık bir talebe Seyfüddîn Menârî

Seyfüddîn Menârî, Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin yüksek talebelerindendir. Şâh-ı Nakşibend Behâüddîn-i Buhârî hazretleri bu yüksek talebesine husûsi ihtimâm ve sevgi gösterirdi.



Seyfüddîn Menârî, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin en çok sevdiği talebelerinden idi. O da, çok sadık idi, hocası vefât edinceye kadar sohbet ve hizmetinden ayrılmadı... Şâh-ı Nakşibend hazretleri, bu kıymetli talebesine, kendisinden sonra Alâüddîn-i Attâr’a bağlanmasını işâret etti. O da hocasının vefâtından sonra, Hâce Alâüddîn’in hizmetine girdi... “TASAVVUFTA ESAS...” Bu mübarek zatın da, mübarek hocaları gibi kıymetli sohbetleri vardır. Buyurdu ki: “Tasavvufta esas, hazır ve uyanık bir kalb ile devamlı zikirdir. Bunun için zikrin hakîkati, her şeyi unutarak Allahü teâlâyı anmaktır. Ya’nî her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır.” “Sâdık talebelerin, şu üç edebe uymaları mecbûriyeti vardır. Hocasına makbûl sayılacak ne hizmet yapsa, bundan dolayı asla gurûra düşmemeli, nefse pay çıkarmamalıdır. Kendisinden makbûl olmayan bir iş zuhur etse, ümitsizliğe düşmemeli, ayrılmayı asla aklına getirmemelidir. Hocasının verdiği emri muhakeme ve münâkaşa etmeden yerine getirmek için canla başla gayret etmelidir.” “Resûlullah efendimiz, Allahü teâlânın şöyle buyurduğunu bildirdi: (Ben kulumun, beni zannına göreyim. Kulum beni anınca, ben onunla beraber olurum. Eğer kulum beni nefsinde anarsa, ben de onu zâtımda anarım. Eğer beni bir cemâat içerisinde anarsa, ben de onu ondan daha hayırlı bir cemâat [melekler] arasında anarım.)” “ÇEKTİĞİNİZ BU ACI NEDİR?” “Allahü teâlâ A’râf sûresinin ikiyüzbirinci âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahtan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, Allahı ve azâbını düşünürler. Bir de hemen bakarsın ki, onlar doğru yolu bulup şeytanın vesvesesini atmışlardır bile) buyuruyor. Ya’nî müttekîler, kendilerine şeytandan bir şey isâbet edince ve onun vesvesesinin farkına vardıkları zaman, Allahü teâlânın emrini ve yasaklarını hatırlarlar. Doğruyu görüp, şeytanın vesvesesinden uzak kalırlar.” Seyfüddîn Menârî şöyle anlatır: “İlk hocam Hamîdüddîn vefât ederken yanında bulundum. Büyük bir ızdırap içinde idi. Ona dedim ki: ‘Çektiğiniz bu acı ve ızdırap nedir? Tahsil etmeyi bıraktığımızdan dolayı bizleri kötülediğiniz o ilim hazineleriniz nereye gitti?’ Bunun üzerine; ‘Bizden gönül istiyorlar. Ya’nî selim kalb istiyorlar. Bizde ise ondan eser yok. Izdırâbım bundandır’ dedi.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT