BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Transferin üç hali

Transferin üç hali

Önce, en öncesine gidelim. Daha sözleşme nedir bilinmeyen, futbolcunun aşağılandığı, onun üstünden başarıya pay çıkarıldığı dönemlere. Futbolun antik çağlarına. Dünya futbolunun mağara dönemine. Yabancı oyuncunun ne demek olduğunun bilinmediği, rengi başka renk olan oyuncuyu oynatmanın günahla eş değer sayıldığı karanlık çağlara gidelim.



Tarihin tozlu raflarından üç transfer öyküsü anlatacağım bu yaz gününde. Toz duman içinde biten Mehmet Topuz olayını başından sona, hatta baş kısmını bizzat içinden izlemiş bir yazar kulunuz olarak, üzerinize afiyet biraz deniz kenarından yazarak, katılacağım duruma. Kravatlı koca adamlar, şu yaz sıcağında ve zorunlu olarak kravat taktığı her halinden belli olan genç adamlara imzalar attırırken, ben biraz eskilere götürmek ve dolaştırmak istiyorum sizleri. Hani belki, içiniz serinler diye... Önce, en öncesine gidelim. Daha sözleşme nedir bilinmeyen, futbolcunun aşağılandığı, onun üstünden başarıya pay çıkarıldığı dönemlere. Futbolun antik çağlarına. Dünya futbolunun mağara dönemine. Yabancı oyuncunun ne demek olduğunun bilinmediği, rengi başka renk olan oyuncuyu oynatmanın günahla eş değer sayıldığı karanlık çağlara gidelim. O zamanlar, bazı futbolcuların “milli servet” sayıldığı için transferlerinin ülke politikası gereği yasaklandığı dönemi bile henüz bilmiyorduk. Yıllarca top kovalayıp bir ev sahibi olabilmenin bile pek mümkün olmadığı dönemler bizde çok geride değildir. Ama dünya bunu çok daha önce aştı. Gelin tarihe bir yolculuk yapalım da bizim bir iki 10 yıl geride bıraktığımız durumu, dünya ne zaman yaşamaya başlamış ve bunu nasıl atlatmış bir görelim. Bunda pay çıkarması gerekenler, Kaka’lar Christiano Ronaldo’lar ve belki de Mehmet Topuz’lardır. Transferin GAZ hali Pedro Arispe için “vatan” sözcüğü bir şey ifade etmezdi. Vatan, o zamanlar evine ekmek götürebildiğin yerdi. 1924 Olimpiyatlarına Uruguay Milli Takımını götürebilmek için evini ipotek eden, gemide üçüncü mevkide bilet bulabilen ve tahta sıralarda uyuyan oyuncuları güvertede koşturarak zinde tutmaya çalışan bir futbol tutkunu idi Atilio Narancio. Bütün derdi iş bitiminde bir cümlecik sarf edebilmek içindi... O takımdan, Pedro Arispe kasap, Jose Nasazzi taş işçisi, Perucho Petrone manav, Pedro Cae buz dağıtıcısı, Jose Leandro Andrade karnaval müzisyeni ve aynı zamanda ayakkabı boyacısı idi. Bu adamların hiç biri 20 yaşını bulmamıştı henüz. Paris Olimpiyatları öncesi İspanya’da 9 maç oynayıp hepsini kazandılar. Herkes onlara acıyarak bakarken Olimpiyatların ilk maçında Yugoslavya gibi bir efsane takımı, tam 7-0 yendiler. Bu maçın öncesinde bulunabilen Uruguay bayrağı ters yönde asılmış, marş olarak da ellerindeki tek Güney Amerika bestesi olan Brezilya Milli Marşı çalınmıştı. Belki de bu kanlarına dokunmuştu. Çünkü bu bir Güney Amerika takımının futbol tarihinde Avrupa’daki ilk maçıydı. Şampiyon oldular. Siyah oyuncuları ilk defa orada gördü Avrupa ve büyülendi... Olimpiyat şampiyonası bittiğinde ellerinde kupa ile ortalıkta koşuşturan Uruguaylı futbolcuları büyülü Avrupa atmosferi alıkoymak istedi. Yıllarca çalışıp kazanamayacakları aylık ücretler teklif ettiler. Hareketten bir gün önce onları toplayan Narancio şu ünlü cümlesini sarf etti: “Uruguay artık dünya haritasındaki o küçücük nokta değildir... Ona göre düşünün...” Sonra “Vatan” sözcüğünün anlamını hiç bilmeyen Pedro Arispe şunları söyledi: “İsteyen kalsın. Ben Uruguay’da bizi limanda karşılayacak insanlara gitmek istiyorum. Belki de ilk defa bir kasabın heykeli dikilecekmiş. Ben dönüyorum...” Bütün takım döndü, bir kişi hariç. Zenci sihirbaz ve tüm zamanların en yetenekli oyuncularından biri olan Jose Leandro Andrade kaldı... Ona önerilen ücret dışında Avrupa’nın ünlü müzikhollerinde gösteri yapma ve şarkı söyleme imkanı tanınacaktı. Bu işin parası da onun olacaktı. Karnaval müzisyeni ve ayakkabı boyacısı Andrade 8 yıl Avrupa’yı dolaştı. Sahalarda pek görülmedi. Silindir şapkası ve frak “jaket a taille” ile sirklerde ortaya çıkıp ayağında ve kafasında top sektirdi. Heykeli dikilemedi. Onu birkaç sarhoş Avrupalı alkışladı. Maymun gibi ilgisini çekti beyaz Avrupalının. 10 yıl sonra borç harç Uruguay’a dönebildi ve yıllar sonra bir nehir yatağı kenarındaki, kırık dökük ve derme çatma kulübesinde elini tutan kasap Pedro Arispe ve manav Perucho Petrone’nin kucağına yatmış olarak öldü. Öldüğünde açtı... Transferin sıvı hali Larry Gaetjens Amerikalı değildi ve hiçbir zaman da olmamıştı. 1950 Dünya Kupasında oynayan Amerika Milli Takımının tüm oyuncuları göçmendi. Missouri eyaletinin St Louis kentinde birazcık futbol kültürü vardı. Milli takımın tümünün Missouri’li olmasının bir nedeni bu idi ama tamamı değildi. Çünkü Amerikan futbol federasyonu St. Louis kentindeydi, oyuncular yakın çevreden ve masrafsız olanlardan seçilmişti çünkü; oyuncu taraması yapıp yetenekli çocukları bulacak kadar paraları yoktu. Yetenekli çocuk da pek yoktu ya... Toplanan bu takım 1950 yılında daha ilk grup maçı için futbolu keşfeden İngilizlere karşı sahaya çıktığında tek bir soru vardı orada bulunanların kafasında: “İngiltere acaba kaç gol atınca bıkar ve durur?..” Maç 1-0 bitti. 81.dakikada Haitili göçmen Larry Gaetjens’in unutulmaz bir kafa golüyle. O dönemde ülkelerine telgrafla sonuç geçen gazetecilerin İngiltere’ye yazım hatası ile yanlış sonuç bildirdiğini sanan bir gazete “Amerika İngiltere’yi 1-0 yendi” cümlesini tashih etmiş ve başlığı şöyle atmıştı, olsa olsa böyledir diyerek: “Amerika İngiltere’ye 10-0 yenildi..” Bu gazete müzede saklanmaktadır. Sonra... O tarihe ters düşen kafa golünü atan Gaetjens’i simsarlar bir vapura atıp Liverpool limanına, oradan da Anvers’e götürdüler. Her şeye hemen evet diyen aç Haitili göçmen ve “ezik” siyah Amerikalı, Amerikan Milli Marşının sözlerini bile bilmeyen göçmen ve aç çocuk, daha 1950 Dünya Kupası bitmeden Belçika liginde maça çıktı. Amerika’ya dönen milli takımı ise kimse karşılamadı bile. Gaetjens ise tarihe İngilizlere attığı kafa golüyle kaydedildi, Belçika liginde oynadığı hiçbir maçla değil... Amerika’ya dönmeye çalıştığında vize bile alamadı... Yok oldu gitti... Onu Haiti bile tanımaz ama dünya tanımaktadır. Amerika kendine ihanet ettiğini düşünür, Haiti ise Haiti’ye. Onun karnı ise sadece birkaç yıl için doymuştur... Transferin KATI hali Mehmet Topuz Yozgatlıdır... Türkçesi yeni yeni gelişmekte olup, evrensel boyutlardaki futbol kültürünün bir parçası olma yolundaki adımının izleri daha kurumamıştır. Dünya’da iki transfere yasak getirilmiştir. Edson Arrantes Dos Nascimento “Pele” ve Roger Milla... Her ikisi de ülkelerinin “milli serveti” ilan edilmiş ve anayasalarına konulan birer maddeyle ülke dışına çıkıp futbol oynamaları yasaklanmıştır. Mehmet Topuz ise iki büyük kulübün “hayli katı” olan ilişkilerini daha da sertleştirmiştir. O ne Andrade’dir, ne de Gaetjens... Saf ve temiz bir Anadolu delikanlısıdır. Bilememiştir neyin orta yerinde kaldığını. Şimdiye kadar yaşadığı hiçbir yörenin “orta yeri sinema” olmamıştır ki... Onun için yapılan pazarlığın sadece masrafı bile tüm Uruguay Milli Takımının 1924 yılındaki gideri ve bedelinden fazladır. Onun için yapılan telefon görüşmeleri bile ücret olarak Gaetjens’in olmayan ülkesini terk edip, hiç onun olmayan bir ülke adına kahramanlaşıp kaçırılarak götürüldüğü Avrupa kentine, onu götüren vapurun bilet parasından fazladır. Topuz, kavganın orta yerinde kalmış ve belki de bu kapışmanın karşılığını fazlasıyla almış bir delikanlıdır. Kopan patırtıya göre sanılabilir ki; “ceza alanı çevresinde duran her topa” gerilip gelecek ve yerde duran ve önünde baraj kurulmuş olan frikik için eğilip kafa vuracak ve her vurduğu gol olacak!.. Ama şurası kesin ki; Uğruna yıldız savaşları yaşanan Mehmet Topuz, sirk cambazı Andrade ve Haitili göçmen Gaetjens gibi asla aç ölmeyecektir... POST-İT Türkiye’de “çap” meselesinden en çok muzdarip olan takım Galatasaray’dır. Çapı çok büyük olduğundan çapına uygun hoca sıkıntısını hep çekmiştir. Şimdi “çapı en geniş hoca” onların başına gelmiştir. Takımın ve yönetimin “çap” meselesi olmaz ise, Galatasaray çapını daha da büyütecektir. S-ÖZ Başkanların transfer hakkında yalan söylemelerine İMAJ Taraftarların buna inanmalarına YÖNETİM Transferden vazgeçmeye VİRAJ Basının buna alet olmasına ise ENAYİLİK denir... Ümit Aktan uydurdu... >> Siirt’in nüfusu 250 bin. Yapılacak stat 100 bin. Yani maç günü istediğin eve gir ve soy. “Vahşi Batı” ile “Yahşi Doğu” sendromu. Kandırılmanın yeni merkezi bir daha doğuyor...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT