BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Sarı Ağa’dan kaçamazsın!”

“Sarı Ağa’dan kaçamazsın!”

Hıdır kardeşinin kaçtığını fark edince kıyameti koparmıştı. Karısının üzerine yürüdü hışımla: - Senin yüzünden, bir sahip olamadın kıza, ne işe yararsın bilmem ki!



Hıdır kardeşinin kaçtığını fark edince kıyameti koparmıştı. Karısının üzerine yürüdü hışımla: - Senin yüzünden, bir sahip olamadın kıza, ne işe yararsın bilmem ki! Dilan ağlayarak bağırdı: - Bana ne senin kardeşinden. Kendisi anlaşmış, ben senin kardeşinin bekçisi miyim? Kendin sahip olaydın! Recep de koşup geldi olayı duyar duymaz. Dişlerini sıkmış kinle bağırıyordu: - Bunu yanına bırakmam Seyit. Bırakmam yanına. Hıdır’a döndü: - Enişte, düşelim peşine... Bulup temizleyelim onu. Bu namus davası, bir şeye benzemez. Hıdır kıvırcık saçlarını sıvazladı geriye doğru: - Hele bir ağayla konuşalım. Yardım eder bize mutlaka... Çıktılar evden. Recep’in atıyla gittiler ağanın yanına. Çok geçmeden ağa iki adamını daha vermişti yanlarına. Hep birlikte yola koyulmuşlar, kaçak sevdalıları aramaya başlamışlardı bile... * * * Seyit’le Kezban’ın mutlulukları iki hafta sürdü. Arkadaşları Davud’un evine sığındıkları gün köyde hemen nikahları kıyılmıştı. Bırakmadı onları Davut. Hakkari’ye giderlerse çok zorluk çekerlerdi. Burada kimse bulamazdı onları oysa. İstedikleri kadar kalabilirlerdi. Yüreklerindeki tedirginlik bir kaç gün sonra hafiflemişti. Artık yolun başına gözlerini dikip korkuyla beklemiyorlardı. Seyit: - Herhalde umutları kestiler bizden, razı geldiler belki de, bakarsın bir haber gelmiş, ağabeyin gelip öpsünler elimi diye haber göndermiş... Koşar gideriz. Beni de alırlar ağanın yanına. Ben de Hıdır ağabey gibi çalışırım orada. Kaçağa çıkmam artık. Diye hayaller kuruyordu. İkinci haftanın sonunda bir akşamüstü Davud’un bir arkadaşı geldi uzak köylerin birinden. Soluklanması için misafir ettiler. Davud’un karısı Ayşe hemen ayran çıkarttı, kavurma hazırladı ve ev ekmeğiyle koydu sofraya. Kezban’la ikisi çekildiler bir köşeye. Erkekler oturdu. Adam karnını doyurduktan sonra tütününü sararken söyledi kötü haberi: - Çukurca’lı ağanın adamlarını gördüm yolda. Bir kızı ararlarmış. Adamın biriyle kaçmışlar. Peşlerindeler. Hem de silahlı. Hiç de iyi niyetliye benzemiyorlar. Akşama kalmaz burada olurlar. Ben kavşakta rastladım, yan köye bakmaya gidiyorlardı. Davud’la seyit bakıştılar heyecanla. Seyit’in rengi sararmıştı. Yan gözle Kezban’a baktı. O ise dili tutulmuş, korkudan simsiyah gözleri büyümüş bir şekilde dinliyordu anlatılanları. Yine de kimse misafire belli etmedi hiçbir şeyi. O gittikten sonra Davut elini Seyit’in omzuna koydu: - Bu iş burada biter kardeşim. Buldular sizi. Bence oturup konuşun. Anlaşın. Başka türlü kaçamazsın Sarı Ağa’dan. Bu işin içine ağa girdiyse sonu yaştır. Ben korkarım. Seyit hayretle baktı arkadaşına. Hemen toparlandı ve Kezban’a döndü: - Haydi, toparlan, gidiyoruz, oyalanmadan çıkalım yola... Beş dakika içinde helalleştiler. Davut mahcubiyetinden başını kaldırıp yüzlerine bakamıyordu genç çiftin: - Bağışla beni, mertliğe, arkadaşlığa sığmaz bu yaptığım ama anla ne olur. Bak, üç tane bebem var, bakmaya mecburum onlara. Yaşatmaz beni Sarı Ağa, sen de bilirsin... Seyit kaşlarını kaldırıp sarıldı arkadaşına sıkı sıkıya. - Üzme kendini. Bunca şey yaptın, sen de haklısın. Bundan sonrasında bakarız başımızın çaresine artık. Kezban da vedalaştı Ayşe’yle. Hemen yola koyuldular. Davut onlar gözden kaybolana kadar baktı arkalarından. Bir saat geçmeden kapısı hızla vuruldu. Ayşe koşup açtığında boğuk bir sesle haykırarak geri çekildi. Kapıda eli silahlı Hıdır, Recep ve ağanın iki adamı vardı. Hıdır odanın ortasına kadar ilerleyip gürledi: - Konuş Davut, duyduk burada olduklarını, neredeler? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT